Aynı tas aynı hamam.

Hiroyuki Imaishi'yi bilir misiniz? Tengen Toppa Gurren Lagann serisinin yaratıcı ve yöneticisi kendisi. Kill la Kill gibi isimlerin yaratıcısı da o aynı zamanda. Tengen Toppa Gurren Lagann ile gayet başarı yakalayıp sektörde kalıcı bir isim olabildi kendisi. Öyle ki kendisi bir türlü farklı bir iş yapamadı ondan sonra daha. Kill la Kill gayet senaryodaki örgülerin formülü açısından Tengen Toppa Gurren Lagann idi mesela. Darling in the Franxx ise sonlara doğru gayet Tengen Toppa Gurren Lagan'lığını ilan etmişti artık.

Bu ekip ne yapsa sürekli "Ya bu Tengen Toppa Gurren Lagann aynı" demekten alıkoyamadım kendimi. Darling in the Franxx ile beraber artık bıktığımı anlamıştım. Şöyle açığa kavuşturayım; Tengen Toppa Gurren Lagann'ı anime izlemeye yeni başladığım dönemlerde (4 sene önce falan) rastgele görüp indirip izlemiştim. Sırf estetik tarafı çektiği için bakayım demiştim araştırmadan. İzlerken de izlediğim en iyi anime olacağından habersizdim gayet. Evet, seri bittiğinde baya memnun ayrılmıştım. Gayet bayılmıştım. En sevdiğim anime olmuştu direkt. Artık o unvanın sahibi tabii Legend of the Galactic Heroes tabii o ayrı. En sevdiğim 2.anime artık kısacası.

Görsel tarafı, epikliği, gazı, müzikleri, hikâyesini dolu dolu ele alışı ve evrenine kadar her şeyi ile ısındırması, karakterleri ve ana karakterin gelişim yaşaması. Özellikle sonlara doğru fazlasıyla epiklik skalasını alt üst ediyor. Tengen Toppa Gurren Lagann işte bu. Bunun dışında senaryo ve twist düzeni de var sonraki işlerin TTGL'ye benzer oluş sebebi açısından ama onlar spoiler. Genelde beni rahatsız eden kısım senaryo ve twist düzeninin aynı olması oluyor zaten.

En sevdiğim ikinci anime de olsa artık bıkıyor insan. Tüm bunlardan sonra Hiroyuki'nin yeni bir anime yaptığını öğrenince "Bu sefer farklı olur mu" der demem yine ağzıma ana karakter tasarımı ile tıktı. Ana karakter gayet Tengen Toppa Gurren Lagann'dan Kamina idi. Daha şimdiden benzerlik falsosu verince insan korkuyor tabii.

Sinemaya gireli baya oldu aslında ama ne yazık ki kaliteli bir şekilde düşmesi için daha çok vardı. Bluray çıkışını 1 sene falan bekledik. Beklerken de Twitter'da baya fan artlarını görüp izleyenleri kıskanıyordum. İnsanın Japonya'da olası geliyor bu tip durumlarda.

Ha açıkçası öyle sabırsızca beklemedim hiç. Çıksın hele izleriz deyip durdum. Ne zaman çıkacağını bile unuttum hani. Çıktığı vakit başkasından öğrendim çıktığını hatta o derece sallamadım artık. Çıktı, indirdim ve izledim. Nasıldı? Aşağıya alalım sizi.

HİKÂYE/KARAKTER

Gizemli patlamalar sonucu peydahlanan mutantlar ile başlıyor anime. Bu mutantlar ateşi kontrol edebilen Burnish olarak isimlendirilmiş yeni bir ırk gibi bir şey. Zamanla Mad Burnish olarak isimlendirilen bu teröristleri durdurmak için de bir ekip kurulur ve 30 sene boyunca Mad Burnish teröristlerini yakalayıp hapse atmaya çalışırlar. İlk sahnelerden bu teröristlerin ele başı kendini gösterir ve yakalanır. Bunlar olduktan sonra da teröristlerin aslında kötü varlıklar olmadıklarını ve birçok şeyin göründüğü gibi olmadığı ortaya çıkmaya başlar.

Şunu baştan yazayım; 10 dakika sonra kafamda tüm senaryo canlandı. Olabilecek twistleri ve sonları kafamda toparlayabildim hemen. Bu hiç sağlıklı bir şey değildi. Artık Trigger kendini değiştirdi mi diyordum ama kendimi bu durumda bulunca hiç hoş olmadı ilk 10 dakikadan. Gizli kötü adamı ilk kareden görünce "Bu gizli kötü adam demeyin bana" dedim. O anlara kadar anime harika gidiyordu ama orada baya düştü gözümden.

Hikâyesi belki ileride şaşırtır, belki ben çok aceleci bir insanım diye ümitlerimi yitirmedim ama tabii. Ama ne yazık ki senaryodaki şu sorun beni itiyordu; giriş gelişme ve sonuç düzeni yok. Anime dizilerinde farklı farklı olayların bazen giriş gelişme ve sonuçları oluyor. Bölüm sonlarının genelinde önemli bir gelişme yaşanıp kendini sonraki bölüme saklayıp biter hani. O olaylar olana kadar olay örgüleri ile donatır kendini hikâye. Promare giriş ve gelişmeyi atıp direkt sadece bu olayların sonuç kısmını gösteriyor gibiydi. Daha çok 24 bölümlük bir animenin sadece önemli plotları ile editlenmiş bir özeti gibi ya da. Genelde oluyor da zaten bazı serilerin özet şekilde sunulmuş filmleri. Promare öyle hissettirdi bana baya. Bir olay gelişiyor ve sakinleşip sonraki için yeterince olaylar ile köprü kurmadan bir sonrakini patlatıyor ve sürekli tansiyonunu yüksekte tutuyor anime. Ama bu sürekli yüksek tansiyon açıkçası bana yüksek tempo olarak gelemedi. Ne evrenini, ne hikâyesini ve ne de karakterlerini tanıtıp ısındırma derdi olmayınca o kadar üst üste önemli şeylerin olması beni hiç bağlamadı bu yüzden. Anlamsızca bakıp izledim gayet.

Redline diye bir anime var bilmem bilir misiniz. O da bir film. Kendisinin tansiyonu sürekli yüksek bir film. Hem de hikâye ve karakterleri zayıf hani. Ama bayıldığım bir filmdir. Neden Redline aynı muameleyi görmedi benden? Çünkü tansiyonu başka açıdan yüksek. Aksiyon açısından gördüğüm en harika şey olabilir Redline. Twist derdi falan yok. Olay tamamen aksiyon. Promare'de de var bunlar ama ilk sahne dışında hepsi gaz üstüne kurulu ve o gazı verebilmesi adına kendi açımdan konuşmak gerekirse hiç de yeterli değil daha önceden yazdığım sebeplerden.

Hikâyesinde ne tahmin ettiysem tuttu ama sandığımdan daha erkenden tuttu. O an ümitlenmiştim "Acaba Hiroyuki ters köşe mi yapacak" demiştim ama animede fazla olay örgüsü olmadığını fark ettim sonra. Bu twistler erken patlıyor ve sonradan kim bilir daha neler olur diyorsunuz ama sonraki sahneler de hep bu twistler üzerine ve sonra da gaz aksiyonu paso.

Bir filmin aksiyon üzerine kurulu olmasında sorun yok ama Tengen Toppa Gurren Lagann tarzı bir aksiyon ne yazık ki altı dolu olmayınca bende işlemiyor. O evrene ve karakterlere ısınmadan gördüğüm bu tip sahneler boş geldi benim için. Benim dışımda çoğu insan için böyle işlemedi tabii o yüzden benim kafada değilseniz sizin sevmeniz gayet olası. Bu aksiyon anlayışı cidden bana hitap etmiyor çünkü böyle saf bir şekilde sunduğunda.

Karakterler de öyle gayet evet. Ana karakterden tut diğer tüm karakterler shounen animelerinde gördüğünüz tipleme karakterlerden ötesi değil. Hani hiç ele alınıp işlenen karakterler değil bir de. Ana karakter Galo bildiğiniz Kamina. Hayır tasarım olarak değil sadece. Karakter olarak da bildiğin gayet Kamina bu. Hiç kasmamışlar karakter yazımı üzerine. Saf gaz karakter. Ruhunu ortaya koyan karakter. Pozu bile Kamina ile aynı ve bunu sürekli yapıyor. Gelişimi de olmayınca sanki Kamina var karşımda diyemeden edemedim de.

Ana karakterlerden diğeri Lio ise sıradan başka bir karakter daha. Karakter gelişimi olan karakterlerden biri daha kendisi. Galo'nun aksine sakin olan bir karakter sadece. Karakterlerden sadece villain olan karakterin potansiyeli vardı benim için ama ne yazık ki film olduğu için o da düzgün olmamış. Filmde potansiyelinin harcandığını düşündüğüm tek şey o villain oldu. Kötü olmak için kötü değil işte. Sahip olduğu twistleri uzunca ele alınıp karaktere daha çok değinseler iyi bir villain olurmuş hatta.

Karakterler tipleme olmaktan öte değil, screen time'ları az, diyalogları da az ve gelişimleri de zaten yok. Karakterler açısından film gayet zayıf.

GÖRSEL

Görsel yandan sanıyorum ki deneysel bir iş çünkü animenin çoğu süresinde çizim yok. Çizim yok derken tasarımlar, nesneler ve efektler tamamen sadece renklerden ibaret. Sadece renkler ile görsel sunum yapınca da elbette göze bir tuhaf geliyor. Baya CGI bir anime havasını da veriyordu hatta ve bu beni rahatsız da ediyordu gayet. Başta ediyordu elbet. Sonra ya alıştım ya da o hissi vermemeye başladı sadece. Yer yer Unity oyunlarını da andırıyor olumsuz bir yönden. Özellikle duman efeklerinde gözüme baya battı görsellik. 

Bunlar dışında görseldeki efektler ve renkler çok iyi kullanılmış. CGI ve Unity oyunlarını andıran sahneler olsa bile genel olarak baktığımızda aklınızda daha çok iyi tarafları kalıyor.

Estetik açıdan genel olarak TTGL'ye yaklaşan bir tarafı var bir de. Karakter dizaynlarını geçtim, sonlara doğru çıkan mecha tasarımları ve renklendirmesi ile seri TTGL'liğini ilan ediyor görsel açıdan.

Animasyonlar çok akıcı bu arada. Bazı sahnelerde hayret edebileceğim kadar akıcı. CGI mı yoksa el yapımımı tamamen diye düşündüm biraz. Anime görsel olarak film olmayı şart ettirecek kadar üst düzey gelmese de animasyon açısından o tarafı kapatıyor.

MÜZİK

Hiroyuki Sawano besteci olunca elbet insanın beklentisi oluyor. Kendisi Shingeki no Kyojin ve Kill la Kill gibi önemli isimlerde bestecilik yapmış biri ve sektördeki en iyi isimlerden biri olarak görüldüğü de bir gerçek. Sawano'nun tam olarak bir tarzı var diyebilir miyim bilmiyorum. Promare parçaları techno(Sanırım adı bu tam emin olamıyorum) ve vokallerden oluşuyor. Sayamadığım kadar fazla vokal parça bulunmakta animede. Vokal tarafları bana hitap etmese de o anın atmosferini verebildikleri bir gerçek ama müzik yönetmenliği bazı kısımlarda olmamış gibi. Bazı sahnelerde kullanılan parçalar o ana özel hissettiriyorlar mesela ama o andan sonra da müzik devam ediyor ve açıkçası sonraki anlarda biraz uyumsuz bulduğum birkaç sahne oldu. 

Parçalar gürültülü bu arada. Senaryo tansiyonu gibi parçaların da tansiyonu yüksek ve bu da parçaların çoğunu ayırt edememenize sebep oluyor. Ben çoğu parçayı bir bütün olarak hissedemedim ayrı ayrı. 

Parçalar yine de sizi ana sokuyor. Sawano'nun parçaları için orijinal değil denmiş ama. Her parçasını dinlemediğim için bilmiyorum ama bana da Kill la Kill ve One Punch Man'i andıran parçalar olmadı değil yalan yok. Beni en çok hissettiren ve sevdiğim parça da zaten fragmanda çalan parça idi.

https://www.youtube.com/watch?v=pI-1ds6Bq8U

Giriş sekansının çok iyi olduğunu yazmıştım. Bunun en büyük sebebi de Sawano bu arada. En sevdiğim diğer parça da giriş sekansında çalıyor. Techno müzik ile depresif hissettirmeyi başarabilmiş açıkçası. Sakin ve depresif bir yanı olan bu parça animenin havasını biraz aldatıyor aslında. Karamsar bir hava verdikten sonra gerisi daha çok gazı veren renkli parçalar. Bundan şikayetim olmasa da giriş için böyle bir şey gösterince açıkçası bu biraz yanıltabilir. Gerçi anime PR'ını gayet yaptı. Öyle bir anime olmadığı belli oldu. Eğer ben Promare'in az çok ne olduğunu ve Hiroyuki'yi bilmeseydim yanlış beklentilere kapılıp büyük hayal kırıklığına kapılırdım o ayrı ama neyse ki bu olmadı.

https://www.youtube.com/watch?v=1c6_5cXCwNg

Geri kalan müzikler ise ayrı ayrı tek başına çok da değerli hissettirmedi. Filmi izlerken kesinlikle vermesi gereken tadı veriyor ama tek başlarına açıkçası bir anlam ifade etmedi çoğu. 

Ama tabii şunu da bilmek lazım; bu anime muhtemelen sinema için yapıldı sadece. Sawano müzikleri ayarlarken sinemadaki ses sistemlerini hesaba katarak yapmıştır. Sinemada işe yaradı da. Sinemasına giden kişilerin yorumlarını okuduğumda müzik ve ses kısımları olağanüstü idi diyenler oldu. Marvel ve o tip filmlerin sinemasına gidenler bilir bunu. Özellikle giriş sekansındaki müzik için ayrı bir övgüler var. Attığım linkten yorumlara bakabilirsiniz. İşte bu tip durumlarda "Ellere var da bize yoh mi" diye üzülüyorum. Neyse en azından büyük ekrandan kulaklık ile karanlıkta son ses ile izledim. Tam bir sinema hissiyatı tabii değil ama olabildiğince yaklaştım. Ve giriş sekansından "Bunu sinemada izlemek vardı var ya" diye iç geçirdim. 

Bu yüzdendir ki müziklerin tek başına anlam ifade etmemesi sinemada izleyenler adına önemli olmuyor. 

SES

Seslendirme kısmı için animelerde artık yorum yapasım gelmiyor. İyi olmayan bir seride bile seslendirmeler çok iyi. Japonlar seslendirme kusuyor mübarek. Anime sektörü öyle bir hal aldı ki ortalık harika seslendirmecilerle dolu. Adamlar yapıyor kısacası. Özellikle çığlık atmaları yok mu. Japonlar sanki çığlık atmak için doğmuş. 

Promare istisna değil. Seslendirmeleri harika. Özellikle iki önemli rolü seslediren kişilerden biri çok az seslendirme yapmış biri de ilk seslendirmesi. Sektör bu kadar korkunç derecede başarılı. Ben bunlardan Kray karakterinin seslendirmecisi için değineceğim; Masato Sakai. Bu adam çok az seride seslendirme yaptı Promare öncesi. 3 ya da 4 tane. Hiçbirini de izlemedim. Kray karakterini dinlerken "Ne güzel seslendirilmiş bu karakter böyle, kim bu adam hiç tanıdık gelmiyor" diye şaşırmıştım. İzledikten sonra araştırınca anladım olayı. Şaşırmamın diğer sebebi de ses tonu yüzünden. Kray kalıplı bir karakter ama sesi çok sakin ve yumuşak. Böyle huzur verici bir sesi var. Öyle bir karaktere böyle bir ses çok garip gelmişti ama çok hoşuma gitmişti. Yeri gelince de farklı farklı tonları gayet harika bir şekilde de veriyordu. Diğer işlerini de izleyip bakacağım adamın. Kray performansı harika olmuş ve umarım bu tip rollerde yine fırsat bulur. Orijinal geldi bana. 

Diğer seslendirmeciler zaten usta isimler ama bu üzüyor insanı. Hikâye başlığında bahsetmiştim; diyalogları çok az bunların. Daha çok duymak istiyorsun ama ne yazık ki olmuyor. Tengen Toppa Gurren Lagann'dan Viral'i seslendiren Nobuyuki'yi duyduğumda daha çok duymak istemiştim mesela. 

Ses efektleri sinema kalitesinde. Film için çok gürültülü dedim ve bunun sebebi sadece müzikler değil. Ses efektleri bunun bir diğer sebebi. O gürültü patırdı içerisinde o ses efektlerini fark edebilmeniz gayet zor o ayrı. Ses efektleri özellikle son anlarda birbirine girmeye başlıyor. Her şey birbirine girdiğinden ve skala da her Trigger işinde uçabildiği gibi bunda da uçunca artık takip edemiyorsunuz. 

GENEL OLARAK

Promare kısacası tam bir sinema animesi. Hiroyuki'nin epikliği sinema ayarlarına getirilmiş ya da Hiroyuki'nin sinema demosu gibi bir iş. Hikâye elementleri, twistleri ve sunum olarak yine gayet Tengen Toppa Gurren Lagann. Yine farklı bir eser ortaya koyamamış olsa da sinemada böyle bir şeyi deneyim etmek harika bir şey olacak sanırım çünkü ortalaması gayet iyi animenin. Ya da ilk defa Trigger işi izlediler ama bu ihtimali gayet düşük görüyorum. 

Tabii bizim ülkede Promare sineması nere. Gerçi sonradan Kimi no Nawa'yı getirdiler ama o çok geniş kitleye hitap eden bir eser idi. Promare'in ilgi çekeceğini düşüneceklerini sanmıyorum hiç. 

Trigger işlerini tüketmişseniz ve bıktıysanız gayet ortalamadan öteye gideceğini sanmıyorum sizler için. Sawano ve görselliği hatırına izlenir de tabii. 

Ama artık Hiroyuki'nin farklı türde bir iş yapması şart gibi. 13 sene oldu yeter hani. Papaz her gün pilav yemez diyeceğim ama seyirciler bundan da memnun kaldı. Bilemiyorum o yüzden. Artık yorum yapamıyorum. Belki sinemanın etkisi idi. Bu sonraki işinde anlaşılır ama umarım anlaşmasına gerek kalmaz ve farklı bir iş ile çıkar artık. 

https://ikigaiimanga.blogspot.com/2020/02/promare-inceleme.html

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları