İlk vizeyi geçmiştik. Sıra 70'ler, 80'ler ve 90'ları kapsayan ikinci vizeye hazırlanmakta!

Dersimizin yeni bölümüne hoş geldiniz! Animelerin tarihi dersinde bugün; 70’ler, 80’ler ve 90’lardan bahsedeceğiz. Lafı fazla uzatmadan hemen başlamak istiyorum çünkü bu yazıda, önceki yazıya nazaran sizlerin daha çok ilgisini çekecek anime serileri olduğunu düşünüyorum. Haydi başlayalım! 

1970’ler: Robotlar, Edebiyat ve Sanat

Bir önceki bölümde de adını oldukça duyduğunuz ve Anime dünyasını TV’lere taşıyan isim olarak bildiğimiz Tezuka, 1968 yılında Mushi Pro’dan ayrılarak Tezuka Productions’ı kurdu. Kurucusu Tezuka olmadan bütçe zorluklarını aşmayı başaramayan Mushi Pro ise 1973 yılında kepenkleri indirdi ve stüdyoyu kapattı. Mushi Pro’nun eski animatörlerinden birçoğu, kendi stüdyolarını kurdular. Bu stüdyolardan ikisi sizlere oldukça tanıdık gelecektir; birisi Gintama, Code Geass ve Cowboy Bebop gibi animelere stüdyoluk yapan Sunrise ve diğeri de Death Note, Hunter x Hunter, Monster gibi genelde başarılı işleriyle bildiğimiz Madhouse. 

Tezuka ayrılmadan ve Mushi Pro stüdyosu kapanmadan önce, bir film stüdyosu olan Zuiyo Eizo kendilerine animasyon üretmesi için Mushi Pro ile sözleşme imzalamıştı. 1974’te Zuiyo Eizo; başta, ailelerimizin bile bildiği ünlü anime Alps no Shoujo Heidi (Heidi, Alplerin Kızı) olmak üzere anime üretmeye başladı.

Heidi hemen popüler bir seri haline dönüştü ve dünyada çok sevildi; tabi ki yönetmenlerin isimlerini duyunca Heidi’nin bu kadar çok beğenilmesini hepimiz normal karşılıyoruz. O isimler şunlardı; yönetmen Isao Takahata ve düzen yönetmeni de Hayao Miyazaki.  Anime izleyen herkes sanırım bu isimleri biliyordur, ama eğer bilmeyenler varsa da merak etmeyin bu isimlerden tekrar bahsedeceğiz. 

Heidi’nin başarısına rağmen, Zuiyo Eizo gelecek yıl borçlar nedeniyle iki farklı şirkete ayrıldı. Şirketlerden birisi olan Zuiyo, borcu üstlendi ve ikinci şirket olan Nippon Animation, animasyon ekibini göreve aldı.

Heidi ve diğer Zuiyo Eizo eserleri üzerine inşa edilen Nippon Animation; Dog of Flanders ve Anne of Green Gables gibi dünyaca ünlü klasik edebiyat eserlerini animeye uyarlayan uzun bir seri olan, World Masterpiece Theater’ı yarattı. Nippon Animation için daha fazla para kazancı olan bu hikayeler ayrıca Dünyanın dört bir yanına ihraç etmek için de oldukça kolaydı. 

Animeler, 1970’ler de özellikle bilim kurgu açısından kendisini geliştirmeye ve tanımlamaya devam etti. İlk uzay-operası animesi Uchuu Senkan Yamato, eski Mushi Pro personelleri tarafından kurulan başka bir stüdyo olan Group TAC tarafından, 1974’de çıkışını gerçekleştirdi.

Ciddi ve karmaşık bir hikâye anlatan Uchuu Senkan Yamato, daha sonra Japon bilim kurgusu üzerinde büyük bir etki yaratacaktı. 1979’da Star Blazers adı altında Amerika’da piyasaya sürüldü ve cumartesi sabahı daha olgun ve derin hikâyeye sahip anime veya dizileri izlemeyi seven hayranlar tarafından büyük ilgiyle karşılandı. 

70’lerin sonunda animeler, Japon popüler kültürünün tamamen bir parçası haline gelmişti. Anime ve Mangalar hakkında makaleler yayınlayan ve detaylı içerikler sunan Animage dergisi 1974 yılının Temmuz ayında ilk kez okuyucu karşısına çıktı. Yakında ‘’otaku’’ terimi, hayatını animelere adayan insanları tanımlamak için kullanılmaya başlanacaktı. 

İki Japon kültür kurumu 1979’da ortaya çıktı. Sunrise herkesin şu anda adını bildiği, dev robotların bilim ve siyasetin temelleriyle uğraştığı, Mobile Suit Gundam serisini 1979 yılında yayınlamaya başladı.

Seri aslında çok popüler değildi, ta ki Bandai serinin ticari haklarını alıp Gundam model kitlerini piyasa sürmeye başlayıncaya kadar. O zamandan bu yana, 70’in üzerinde Gundam serisi, özel bölümleri ve filmleri yapıldı ve yüz milyonlarca Gundam model kitleri satıldı. 

Bu sırada, Shin-Ei Animation (TMS alt kuruluşlarından birisi) daha önce 1973'te Televizyon filmine uyarlanmış, zaman yolculuğu yapan kedi robotu hakkında bir mangaya dayanan komedi dizisi olan Doraemon'u geri getirmeye karar verdi. Bu sürüm 26 bölüm sürdü, ancak Shin-Ei; Doraemon'u şaşırtıcı bir şekilde 1.787 bölüm daha devam ettirecekti.

2005'te Doraemon sona erdi, ancak bir süre sonra hala Shin-Ei tarafından üretilen ve hala devam eden güncellenmiş tasarım ve seslendirme aktörleri içeren yeni bir Doraemon ile değiştirildi.

70’lerde ayrıca Ashita no Joe, Lupin serisi, Captain Harlock, Devilman gibi yapımlarda yayınlandı.

1980’ler: Altın Çağ

Birçok çevre tarafından animelerin ‘’Altın Çağı’’ 80’ler olarak kabul görüyor. Bunun sebebi, anime türlerinin artması ve animelerin 80’lerde gördüğü inanılmaz ilgi. VHS kasetlerin kullanımın yaygınlaşması ve 60’lara damgasını vuran Tetsuwan Atom (Astro Boy) ile büyüyen genç neslin artık ergin bireyler olmasının da dahil olduğu birçok faktör, buna katkıda bulunmuştur.

Tatsukono Pro ve Mushi Pro’nun eski animatörlerinin kurduğu Studio Pierrot, kurulmasından 2 yıl sonra; Mamoru Oshii’nin yönettiği Urusei Yatsura’yı 1981 yılında yayınladı. Ki bizlere sonradan Ghost in the Shell gibi muazzam bir yapımı oluşturacak olan Mamoru Oshii’nin ilk işlerinden birisidir.

Rumiko Takahashi’nin mangasından uyarlanan bu animede, zampara bir insanın yanlışlıkla bir uzaylıyla evlenmesi sonucu yaşananları anlatan bir hikayeydi ve büyük bir hit oldu.

Spor animelerinin formülü ise Tsuchida Pro tarafından 1983 yılında yayınlanan tüm Türk gençlerinin bildiği Captan Tsubasa ile kodlanmıştı. Anime bizlere takım dayanışmasını, arkadaşlığı ve futbol hakkında her şeyi (fazlaca abartılı ve estetik hareketler ile) gösteriyordu. Tsubasa; bir futbolcu nesline ve manga yazarlarına, ilham kaynağı oldu ve yapılması imkânsız gibi görünen spor hareketlerini bir şov olarak bizlere sundu. 

VHS ve diğer ev kayıt/oynatma cihazları 80'lerin başında piyasaya çıkıyordu ve animeler oldukça ön plandaydı. Urusei Yatsura, 1983'ün sonlarında VHS'de sunulmuştu ve aynı yıl içerisinde OAV (orijinal video animasyonu, Japonya’da düz bir DVD filminin versiyonu) icat edildi. Hiç kimse, ilk OAV olan Oshii’nin Moon Base Dallos’u ile ilgilenmedi,ancak daha popüler animelerin piyasayı yukarıya doğru çekmesi uzun sürmeyecekti. 

Bir diğer teknolojik gelişme ise 1983 yılında ortaya çıkan CGI (bilgisayar tarafından oluşturulan görüntüler)’idi. TMS’nin Golgo 13 animesinde, gökdelen’in üzerinde çember çizen helikopterleri göstermek için ve bazı çeşitli sahnelerde CGI kullanıldı. CGI'nin sadece Japonya'da değil, Dünyanın herhangi bir yerinde animasyonlu bir filmde ilk önemli kullanımıydı. Ve evet, şu an bakılınca hiç de iyi görünmüyor fakat o zamanlar için bu bir ilkti ve yeni bir teknolojiydi.

1984’teki en büyük haber ve benimde Miyazaki’nin en sevdiğim anime filmi olan, Kaze no Tani no Nausicaä ’idi.

Isao Takahata tarafından prodüktörlüğü üstlenilen ve Hayao Miyazaki (Heidi üzerinde çalışan yetenekli adamlar) tarafından yazılan ve yönetilen Nausicaä; şu an hepimizin bildiği ve sevdiği, prestijli Studio Ghibli'nin ilk filmi oldu.

Aynı yıl (1984) Daicon Films, bir grup üniversite öğrencisi tarafından kuruldu. Daicon'u hiç duymadınız değil mi? Bu gayet normal çünkü gelecek yıl (1985) isimlerini Gainax'a değiştirdiler ki bu stüdyoyu bir çoğumuz duydu ve çok sevdi.

Fakat eğer, OAV'ler ve büyük ölçüde etkili film ve stüdyolar sizin için bir şey değilse, 1984 bir ilki daha gördü. Artık insanlar anime satın alıp kendi evlerinde izleyebiliyorlardı ve TV ve sinemaların sansürlerinden de böylece kurtulmuş oldular. Muhtemelen anime endüstrisinin hızla yükseleceğini tahmin edebilirsiniz. İlk "hentai" (pornografik) anime, Lolita Anime’ idi; ancak aynı yıldan itibaren Cream Lemon daha iyi biliniyordu. Daha fazla anime, onları hızlı ve kârlı bir şekilde takip etti.

1985 yılında Mamoru Oshii, deneysel animesi olan Tenshi no Tamago’yu yayınladı. Ki hala kimse animenin ne anlattığını tam olarak anlamış ya da hikâyeyi tamamen çözebilmiş durumda değil. Boş vaktinizde, bir de sizin bakmanızda yarar var. 

1986 yılında Toei, Akira Toriyama’nın Dragon Ball’unun animesini yayınlamaya başladı. Anime, açıkça inanılmaz derecede popüler olduğunu kanıtladı. Son 30 yılda çizilen savaşlar ve giderek artan kahraman güçleri içeren bir “shonen” (6 ila 15 yaşlarında erkek çocuklara yönelik) serisi izlediyseniz, o animenin yazar ve yönetmenleri çocukken muhtemelen Dragon Ball'u ya da halefi Dragon Ball Z’yi izledi.

1986 yılında ayrıca Hayao Miyazaki bir anime daha çıkarttı, Tenkuu no Shiro Laputa.

Anime kaynakları genişliyordu. Mangalar, romanlar ve orijinal hikayeler her zamanki gibi popüler seçimler olmaya devam etti, ancak video oyunları (1986, Super Mario Brothers) ve hafif romanlar (1988, Legend of the Galactic Heroes) yakında animeler için, verimli bir zemin oluşturacaktı. Uyarlanan öykü türleri de bu oranda genişlemişti.

İlk yaoi (“erkek sevgisi” ya da “shonen-ai” olarak da bilinir ve kadınlara yönelik eşcinsel ilişkilerini içerir) animesi Kaze to Ki no Uta, bir OAV’ydi ve 1987’de küçük bir stüdyo olan Office Next-One tarafından yayınlandı.

1988 yılında Noboru Ishigoru’nun yönetmenliğini yaptığı ve aynı adlı romandan uyarlanan Legend of the Galactic Heroes, Artland stüdyosu tarafından OAV formatında yayınlandı.

Yoshiki Tanaka’nın kitaplarından uyarlama olan anime; güç savaşları, derin felsefesi ve arka planda dönen olaylarıyla birlikte döneme ve hatta günümüze bile damgasını vurmuştur. MyAnimeList ve birçok platformda gelmiş geçmiş en iyi 10 anime arasında sınıflandırılmaktadır. Kendisine 80’lerin Japon Game of Thrones’u desek yanılmış olmayız.

1988’de bir diğer başyapıt olan Studio Ghibli ve efsanevi yönetmen Isao Takahata imzalı film , Hotaru no Haka vizyonlara girmişti. İkinci dünya savaşında, 1945’te geçen film; gerçekçiliği ve harika duygusallığıyla herkesi gözyaşı seline boğmuştu ki şu an da boğmaya devam ediyor.

Evde izlemek için satın alınan animelerin artması, yurt dışında lisanslama ve Japonya'nın içinde bulunduğu ekonomik büyüme sayesinde animelerin bütçeleri artıyordu.

1988'de çıkışını yapan efsanevi film Akira da bu durum çok belirgindi. Akira paraya boğulan bir yapımdı ve ekranda akıcı animasyonlarla gösterildi. Tetsuwan Atom (Astro Boy) saniyede 8 ya da daha az animasyon karesi kullanırken, Akira 24 animasyon karesi kullandı ve dönemin belki de en iyi animasyon kalitesine sahip yapımıydı.

Diyalogların önceden kaydedildiği ilk animeydi ve animatörler ağız hareketlerini bu ses kayıtlarına göre animasyona geçiriyorlardı. Akira zamanında çok sükse yapmıştı ve şu an da bile gelmiş geçmiş en iyi anime filmleri arasında üst sıralara oynamakta. 

Yıllar sonra, sevdiğiniz anime dünyasının ne kadar muhteşem görünebileceğini arkadaşlarınıza göstermek için tercih edilen anime oldu.

1990’lar: Maddi Çöküntü ve Bazı Kült Yapımlar

Bütçeler her zaman yükselmez. 1991’de Japonya’nın ekonomisi çöktü ve bu durum anime sektörüne de yansıdı. Bütçeler kesildi ve birçok anime filmi ve OAV stüdyoları kapandı. Bununla birlikte, bir durgunlukta veya çöküntüde bile, eğlence her zaman popülerdir.

Studio Ghibli, fırtınayı son güçlü hiti olan Kiki’s Delivery Service ile yıprattı ve TV fonlama için verimli bir zemin olmaya devam etti.

Toei, 1992'de Sailor Moon'u yayınlamaya başlayarak büyük bir ticari başarı yakaladı. Dünya üzerinde oldukça ilgi gören Sailor Moon, ülkemizde de özellikle genç kızlarımız tarafından büyük ilgi gördü.

1993’te spor animelerini şahlandıracak olan Slam Dunk, yine Toei Animation tarafından yayınlanmaya başladı ve 1996 yılında sona erdi.

1995’te Gainax, Neon Genesis Evangelion’u piyasaya sürdü. Neon Genesis Evangelion; kırılgan ama sevilebilir karakterleri, karanlık ve depresif atmosferi, çok iyi kullandığı felsefesi ve ikonik dini göndermeleriyle döneme ve hatta günümüze damgasını vurdu.

Robot teknolojisini ve gençleri pilot olarak kullanma psikolojisine ek olarak, Evangelion'un iki ana kahramanı, anime dünyasında büyük izler bıraktı. Asuka ve Rei, popüler “tsundere” ve “moe” kişilik türleri olarak bilinen şeyleri karakterize etti.

Yine 1995 yılında, Mamoru Oshii sonrasında başyapıtı olarak bilinecek Ghost in the Shell'i yayınladı. 

Ghost in the Shell, cyberpunk türünde bir yapıttı. Derin felsefesi ve karakterlerinin gerçekliğiyle oldukça iyi bir yapım olan Ghost in the Shell, şu an genel olarak herkesin bayıldığı Matrix'e ilham kaynağı olmasıyla da biliniyor. Şahsi kanaatim, hayatımda izlediğim en iyi 3 anime filminden birisi olduğu yönünde. 

1996 yılında Studio Deen tarafından,bizlere tarihsel bir samuray sunan Rurouni Kenshin: Meiji Kenkaku Romantan piyasa çıktı ve iki yıl boyunca büyük bir ilgi gördü.

1997 yılında, benim mangasını ayrı animesini ayrı çok sevdiğim Kenpuu Denki Berserk; bizlere o harika karanlık orta çağ atmosferine sahip hikayesinden azını sunmak için yayınlanmaya başladı ve 1998 yılında sona erdi. Herkese tavsiyem, seinen anime türünü seven her insanın Berserk animesine göz atmasıdır.

1997 yılında efsanevi yönetmen Hayao Miyazaki ve Studio Ghibli, Miyazaki’nin sihrini kullanan bir diğer anime filmi olan Mononoke-Hime’yi piyasaya sürdü. Miyazaki anime yerinde üstatlığını sağlamaya oldukça yaklaşmıştı ve Studio Ghibli isminin geçtiği yapımlara artık daha çıkmadan başyapıt olacak gözüyle bakılıyordu.

Bir video oyunundan esinlenerek yapılan ilk anime, 1986’ta çıkan Super Mario Brothers: Peach-hime Kyuushutsu Daisakusen’di fakat 1997’de çıkan ve her birimizin çocukken ve şimdi bile hayranı olduğu Pokemon’la birlikte video oyunlarının da animeler üzerinde inanılmaz karlı bir etki yaratabileceği görülmüş oldu.

Pokemon hala piyasada ve firmalar hala onun uluslararası başarısını çoğaltmaya çalışıyor.

 

Video oyunları, elbette, sadece demografik olarak çocuklara yönelik değillerdi ve yetişkinlere yönelik görsel roman oyunları da (evet, özellikle erotik olanlar) animelere uyarlanmaya başlamıştı.Bunlardan ilki 1998’de yayınlanan, Sentimental Journey’idi ve bu tür 2000’li yıllarda çıkışa geçti.

Anime sektörü, büyümeye ve çeşitlenmeye devam ediyordu. OAV'lar, yazarların hayal edebildikleri kadar kanlı, deneysel veya ezoterik olarak rastgele ve komedi içerikli olabilirlerdi. 

1998'de çıkan Serial Experiments Lain gibi gece geç saatlerde yayınlanan animeler, şık ve sofistike bir animasyonla ciddi felsefi temaları işleyen yapımlara dönüşmüştü.

 

Tarzdan bahsetmişken; Studio Bones, 1998 yılında Sunrise çalışanları tarafından kuruldu ve ilk projeleri, Sunrise ile bir araya gelerek jazz müziklerle donatılmış bir uzay komedisi oluşturmak oldu.Evet tahmininiz doğru, 1998’de çıkan ve anime serileri arasında kendisini kült klasmanına taşıyan bu anime Cowboy Bebop’idi.

 

1998 yılında Studio Comet ve Studio Gallop ortak bir proje olarak, araba-yarış animelerini ayağa kaldıracak ve uzun yıllar tahtta kalacak Initial D'yi çıkarttılar.  

 

Initial D, Japonya'da ve dünyanın genelinde çok büyük ilgi gördü ve onunla büyüyen bir nesli Japonya'da drift yarışları yapma hevesiyle olgunlaştırdı. Animenin ana karakteri Takumi Fujiwara da oldukça popüler bir karakter olarak akıllara kazındı. 

90’ların son büyük atılımını yapan stüdyo, Studio Pierrot olacaktı. 1999 yılında komedi, dram ve hayattan kesitler türünü harika şekilde bir araya getiren Great Teacher Onizuka’yı yayınlamaya başladılar ve anime 2000 yılında sona erdi.

Anime tarihinin bu dersinde 1970’ler, 1980’ler ve 1990’lardan bahsettik.Oldukça uzun ve belki de yorucu olan bu dersin ardından, bir sonraki dersimizde 2000’ler ve 2010’lardan yani günümüz animelerinden bahsedeceğiz. Bakalım, bu yazıda izlediğiniz veya izlemeyi düşündüğünüz animeler var mı? (ki kesinlikle vardır, Ghibli filmleri yeter) Bir dahaki dersimize kadar görüşmek üzere,kendinize iyi bakın! 

İlk bölüm için: Anime Tarihi #1

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları