Okumanız gereken 10 Japon kitabını sizler için araştırdık.

Japon edebiyatının,uzun ve ünlü bir geçmişi bulunmaktadır ve bu edebiyatın en tanınmış klasiği, 11. Yüzyılda kaleme alınmış olan The Tale of Genji adlı romandır. Genellikle karamsarlıkla dolu olsalar da, mizahi yönleri de ağır basan Japon edebiyatı, kültürel anlamda hırslı olan bir milletin belirleyici özelliklerini bizlere göstermektedir. Şimdi Haruki Murakami’den, Yasunari Kawabata'ya kadar okumanız gereken 10 Japon kitabına göz atacağız.

Almost Transparent Blue (1976), Yazar Ryu Murakami

Murakami Almost Transparent Blue adlı eserini, daha Musashino Art University’de öğrenciyken kaleme aldı ve bu kitap ona prestijli Akutagawa ödülünü kazandırdı. Kitap konu olarak 1970’lerin ortalarında, bir grup çapkın Japon gencini ele alarak cinsellik, uyuşturucu ve rock’n’roll temaları yazar tarafından kitapta işlenmiş. Murakami okuyucularını tek düşüncesi bir sonraki uyuşturucularını nasıl   alacakları olan bir grup arkadaşın aklına sokarak, sizi sinir bozucu bir yolculuğa çıkarıyor.  Bazı eleştirmenler tarafından kaba ve fazla görgüsüz şeklinde yorumlar alsa da, Murakami kahramanları’nın hayatlarını daha fazla boş ve sıradan hale getiren meskalin kaynaklı halüsinasyonları ve anlık şiddet sahnelerini çarpıcı bir şekilde tasvir etmekten çekinmiyor.  Almost Transparent Blue adlı kitap, The Doors grubu’nun müziğindeki  bulanık çapkınlıkları ve 1970’li yılların Japonya’sının kentsel seslerini gözler önüne seriyor.

Death in Midsummer and Other Stories (1953), Yazar Yukio Mishima

Death in Midsummer and Other Stories, Yukio Mishima’nın kara mizah ve rahatsız edici ilişkileri hakkında kısa bir düz yazı şeklinde kaleme aldığı bir eserdir. Eser tıpkı başlığında olduğu gibi ani ve trajik bir şekilde gelişen kazanın tam aksine, bunaltıcı sıcaklar ve uzun yaz günlerinin durgunluğu ve yavaşlığını  işliyor.  Mishima bir aktör,  yazar,  model, oyun yazarı ve şair olduğu gibi, hakkında Nobel Edebiyat Ödülü’ne güçlü bir aday olduğu iddiaları da bulunuyor.  Hikayeler arasında,  aydınlanmanın ve yükselmenin eşiğinde olan kararlı bir keşişin, bir kraliyet cariyesi’ne görerek dünya’ya geri dönmesi, modern bir Noh oyunu, ve bir Japon teğmeni’nin düşünmeden yaptığı seppuku olarak da bilinen ayinsel bir intihar töreni de bulunuyor. Ancak intihar hakkındaki detaylar, durumu biraz daha rahatsız edici hale getiriyor, zira işlenen intihar konusu, Mishima’nın 45 yaşında seppuku yaparak intihar etmesiyle çok fazla benzerlik taşıyor.

The Diving Pool (1990), Yazar Yoko Ogawa

Bu eser, The Diving Pool, Pregnancy Diary ve The Dormitory adlı üç romandan oluşuyor ve okuyucuyu’nun ana karakterlerini somutlaştırmasını hedef alıyor. Eserin odak noktasını, insanlardan tecrit edilmiş tuhaf yerlerden gözlemlenen, kadın karakterler oluşturuyor. The Diving Pool adlı kitap, ailesi’nin bir yetimhane işlettiği Aya adlı bir kızı işliyor.  Eserde Aya, yakın çevresi’ndeki çocuklardan, gerçek ebeveynleri tarafından yetiştirilen tek çocuk konumunda bulunuyor.  Aya sevgi ve acımasızlık eylemlerini, hayatını bir tünel veya teleskoptan görüyormuş gibi bağımsız ve ilgisiz bir tarzda anlatıyor. Çok zeki bir yazar olan ve keskin gözlemlere sahip olan Ogawa, bir bıçağı döndürmek gibi cümleyi çevirmekle ünlü bir yazar.  

Kafka on the Shore (2002), Yazar Haruki Murakami

Kafka on the Shore adlıeser, Haruki Murakami’nin yazın dünyası’na adım atmak için mükemmel bir yapıt. Uluslararası olarak pek çok okuyucu kitlesi olan Murakami, 2014 yılında Nobel Edebiyat Ödülü için güçlü adaylardan bir tanesiydi. Roman, yazarı hikayelerinden tanıyabileceğiniz her şeyi içeriyor: insanlara göre daha fazla şey bilen kediler; klasik müzik ve pop kültürü referansları; kaybolmuş ve başıboş kahramanlar ve cevap verilemeyen metafiziksel gizemleri bulmak için varoluşu aşamalı olarak inceleme.  Johnnie Walker gibi bir karakteri de sadece Murakami hayata getirebilirdi – İngiliz çizer Tom Browne’nin kaleminden çıkan ve bir daha Johnnie Black şişesine asla aynı şekilde bakmayacağınız derecede rahatsız edici çizilmiş olan,  dünyanın en ünlü viskisi’nin üzerinde yer alan yürüyen adam.

Kokoro (1914), Yazar Natsume Soseki

Natsume Soseki, Japonya’nın sayılı büyük yazarlarından bir tanesi. Meiji dönemi’nde aktif olan yazar, aynı zamanda bir akademisyen ve şairdi.  Kalp anlamına gelen Kokoro çeşitli İngilizce şekliyle, 1914 yılında bir gazetede yayınlandı. Roman, genç bir erkeğin, yazarın “sensei” olarak belirttiği yaşlı bir beyefendi ile olan ilişkisi üzerine kurulu olup, aynı zamanda yalnızlık ve kimlik aranması üzerine bir çalışma özelliği taşıyor. Yazarın düz yazısı, anlamlarını karakterlerin sözleri ve eylemleri aracılığıyla farklı seviyeler halinde ilerlemekte; bu sayede romanın sonuna geldiğinizde geriye dönerek ayrıntılı açıklamalardan başka bir şey öğrenip öğrenmeyeceğinize bakabiliyorsunuz. 

Seven Japanese Tales (1963), Yazar Jun’ichiro Tanizaki

Jun’ichiroTanizaki, Japonya’nın en zeki yazarlarından biri ve Seven Japanese Tales adlı eseri, The Makioka Sisters and a Cat, a Man ve Two Women eserlerinin yazarını tanımak için ayrıntılı bir giriş oluşturuyor. Eser ulusal ve kişisel kimlik, cinsel arzu, zalimlik, alçak gönüllülük ile üstünlük ilişkisi hakkında adeta bir keşif özelliği taşıyor. Eserdeki hikayelerden “A Portrait of Shunkin” adlı hikayede, genç bir çocuk, üst düzey sosyal seviyeden bir ailenin müziğe yetenekli kızı için kendini hayata bağlıyor. Hikaye, geleneksel bir Japon çalgısı olan ve bastırılmış hüzünlü bir sesi olan “Shimasen” etrafında gelişiyor. Shimasen, oyuncuları; tıpkı kahramanın aşkı olan Shunkin’e gösterdiği bağlılık gibi, aynı bağlılığı göstermek için çağırıyor.

Snow Country (1937), Yazar Yasunari Kawabata

Yasunari Kawabata’nın Snow Country adlı eseri, Japonya’da kışın ağır yaşandığı kırsal bir bölgesinde geçmekte olup, yalnızlık ve duygusuzluk üzerine ufuk açıcı bir eser olma özelliği taşıyor. Hikaye orta yaşlarda, başıboş ve mesafeli bir insan olan ve bir sıcak su kaynaklarıyla dolu olan ve taşra Geyşa’larının olduğu bir tatil köyünü ziyarete gelen Shimamura’nın bakış açısından anlatılıyor. Shimamura, isteksiz olarak Geyşa’lardan biri ile aşk ilişkisi yaşıyor ve Tokyo’da bulunan eşi ve çocuğunu ihmâl etmekten pişmanlık da duymuyor. Bu Roman,  Kawabata’ya uluslararası camia’da tanınırlık getirmekle beraber, adeta şiirsel yazdığı bu düzyazısı, ona ayrıca 1968 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü de kazandırdı. Snow Country adlı eser, lirik ve düşündürücü olmakla beraber, yağan kara rağmen zorluklarla kazanılan duygusal sıcaklıkları işliyor.

The Tale of Genji (1008), MurasakiShikibu

The Tale of Genji, belki de Japonya’dan çıkan en ünlü eser olma özelliği taşıyor. Roman, 11 yüzyılda sarayda yaşayan soylu bir kadın tarafından kaleme alınmış. Hikaye’nin ana konusu Heian Dönemi sarayında bir aşk hikayesi ve kahraman, o dönemdeki sosyal ve politik engelleri aşarak, yolunu bulmak zorunda. Bir başyapıt olarak kabul edilen eser aynı zamanda bazı çevreler tarafından yazılan ilk modern romanlardan biri olarak kabul ediliyor. Ancak eserin çevirileri,yapıtın 1000 yıl önce kaleme alınmasından dolayı, o dönem Japonca’sının yapısal özellikleri ve deyimlerinden kaynaklanan sebeplerden dolayı kalite, stil ve tarz açısından farklı örnekleri bulunuyor. 

The Waiting Years (1957), Yazar Fumiko Enchi

The Waiting Years adlı roman,  Meiji Japonya’sında geçen bir acı çekme hikayesi olarak kaleme alınan bir eserdir.  Eserin ana konusu, kitabın ana kahramanı olan Tomo adlı kadının, yaşamı boyunca mücadele etmesi ve kendisine sadık olmayan bir kocayla evlenmesi üzerine kurulu, ayrıca çerçeveye giren her yeni kadın,okuyucuya kahramanın bu durumu değiştirmek için ne kadar güçsüz olduğunu da gösteriyor. Fumiko Enchi, Japonya’da en çok saygı duyulan romancılardan biri ve yazarın eserleri, patriarkal toplumlarda kadının kötü durumunu bizlere güzel bir şekilde tasvir ediyor. Roman Meiji döneminde geçiyor olsa da, karakterler ve çektikleri acılar, günümüz okuyucuları için halâ konu ile ilgili geçerliliğini koruyor.

Kaynak: TheCultureTrip

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları