Pek çoğumuz süper kahraman seline tutulurken bu işi, sadece hobi için yapan, tamamen baştan aşağıya klişelerle dolu bir seri bizi nasıl bu kadar kendine bağladı ve onu bu kadar iyi yapan şey nedir?

1. Giriş

Giriş

Yaz ayı geldi ve pek çok kahraman filmi vizyona girip çıkmaya başladı ancak bunları izledikten sonra garip bir şekilde kendimi "e bu muydu yani?" derken buldum. İnternette gezerken insanların End Game ile ilgili yorumlarını okurkende bunu hissettim. Aynı şeyi bir iki yıl önce çıkan kahraman filmlerinde de ama bu bana biraz garip geldi ancak bu garipliğin sebebi çok zaman öncesinde değilmiş gibi hissettiğim bir kaynağa dayanıyor.

Bu seriye geçmeden önce genel olarak düşündüklerimi bir iki paragrafta anlatıp sonrasında geçeceğim. Popüler kahraman filmlerini herkes izlemiştir zira sinemaya gittiğinizde izlemek istemiyorsanız kaçınmak için gerçekten çaba sarf etmeniz gerekmekte, dram ve ya kahraman filmi bir kaç tane de üçüncü kalite türk komedi filmi.  Bunların hiç birisine bir laf etmiyorum yanlış anlaşılmasın, hachiko'yu izlerken bende ağladım ve ya Gora'yı izlerken sucuk ağaçlarını ışın sustalısı ile kesişleri hala daha komik geliyor o zaman da komik gelmişti. Söylemek istediğim şey kahraman filmleri artık kaçınılmaz sayıya ulaştı. Bazı insanlar buna bende dahil olmak üzere gidip bir kaç binanın patlamasını, dünyanın yarısının yok olmasını iyi oyuncuların kendini nasıl harcadığını görmek için bu tarz filmleri izler. Bu filmleri benzetecek olsam çarpışan arabalara benzetirim, çarpışan arabaya bindiğinizde poetik bir anlatım, son derece yüksek bir performans ve kaliteli bir son beklemezsiniz. Çarpışan arabadan beklediğim şey benim arkadaşlarımla gidip, sarsıntıyı güvenli bir şekilde hissedip eğer rekabet duygusu varsa gerilimle birlikte sürüşün keyfini çıkartmaktır. Bu filmleri böyle gören eminim ki pek çok insan vardır ve bu nedenle kült filmleri arasında değildir. Bunun nedenini düşünürken köklü hikayeleri olan, otuz yıldan uzun süredir çizgi romanı olan bu kadar karakterin bana neden tatsız hissettirdiğini çözemedim. Eminim ki yönetmenleri o anki duygu gerilimini bize hissettirmek istemiştir, ancak ben Scarlett Johansson kendini öldürürken "Zaten ne işe yarıyordu ki?" diye düşündüm. Üzüntü ve ya duygulanma olmadı ama buna karşın İyi Kötü Çirkin filmini izlerken hala Clint Eastwood'un, Eli Wallach ve Lee Van Cliff arasındaki gerilimi unutamadım unutamıyorum "Artık biriniz ateş etsin arkadaş!" diye bağırasım geliyor. Benzer bir örnek teşkil etmesi için Dark Knight filminde düşen Joker'in gülüşünü unutamayan ve üçüncü filmde hapisten kaçan suçlular arasında arayan bir tek ben olamam diye düşünüyorum. Buna karşın yeni jenerasyon kahraman filmlerinde bunu çok ender yaşıyorum. Iron Man evet iyiydi ancak bunun sebebi yönetmen değil oyuncusuydu, üzgünüm.

Buna karşın tek bir seri düşünün. Her türlü klişeyi içerisinde barındıran, hollywood animeler her şeyi içerisinde barındıran. Düşünebildiğiniz tüm kötü şakaları, bu karakter fazla güçlüleri içine yığmış olan bir seri. Evet, tek bir seri her bölümünde dolu dolu aksiyon ve gereksiz yıkımla dolu olmasına rağmen, sonunu rahatça tahmin edebileceğiniz ve saçma bir yan karakter kadrosuna sahip ve bundan daha saçma bir karakter geçmişine sahip bir seri. Neredeyse izlediğiniz hiç bir şeyin genel olarak anlam ifade etmediği ancak son sahnede ana karakterin ancak dövüşe girebildiği; ama nasıl desem.. Sizi bir şekilde bağlayıp aslında muhteşem olan bir şeri. Tabi ki bahsettiğim seri Sword Art Online. İnandınız mı?

Tabi ki bahsettiğim seri One Punch Man. One Punch Man hakkında konuşacağız.

2. İyice didiklenmiş konu

İyice didiklenmiş konu

Pek çok kişi izlemiştir bu seriyi eminim ancak izlemeyen insanlar da var bunun sebebi de "Ana karakter nasıl olsa tek atacak." cevabı oluyor ancak bunu söyleyenler sadece anime izleyicilerinin genel yaş ortalaması olan 24-12 yaş aralığı değil bunu söyleyen benim yaşımda insanlar da var, daha da ilginç olan kısımsa One Punch Man'i izleyen kişilerin yaşına bakılınca belli animelerdeki gibi sıkışık bir istatistik değil her yaşa dağılmış bir grafik görüyoruz ve dünyanın her yerinde. Babam bile izliyor, şaka değil babam animasyondan nefret eden bir insandır. Oturup istediği üzere dublajlı olarak satın aldığım dvd'lerden birinci sezonu bitirdi ikinci sezonun dublajını bekliyor.

Peki bu kadar güzel yapan şey ne?

Açıklaması biraz zor aslında ancak sanırım bunu karakterin kendisi etrafında anlatmak en kolay olacak şey. 

Benim gibi RPG tipi oyunları çok seven insanların anlayacağı bir durum söz konusu aslında.  RPG oyunların esas problemleriden birisidir aslında. Karakterinizin ne kadar güçlendiği, özellikle oyun sonuna yaklaştığınız sırada. Statlarınıza yani karakterinizin özelliklerine baktığınızda her şey en son seviyeye yakındır. Artık sizinle aşık atacak çok fazla bir şey yoktur, buna karşın o kadar harcadığınız zaman boyunca karkaterinizi kontrol etmeyi de en iyi şekilde öğrenmiş durumdasınızdır. Bu da size oyunun başındayken çok zor gelen yaratıkların artık çok az bir çaba ile yenebileceğiniz hale geldiğiniz andır. Artık oyun son derece kolaylaşmıştır son bir kaç zorluktan sonra ise yapacağınız başka bir şey de kalmayacak. Oyunun amacı bu kadar güçlü olmaya bizi itmesiydi değil mi? Son zorluğu aşmak için çok güçlü olmamız gerekiyordu ve RPG oyuncularının bileceği üzere son düşmanınızı yendikten sonra size devam etme imkanı veren pek çok oyun var. Neyse efendim, bu duruma geldikten sonra oyun garip bir şekilde bir anda nasıl desem... Çok sıkıcı bir hal almıştır. Saatlerce uğraşıp belki de bin tane kestiğiniz yaratıklar yine gelmekte, bu sefer binini belki tek seferde kesiyorsunuz ama oyun artık kısır döngüye girmiş durumda. Test edebileceğiniz bir şey bırakmadı. Bu nedenle karakterle olan bağımız git gide azalıyor, artık oyun sıkıcı bir hal alıyor benim gözümde.

Basit bir şekilde, iki eşit derecede güçlü spor takımını düşünün. Bu iki takımın oynaması ile Barcelona'nın Şarkışla Belediye Spor ile oynamasını izlerken alacağımız zevk aynı mı olacak?

One Punch Man'de benim Final Fantasy serilerinin sonuna geldiğimde yaşadığım sorunu yaşamakta. O kadar iyi ki artık hiç bir şey entresan gelmemekte aynı bir şirket çalışanı gibi. Yıllarca çalışmış sonunda  o kadar iyi olmuşlar ki yapılan işleri bile o kişiye kontrol ediyorlar. Üniversite, Erasmus her şey ile donatılmış bu çalışan stajlarını tamamlamış ve sonunda o kadar iyi olmuş ki beklentileri aşacak düzeye gelmiş. Sonrasında ne oluyor peki? Memur hayatı, günde 8 saat masa başında ilk üç ayı heyecanlı geçen elli yıllık bir ağır tempo yürüyüş. Her şeyin zaten nasıl nitelikli olarak yapılacağını bildiğiniz bir şeyi günde sekiz saat boyunca bir masada oturup tekrarlıyorsunuz. Haftada beş gün, yıl sonundaki on beş günlük tatile kadar, elli yıl boyunca. Bir zamanlar çabalayıp eğlenceli ve ilginç gelen mesleğiniz böylece bir kaç saniye içerisinde bu durumu fark etmenizle beraber artık dayanılmaz bir hal alıyor. Neden? Çünkü artık yeni bir şeyler için çabalamıyorsunuz, zaten yüksek olan veriminizi o durumda tutmak için sekiz saat aynı işi tekrar ediyorsunuz. Bu durum aslında One yani One Punch Man'in yaratıcısının kendini bulduğu durumu anlatmakta. Yıllarca  çalıştığı işten kaçmak istemiş ve bir karakter yaratmış her şeyi mükemmel şekilde yapabilen bir karakter. Buna karşın One Punch Man'i diğer karakterlerden ayıran şey, çok güçlü olmaktan sıkılmış olması. O kadar çalışma, kendini tanıma ve zor olarak tabir ettiği zamanlardan sonra artık eğlenmeyi unutmuş olması. O kadar fazla kazanıyor ki sonunda saymayı bile bırakıyor çünkü artık ilgi çekici değil. Buna karşın bu seriyi izlemek garip bir şekilde insana pek çok şey anlatıyor, gençler için belki güçlü olup sorumluluk almayı. Üniversiteliler için hayallerini kovalamayı bırakmamayı, benim gibi işe başlamış insanlar için de kovalamayı bıraktığı hayallerine geri sarılmayı. Tek bir seri aynı küçük prens kitabı gibi nasıl bu kadar fazla şeyi anlatabilir? İki kelime, beklentileri yıkarak.

3. Beklentilerin yıkılması

Beklentilerin yıkılması

Beklentinin yıkılması ne demek?

Hiç daha önce kokutucu bir müzikle son derece gerildiğiniz ve bir şeylerin olacağına emin olduğunuz bir film izlediniz mi? Ana karakter karanlık bir orman içerisinde kötü adamı takip ederken müzik bir anda durur ve bir anda yüksek bir ses gelir, ana karakter dönüp baktığında gördüğü şey ise at kafasına benzer sesli bir oyuncaktır. Bu beklentileri yıkmak anlamına geliyor işte.

Bir sahne hazırlayıp o sahneyi izleyiciler için kesin olacak şekilde düşündürterek devam ettirirken sonunda bu durumu tersine çevirmek. İlk sahneye baktığınızda Saitama devasa bir yaratığı tek bir yumrukla param parça ediyor. Bu durum ise onu mutsuz ediyor, tabiri caizse umutlarını yıkıyor. Sonrasında bağırıyor "İçine sıçayım." Gördüğümüz şey gerçekten de bir kahramanın bir yaratığı bu kadar kolay yendiği için üzülmesi. İşin gerçeğini söylemek gerekirse ben animeleri çok sık takip eden birisi değilim, dragon ball serisini en son star tv'de izlemiştim bir kaç ay önce oturup bitirme fırsatım oldu. Her şeyi oturup izleyen birisi de değilim bu durum daha önce yaşandıysa benim cahilliğime verin ben görmedim.

One(Serinin yazarı) her şeyi ortaya karıştırmış. Her şeyi, süper kahramanlar özel güçler artık görmekten bıktığımız tekrar eden şeyler, hollywood filmlerinde "yine amerigalılar kurtaracak dünyayı ellam" dediğimiz anları, her şeyi alıp toplamış ve bunlardan benim daha önce görmediğim bir şey çıkartmış.

One Punch Man basitçe kendini bile ciddiye almayan bir seri. Gerçekten bu nasıl bir geçmiş kurgusu, yaratıklar bile soruyor bunu. Neredeyse oturup sadece oyun oynuyor gibi görünüyor ana karakter. Bunu ilk söylediğim şeyle birleştirelim, RPG oyununu bitiriyoruz artık önümüze çıkacak bir şey yok ve hayatımız sonunda bu oyuna dönüşüyor yani SA- One Punch Man.Burada olan şey aslında bire bir oyunu oynadıktan sonra bizim hissettiğimizle Saitama'nın hissettiklerinin aynı olması. Yaratıkları tek bir yumruk ile yeniyor ve bu durumdan çok hoşnutsuz neredeyse hayatta yaptığınız her şeyin artık normal olması gibi. Dünyadaki tüm okulların her bölümünü bitirdin mi peki, terfi mi aldın ne olacak, yeni bir araba mı aldın e yani? Hayatınızdaki tüm mükafatlandırmaların ve yeni bir şey elde etmenin heyecanının gittiğini düşünün. Saitama sadece hayatında onu zorlayacak her hangi bir şey istiyor. Bu yüzden onun boş vakitlerinde oyun oynadığını görüyoruz ya da para kazanmak için çalıştığını ancak ya bunları da bitirirse ne olacak?

Buna benzer bir şeyi Matrix'te Architect(Mimar) kullanmıştı. Yaptıkları ilk Matrix'in insanlar için cennet olduğunu söylemişti ancak bu durum insanların intihar etmeleri ile son bulmuş bu nedenle üçüncü Matrix'i yaparken mükemmel olmaması için çabaladıklarını söylüyorlar. Aynı şeyi Truman Show'da da gördük. Bir insanın hayatı son derece mükemmel ancak bu gerçek değil dendiğinde onu delirtiyor çünkü mükemmelik insanlığın zıttı durumunda. Bu nedenle de Saitama kendinin insan olduğunu kanıtlama derdinde.

4. İzlettiren şeyler ne peki?

İzlettiren şeyler ne peki?

Saitama hakkında biraz daha söz etmeden bu kısmı geçmem mümkün değil. Karakter o kadar derin ve bize anlayabileceğimiz saf bir şekilde kendini anlatıyor ki yaz yaz bitmez.

Yaratıklarla bu kadar basit şekilde mücadele ederken asıl zorlandığı şeyin diğer insanlar olması ise en komik kısım aslında. Genellikle de şu sözü söylemesi beni hep garip bir şekilde duygulandırmıştır "Her zaman hayalini kurduğum kahraman oldum; ancak hiç bir şey hayal ettiğim gibi değildi. Neden bu kadar boş hissediyorum? Fazla güçlendim, bir süper kahraman oldum. Dokunulmaz oldum... Bu kadar fazla güçlü olmak... Son derece sıkıcı." bu durum tam da RPG örneğimdeki durum. Oyunu bitirmiş ve üzerinde tonlarca altın, inanılmaz miktarda fazla mana vs vs ile ona başlangıç seviyesi gibi hissettiren son seviyede sıkışıp kalmış. 

Durum o kadar acıklı ki, envanteri dolu olmasına rağmen kimse onun bu yeteneklerinden bir kaçını bile çıkarttıracak kadar güçlü değil. Yaptığı her şey boşa gitti. Seride izlediğimiz şey ise genç bir adamın yeni gerçekliği ile başa çıkmaya çabalaması ve bunu yaparken benim hayatımı, babama babamın hayatını anlattığını hissettirmesi gibi insanlara sanki onların hayatından bir şeyler anlatıyor gibi devam etmesi sayesinde izleyicisi ile bağlantı kurabilmiş durumda. Hepimiz sevdiğimiz şeylerin bir an gelip bize yabancı hissettirmesinin ne demek olduğunu biliyoruz, bu bize çok özel bir şey ancak bunu hepimiz hissettik ve benzer bir şeyi hisseden birisini izliyoruz. İyi işler yapmış olsak bile taktir edilmediğimiz onlarca zaman oldu, kendimizdeki potansiyeli görüp bunu bileylesek bile etrafımızdaki insanlar hala bunu görmekte zorlanıyor. Hepimizin hissetiği diğer bir şeyde bazen dünyada kendimize inan tek kişinin yine kendimiz olmasının nasıl hissettirdiğini. Saitama ilk etapta nasıl güçlendi? Son derece fazla çalışarak, muz yiyerek, sıcakta oturarak, her gün bunu tekrar ederek. Sonunda bir gün ancak fark edebildiği iki şey oldu "Bir gün çok güçlü olmuştum ve saçlarımı kaybetmiştim." bu kadar. Saitama aslında sadece normal birisi, bu yazıyı okuyan ve ya her gün sokakta gördüğümüz her hangi birisi. Tek bir yumruğu ile evreni tekrar başlatabilecek kadar güçlü normal birisi. Serinin yaratan kişi de bunu biliyor, kendisi en iyi çizerlerden kesinlikle değil, hatta bana kalırsa yetenekli bir çizer bile değil; ancak kendisine inandı ve sıfırdan bunları yaratışını birlikte izledik. Anime dünyasındaki en büyük serilerden birisi. Bu sizi oturduğunuz sandalyeden kalkıp istediğiniz şeyi yapmaya itmiyorsa başka ne itebilir bilemiyorum. Bunun gibi çokça hikaye var, yetim bir çocuğun ben ileride asker olacağım deyip köle olarak yaşamanın ve insan olarak ayrıcalıklarını yitirmenin ölümden daha kötü olduğunu derinden hissedip ona güvenen kişilere bakıp "Ya istiklal ya ölüm." demesi ve ardında kendi çocuğum diyebileceği birisini bırakamadan lakin şu an bu topraklarda ve dünyaya dağılmış şekilde yaşayan yüz milyon tane çocuğu olan birisinin hikayesi ile aynı şey aslında. Sıradan, sarışın mavi gözlü yetim bir çocuğun bile hikayesi varken bunu belki tarih öğretmenlerimiz bu şekilde anlatmamış olsa da hayallerinin peşinden koşmanın ne denli önemli olduğunu Saitama kitap açmaktan utanan pek çok kişiye umuyorum ki hatırlatır. Bu kişilere baktığımda ben kendimi görmekteyim, Saitama ve ya diğer hikayelerdeki kişilere. Belki yetenek olarak değil ancak kafa yapısı ve ruh olarak. Bunu söylerken seriyi babamla izledikten sonra Saitamanın yumruğunu bende attım. Belki kendimden yirmi kat büyük bir yaratığa değil ve ya Anafartalar'da halkımı kurtararak değil. İki yılda öğrendiğim akıcı ingilizceme baktım, aldığım mühendislik derslerine ve babama "Ben mühendis olmak istemiyorum, hayallerimi kovalamak istiyorum." onunda desteği ile bu gün büyük bir restorantın 10 kişiden fazla aşçıyı çalıştırabilecek mutfağının şefi olduğum gün. Bu yazıyı yazmamın asıl amacı ise, animeler size pek çok şey katmakta. Bunları özümseyip arkadaşlarınız için çarpışacaksanız özel olmayı beklemeyin, Saitama'nın güçlerini değil ruhunu ve kafa yapısını alın. Çok çalışıp istediğiniz şey olun.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları