Monogatari serisini seviyorsanız göz atın.

Sonra Hepsi Uşağa

425baa64c09501ee831b1ad2ad901415-1

Isin Nishio’yu bilir misiniz? Kendisi sanırım çok saygı değer ve baya da başarılı bir roman yazarı. İsim olarak tanıdık gelmediyse belki adamın yazdığı romanların uyarlanmış animelerinden bilirsiniz. Monogatari serisi sanırım aralarında en popüler olanı. Bu adamın yazdığı eserlerden animelere uyarlanmış olan Bakemonogatari ile Katanagatari’yi izlemeye çalışmıştım vakti zamanında. Bakemonogatari iyi hoş gidiyordu ama sonra izlerim diyerek askıya almıştım. O vakitler başka serilerle deha çok meşgul idim sanırım. Net olarak hatırlamıyorum askıya alma sebebimi. Katanagatari ise ilk bölümden baya bir sıkmıştı beni. Sebebi ise hem kırk dakika olup hem de üstüne baya fazla diyalog barındırması. Normalde bu tür şeylerde sorunum yoktur ama o an daha fazlasını izlemek istemedim. İlgimi çekmemişti. İlgimi çekmesi normalde bir kıstas olmuyor bir seriyi izlemek için. Onu da askıya alma sebebim; o an çok şey izliyor olmamdan dolayı idi. Önce elimdekiler bitsin sonra dönerim demiştim. Unuttum tabii sonra.

Her ikisinde de ortak yakaladığım bir nokta şu; çok diyalog var. Aynı yazar olduğunu sırf oradan bile anlıyorsunuz. Sonu -gatari ile biten bu serilerin anime uyarlaması olarak şöyle bir özellikleri var; yönetmenlik. Açılar ve görsel kullanım yönetmenliği gayet başarılı oluyor bu serilerin. Farklarını da ortaya koyuyorlar. Sanat dizaynlarını estetik olarak nasıl kullanacaklarını iyi biliyorlar.

Ama bir türlü girebildiğim seri olamadı. Çok sevdiğim bir şeydir animelerde sanat dizaynı. Belli bir yaştan sonra klasik anime sanat dizaynını çekemebiliyor insan. Farklı olanlara kapım sürekli açık. Klasik dediğim artık kalıplaşmış tasarımlar. Anime dendiğinde akla hemen hemen gelen tasarımlar. “Kime göre” demeye gerek yok. Kalıplaşmış dedim zaten.

Kubikiri anime serisi ise Isin Nishio’nun 2002 yılından 2005’e kadar yazdığı dokuz ciltlik light novel serisi. Daha sonrasından bunun spin-off serileri de çıktı ama o ayrı dava şimdilik. Bizim ele alacağımız şey ilk cildi. Çünkü anime serisi sadece ilk cildini uyarladı. Yani daha çok anime uyarlaması hakkında yazacağım. Light novel’ını okumadığım için o konuda bir yorum yapamam. Aralarında fark var mı, varsa ne kadar var ve bu farklılıklar sonraki bahara artık. Artık inceleme kısmına geçelim.

 

HİKÂYE

 

Adada Wet Crow’s Feather isimli bir malikânede 12 kişinin günlük hayatlarını göstererek başlıyor anime. Bu adanın sahibi ailesi tarafından sürgün edilmiş Iria isimli bir karakter. Bu malikânenin numarası şu; Iria karakteri oraya sadece dahi olanları çağırıyor. Belli başlı konularda dahi olanları işte. Yanlarında yardımcıları falan da olabiliyor. Oraya gidip ne yapıyorlar? İstedikleri gibi yaşıyorlar. Cennet gibi mekân. Tabii siz de tahmin edersiniz ki bu böyle gitmeyecek. Zaten belli başlı karakterler arasında tartışmalar çıkmaya başlayınca tansiyon erkenden artmaya başlıyor anime için. 8 bölümlük anime zaten.

Screenshot_950.jpg

 

Derken cinayet ile beraber ipin ucu kopmaya başlıyor artık ve anime size bir hoş geldin diyor. Böylelikle de cinayet gizemi çözmece başlıyor. Kim, nasıl ve ne için tarzı sorular ile sizi meşgul etmeye yönelik hikâye devreye giriyor derken tek gizemin bunlarla da sınırla kalmadığını görüyorsunuz. Malikânenin kendi içinde de bir gizemi olduğunu fark ediyorsunuz. Bu cinayete rağmen polis çağırmamakla ısrarcı olan Iria karakteri bunu neden yapıyor gibi. Evet farkındayım; Danganronpa’yı andırdı size. Tabii bu serinin 2002 yılında çıktığını hatırlatırım.

Sekiz bölümlük animeden daha fazla hikâye detayı veremeyeceğim için başlayalım işin değerlendirme kısmına. İlk iki bölüm sizi pek sarmayabilir hikâye açısından. İlk iki bölüm daha çok malikâneyi, karakterleri ve yaşan tarzlarını az biraz tanıtan bölümler çünkü. Cinayet kısımları sonradan devreye giriyor. Her karakteri sunmuyor tabii. Her karakteri fazlasıyla tanıttığını yazamam. En azından başlarda. Sonlara doğru değinilmeyen diğer karakterler de değiniliyor az biraz ama çok değil. Daha çok cinayet olayı için yetecek kadar. Yani geçmişlerine değinilip işlenileceğini falan beklemeyin. Serinin derinlik olarak odak kısmı cinayet. Detaylar olarak değil ama. Olayı araştıran kişiler polis değil. İşin erbabı kişiler değiller kısacası. O yüzden detay bakımından üstün körü gidiyor doğal olarak. Her türlü cinayet detayı üzerinde duramıyorlar ve fark edemiyorlar. Bu da bir nevi detay sayılır hikâye gerçekçiliğine dair.

Screenshot_951.jpg

 

Serinin felsefi bir yanı var az biraz. Bu adamın diğer serilerinde de baskın bir şekilde var Bakemonogatari’nin 3 bölümünden anladığım kadarı ile. Burada daha çok ana karakterin kişiliğine az biraz değinme amaçlı kullanılıyor. Yine de geçmişi ele alınan bir ana karakter falan da yok tabii. Karakter olarak değinilmeye yakın bir Iria bir de ana karakterimiz var. Onlar dışında gerisi genel geçer. Ama açıkçası Iria karakterinden pek bir şey de çıkmıyor.

Ana karakterimiz ise içinde bulunduğu durumu çözmeye çalışırken daha çok sosyal ve hayattaki amacı açısından ele alınmaya çalışılıyor. Çalışılıyor tabii. Bu konuda karakteri sorgulatan birkaç sekans var ama seri sonradan cinayete odaklanıyor. Cinayet sonrasında son bölümde artık karakter için bir gelişme söz konusu olabilir gibi geliyor ama hayır. Karakter kendinden sık sık bahsediyor. Normalde bir beklentimin olduğu karakter de değildi ama belli ki bu karakter üzerinde bir işleme olacak. Derken anime bitti. Oluyorsa da sonraki kısımlarda olması muhtemel. Light novel’ını okuyup öğrenebilirim artık. Bu saatten sonra devam sezonlarının çıkacağından şüpheliyim. Sonlara doğru karakteri tam değişti değişecek diyorsun ama yine aynı felsefeye bağlıyor karakter. Bu eseri tek başına ele aldığımda ana karakterin bu felsefeleri anlamsız kaçıyor bana o yüzden bir yere bağlanmadığı için. Muhtemelen sonraki eserlerde bir yere bağlanıyordur.

Screenshot_939.jpg

 

Cinayet işi baya komplike. Yazar o konuda yeteneğini konuşturmuş gizem açısından. Kademe kademe gizemini arttırıyor özellikle. Her gelişen olay kapalı bir oda gibi. Nasıl yapıldığı hakkında fikir yürütebilmek imkânsız resmen. Her olay farklı bir çıkmaz oluşturuyor. Ama bunu sunum şekli diğer gördüğünüz gizem hikâyelerinden farklı. Bunu gayet sakin bir havada irdeliyor karakterler. Animedeki hava gayet sakin aslında. Bir takım kötü olaylar gerçekleşiyor ama sunumda herhangi bir paniklik ögesi falan yok. Karakterler sakinliklerini düşürmüyorlar. Bir iki tanesi istisna olabiliyor ama onlar da nadir anlarda. Animede ne bir neşe ne de bir umutsuzluk havası var. Hikâyeye garip bir hava katabiliyor ama bir yandan da olan bitenlere yeterince bağlanamıyor olmanıza sebep de olabiliyor. Riskli bir deneme. Ben pek bağlanamadım. Gizeme karşı bir merakım vardı elbette, nereye bağlanacak diye bekliyorum bir şeyler. Yalnız işin cinayet kısmı her ne kadar derin olsa bile; motif kısmı boş. Ortada kurulmuş büyük bir cinayet davası var ama içi boş. Derin bir hikâyesi yok. İşin komiği anime de bunun farkında.

Screenshot_961.jpg

 

O yüzden bu dava daha çok esas olayların başlangıcı gibi geliyor bana daha çok. Önemli ana karakterlerden biri animenin son bölümünde boy gösteriyor mesela. O yüzden hikâyeye dair gelişme ya da daha doğrusu bir sonuç beklerseniz hayal kırıklığı olur. İşin cinayet kısmı gayet bitiyor onu yazayım. Yarım biten bir şey yok o konuda. Yarım olan tek şey ana karakterlerin hikâyesi. Yarım bile değil aslında çünkü karakterleri henüz işlenmeye başlıyorken anime bitiyor. Giriş kısmı olduğu o kadar belli.

SPOILER

Cinayetin kimin işlediğini ve nasıl işlediğini bulduktan sonra geriye bir tek motif kalıyordu ve bunu Iria(Tabii aslında başka biri) karakteri ile anime de belli ediyordu. “Peki motif ne” diyordu.  Yani anime de farkında beklediğimiz şeyin. Katilin çıkıp “Ne motifi ya, beyinlerinizi yemek istedim o işte” dediği anda ise bir hayal kırıklığı basıyor. Beni tam olarak basmadı. Çünkü bana animeyi öneren kişi “Son bölümü izlemeden kimse yorum yapmamalı bence” demişti. O yüzden bundan fazlası olduğuna inanarak devam ettim. Ve evet var gibiydi gerçekten.

Son bölüm bildiğiniz “Truth” gibi bir şey. Cinayet çözüldü sanıyorsunuz ama esasında cinayetin ardındaki gerçek bambaşka bir şey çıkıyor. Kukla gibi yönlendirildiğini fark ettiğin an “Vay be yazmış adam valla” dedirtti. Ama şöyle bir sorun var; motif hâlâ yok. Şimdi şunu açıklığa kavuşturayım. Ben bu tarz gizem hikâyelerinde işin hikâye tarafını daha çok önemserim. Gizem elbette önemli. Cinayeti ne kadar iyi planlarsan benim için değeri çok daha iyi olur ama yazdığım gibi; hikâye kısmı da önemli. Teknik kısım gibi geliyor bana cinayet. İçini doldurman lazım. Tüm bu cinayetlerin ardındaki motif ve arka plan yok. Arka plan görünürde az bir şey var ama yetersiz. He deneyimimi kötü yönde etkilediğini yazamam. Sadece harika bir anime olabilecek iken sadece güzel anime oldu. Ki bunu yapabilmesi bile başarı ortada motif falan yokken. Hani bu son bölüm cinayet kısmını daha da komplikeleştirip daha iyi hale getirmiş ama motif tetiklenmesi yok. Anime de farkında. Motifleri neydi bilemeyiz deyip geçiyor karakter ile.

Esasında cinayet gerçekten zekice yazılmış. Karakterlerin yer değiştirmesi muhabbeti yüzünden isimler karışabiliyor bir de. İyi bir mind fuck yöntemi. Bunu ilk Iria’dan gördüğümüzde motifinin şaka amaçlı olması ve hakkında söylenen arka planın yalan çıkması da ayrı bir hayal kırıklığı bu arada. Neyse cinayet zekice yazılmış ama şöyle bir sorun var; bunu öğrenince kendimi şok geçirmiş hissetmedim. Ya da “Vay ne kadar salağım” vs. He yazarı taktir ettim o ayrı. Ama etkilendiğimi yazamam duygusal olarak. Çünkü cinayet anında karakterler pek kendini duygusal olarak vermiyorlardı. Hepsi bir sakin. Daha önce de yazmıştım. Bu da olan bitenlere karşı kendimi pek verememe sebep olunca bu gerçeği öğrenmek bir şok etkisi yaratamadı bende.

Bu sebeplerden dolayıdır ki; anime bende edebi açıdan eksik geldi. Tek başına böyle bir anlamı yok edebi olarak. Bir bütün olarak novel’dan alabilirim alacağımı sanırım. Edebi bir yanı var animenin yanlış anlamayın. Ama bir yere bağlanmıyor o.

SPOILER BİTTİ

Kısacası eğer cinayet davası izlemek istiyorsanız aradığınız anime bu. Ama hikâyeye dair bir şey arıyorsanız öyle değil. Sonradan novel’larını da okurum diyorsanız başka tabii. Ki bu animeyi izlemek için tek nedeniniz cinayet davası da olmaz. O başlıklara da gelelim şimdi.

 

GÖRSEL

 

Shaft stüdyosu bu tarz serileri yapması ile ünlü zaten. Shaft’ı Shaft yapan da bu seriler üzerinde denediği farklı görsel estetikleri ve edit kısmı. Shaft’ta çalışanlar nasıl kafalar yaşıyor merak ediyorum. Tablo değerine storyboard çizebiliyor adamlar. Aynı şekilde Kubikiri animesinde de geri kalmamışlar. Animenin direkt en güçlü yanı görselliği olmuş bana göre.

Screenshot_935.jpg

Işıklandırma kullanımları yerinde. Bazı anlarda ışıklandırma sayesinde klas bir görüntü ortaya çıkabiliyor. Malikânede geçen bir atmosferi alıyorsunuz gayet. Farklı renkler ile süslenen ışıklandırmalar sizi ortama çekiyor. Tablo gibi olmasındaki en büyük etkenlerden biri bu diğeri de başka başlığın konusu.

Screenshot_694

 

Renk paletlerin kullanımı da önemli tabii. Yer yer renk paletleri ışıklandırma görevi görmekte başarılı ama onun dışında renk palet tarzının değişebildiği anlar da olabiliyor. Bunlar dışında genel olarak kullanılan renk paletinde fazla bir numara yok. Parladığı spesifik anlar var tabii. Bu demek değil ki renkler sıradan olmuş. Hayır. Farklı şekillerde parladığı anlar çok. Aynı yöntemler sürekli kullanılmıyor tabii.

Screenshot_959.jpg

 

Mekan tasarımlarında da gotik bir şeyler buluyorsunuz. Tam olarak olmasa da o havayı da destekleyen bir takım storyboard’lar var. Görselliği cidden çok iyi. İzlerken kendimi ne kadar tutmaya çalışırsam çalışayım olmadı. Sürekli SS aldım. Kendimi salsam bin tane SS çıkarabilirdim. Yine de az bir şey çıkmadı kendimi kısıtlasam bile ve siz de şu an bunun ceremesini çekiyorsunuz.

Screenshot_698

Malikânenin getirdiği görsel potansiyelinin suyunu çıkarmışlar kısacası. Sık sık da farklı teknikler ile storyboard’lar karşımıza çıkıyor ve “Klasik Shaft işte” diyerek etkilenebiliyorsunuz.  Sürreal anlarda özellikle “Ne oluyor ya” diyerek bakabiliyorsunuz. Son bölümde o konuda özellikle bir patlama yaşanıyor.

 

 

Çizim kalitesi karakterler bakımından gayet güzel. Key animation kısmı da fena değil ve elbette bazı sahnelerde key animation gayet parlıyor ama ne yazık ki gösteremeyeceğim o anı. Spoiler çünkü. Onun dışında da elbette parlayabildiği anlar var. Key animation’ları stil olarak kullanabilmeyi de başarabilmişler. Sürreal sahnelerde özellikle kasmışlar kendilerini.

6a82e31a5d4f47ad0d6e0fdbc33dfbb8e864c7c8_hq.gif

Key animation ile hem renk paletini değiştirmek ve de ışıklandırmaya el atmak gibi mesela.

Görselliği çok başarılı kısacası. Belki de bu yüzden sadece ilk cildi ile yetindiler bilmiyorum. Bazı anlarda elbette CGI var ama gariptir ki rahatsız etmedi.

 

YÖNETMENLİK

 

Akiyuki Shinbou. Bu adam bir çok -gatari serisini yönetti. Yönetmenliği gerçekten başarılı bir adam ve Kubikiri’nin görselliği çok güzel olmasındaki bir etken de Shinbou. Sanat dizaynı yönetmenliği yüzünden değil sadece. Görselliği kullanımı zekice. Kadrajlar ve sinematografi ile görsellik daha da güzel oluyor.

Screenshot_938

Screenshot_940

Screenshot_941

Screenshot_943

Screenshot_942

Screenshot_944

Screenshot_945

Screenshot_949

Screenshot_954

Screenshot_953

Screenshot_955

 

Renkleri sıralayışı ve yayışı olsun iyi kararlar ile yönetmenliğini yerinde yapmış. Özellikle kadrajlara takıntılı olarak çalışmış. Şöyle; daha önceden yazdığım gibi bu yazarın hikâyeleri bol diyaloglu. O yüzden sıkmasın diye yönetmen sürekli belli sahnelerde farklı açılar deneyip durmuş. Bazen de ise sürreallik katmış. O yüzdendir ki bu bol diyaloglu sahneler ne bezdirdi ne de sıktı. He diyaloglarından çok görselliğinden keyif alıp diyaloglara odaklanamıyor olmanıza sebep açabilir. Mümkün. Ben bazen bazı sahneleri geriye sarıp tekrar izledim o yüzden.

Screenshot_696

Bir tane de dövüş sahnesi vardı 30 saniyelik ya da taş çatlasa bir dakikalık. O sahnenin key frame’inden tut görselliğine ve açılarına kadar her şey harika idi. Yönetmene orada şapka çıkardım. Sahneleri nasıl yöneteceğini biliyor gerçekten. Kurgusu da yerinde. Diyaloglu sahnelerde diyaloglar devam etse bile farklı mekanlara geçiş yaparak sahnelerin kurgusunda iyi iş çıkarmış oluyor. Bu geçişler bazen farklı mekân ve bazen de gerçeklik ile sürreal anlar arasındaki geçiş oluyor.

Screenshot_692

Yönetmen tarzı ile harika bir sunuma imza atmış oluyor kısacası. Şahsen ben o diyaloglu sahnelerden gram sıkılmadım kolay sıkılabilen biri olarak. Özellikle son bölüm tam bir diyalog bombardımanı ve yönetmen orada özellikle kendini konuşturmuş. Sahneler ve geçişler çok iyi.

 

MÜZİKLER

 

Genel olarak OST’yi ele alırsam baya akılda kalmayan ve izlerken bile fark etmediğin çok müziği var serinin. Ama pek önemli değil. Esas kulağa güzel gelenler pek fazla olmasa bile en sık onlar kullanılmış zaten. O yüzden animede müzik ile de güzel bir katkı sağlıyorlar sunuma. Bazı sahnelerdeki havayı cidden etkiliyor. Değişik bir tarz oluşturuyor atmosfer için.

Peki kulağa güzel gelen müziklerin az olması ve bunların sık sık kullanılması tekrara kaçarak bir eksi oluşturmuyor mu? Anime sekiz bölüm falan. Oluşturmuyor o yüzden.

Özellikle ending şarkısını gayet sevdim. Ending de zaten güzel süslendiği için endingleri geçmedim. Sunumu ve şarkısı güzel. Kapatmak için sebep yoktu.

 

GENEL OLARAK

 

Kubikiri Cycle başarılı bir anime. Eğer aradığınız şey katil kim temalı gizemi ve plot twisti ile şaşırtan bir şey ise aradığınız anime bu. Ama eğer karakter, edebi ve hikâye bütünlüğü açısından bir doyum arıyorsanız önermem. Cinayet olayı bitiyor o ayrı. İlk cildini uyarlamışlar sadece çünkü. Ama yine de cinayeti dışında harika yönetmenliği ve görselliği için yine de izleyin derim.

Screenshot_697

https://yedekinceleme.wordpress.com/2019/09/18/kubikiri-cycle-aoiro-savant-to-zaregototsukai-incelem

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları