En tehlikeli şeytan; kendisinin şeytan olduğunun bile farkında olmayan şeytandır.

SERİ İLE TANIŞMAM VE DİĞER PARTLAR HAKKINDA GÖRÜŞLERİM

JoJo-Stone-Ocean-Cover-Post.jpg

JoJo nedir, ne değildir. JoJo; battle shounen türü altında anime sektöründe kalıplaşmış olan birçok şeyin temeli. JoJo hakkında yazılacak çok çok şey var ama ben öncelikle sizleri JoJo ile nasıl tanıştığıma dair olan öykümle boğayım.

Bundan ya 2 ya da 3 sene önceydi. Animelere daha yeni başladığım dönemler diyebilirim. Yani öyle pek oturmuş bir anime kültürüm yok ve animelerdeki klişelerden falan bihaberim. O vakitler de JoJo gayet popüler idi. Ama ülkemizde de gayet popüler. Tabii anime izleyen kitle arasında. Genel olarak değil tabii. Baya birçok genç yaştaki kitle deliler gibi JoJo fanlığı yapıyordu. Her yerde JoJo mimleri görmemle beraber “Ne buluyorsunuz bu seride” diye şaşırıyordum. Dalga geçilesi bir parodi serisi gibi duruyordu uzaktan çünkü. Facebook’ta tanıdığım birçok kişi de bu furyaya kapılınca beni de bu furyaya çekmeye çalışanlar oldu. Sanırım o vakitler Part 4 çıkmak üzere idi ve onun hype’ı ile beraber “Ahmet Part 4 çıkmadan sen de hemen başla ve güncele gel” demeleri üzerine seriye göz attığımda 3 sezonluk bir macera görünce bir uzak kalmıştım. JoJo nedir bilmiyorum ve o 3 sezonda ne anlatılıyor onu da bilmiyorum. Bu 3 sezona rağmen hâlâ ne anlatıyor bu seri ondan da habersizim. Context’i bilmiyorum kısacası. Ama uzaktan ne olduğunu bilmeden bakınca zerre kadar çekmediğini yazabilirim.

giphy.gif

En sık gördüğüm bu idi sanırım.

En sonunda “İyi madem başlayayım” diyerek girişmiştim izlemeye. O vakitler günde 1-2 bölüm anca izleyen biri olduğum için tabii “Bu böyle gitmeyecek belli” demiştim. Kaldı ki zaten sarmıyordu beni. Abartılı kötü diyaloglar, ses tonları ve özellikle savaşta bir hamle yapana kadar asırlar geçmesi ile beni bunaltınca “Abi bu kötü bir seri ben bunu niye izliyorum” deyip 6 bölüm sonra bırakmıştım bile. Aradan 2 sene falan geçince Part 5 rüzgarı esmeye başladı tabii. Ve yine JoJo kitlesi internette dalgalanmaya başladı. 2 sene sonra ben de dönüp baktığımda “Ya hazır başlamışken bitireyim gitsin işte” diyerek koyuldum seriye. Yarım bırakmayı sevmiyorum da zaten.

O 2 sene içerisinde edindiğim anime kültüründen sonra şunu fark ettim; JoJo’nun zaten kötü olması eğlenceliymiş. Bu sefer zevk alıyordum işte. Seri zaten kendi içinde bayağı olmuş olan unsurlarını dolaylı yoldan tiiye alıyormuş da ben fark etmemişim. Belli bir anime kültüründen sonra bunu anladım. Şimdi toparlamama izin verin;

tenor.gif

Ahem, başlıyorum.

JoJo dediğimiz seri seksenlerde çıkmış bir manga orijinalinde. Seksenler dediğimiz çağ ise battle shounen olarak daha alternatifi olan bir çağ değil. Dragonball’dan çok öteye gidemiyorsun. Günümüzde artık neredeyse her türün çokça alternatifi var ama seksenlerde durum öyle değildi. Battle shounen için bunu yazabilirim. JoJo böyle bir dönemde çıkan bir battle shounen serisi oldu işte. O kadar kurak bir çağ ki; manganın yazarı seriyi Hokuto no Ken’den esinlenerek oluşturuyor. Böyle bir vizyonsuzluğa itiliyor hani. Şu çağda birçok anime türü artık kendinden önceki aynı türde çıkan eserlerden esinlenerek oradan buradan bir şey ekleyip daha iyi bir şekilde piyasaya sürebiliyor. Ama o çağda o yok. Battle shounen türü dışında elbette birçok iyi hikâyeler döndü o sektörde. Ama battle shounen başka bir şey. O türe hikâye uydurabilmek başka bir sistem. Battle shounen türü dışında istediğin kadar ustaca yazılmış eser oku. O türde iyi bir eser çıkarabilmen için cidden iyi yazar olman lazım.

Tüm şunlardan şunu anlamanız gerekiyor; JoJo’nun çıkan ilk part’ı çok kötü. Dillere destan kötü. Hani Dünyayı Kurtaran Adam kadar olmasa da onun seviyesinde bir şey belki. Ona benzer de. Çünkü yazar acemi bile değil ve bu türde başka bir iş yok dikkat edebilmesi için. Baya kötü diyaloglar, mantık hataları, abartılı ve absürt karakter eylemleri vs. sırala sırala bitmez. Dracula’dan da esinlenerek yazılmış bir hikâye ve bunu anlıyorsun da ama yine de kötü. Ama yazdığım gibi; alternatifsiz çağdasın ve bu türde böyle bir şeyi ilk defa gördüğün için kötü diyemiyorsun. JoJo edebi açıdan ne kadar kötü olursa olsun baya sevildi ve tutuldu. Neden mi? Tasarımları, pozları, o gariplikleri ve atmosferi ve kaslı adamların epik bir şekilde mücadele etmesi vs. o yıllarda bu tuttu. Özellikle kültür referansları da bunda bir sebep oldu. Şarkı referansları başta olmak üzere. Hem de baya tuttu cidden az buz değil. Şöyle yazayım arkadaşlar; JoJo dediğimiz marka bu anime serisinden önce de gayet popüler bir marka idi. Japonya’da deli gibi rağbet gören markalardan biri. Neredeyse çoğu anime serisinde JoJo’ya dair bir referans bile bulunuyor. Sadece anime değil oyunlarda bile oldu. Birçok usta yazarın bile favori serilerinden JoJo. Japonya’nın modası gibi bir seri oldu. Bunun diğer sebeplerinden biri de daha önceden yazdığım gibi; JoJo battle shounen türü altında kalıplaşmış olan birçok şeye öncü. Sağda solda beliren kanjiler mi? Öncüsü JoJo. Flashback’ler mi? O da JoJo. İlk antagonist mi? Kira’ya merhaba diyin(Tekrar diyorum battle shounen için). O da JoJo’dan çıkma o tür için. Karakterlerin gücünün ruha yansıyışı? JoJo o da. Stand mevzusu işte. Oyunlara bile ilham olmuşluğu var. Bunlardan biri günümüzdeki en önemli markalardan biri; Persona. Persona’nın da ilhamı JoJo diyebiliriz. Mantık tamamen aynı çünkü.

CoordinatedCraftyCricket-size_restricted.gif

Devam edeyim.

Nerede kalmıştık? He evet popülerliği. Anlayacağınız JoJo serisi zaten baya popüler idi. Bu anime serisi popülerliğini globale taşıdı tabii o ayrı. Globalde o kadar da popüler seri değildi. Yani günümüzdeki kadar en azından. Şimdi JoJo batıda bile baya popüler.

İlk part’ın kötü olması demiştim. Ona da açıklık getireyim; sonraki partlar da kötü. Ama her part ile daha az kötü oluyor. Araki git gide kendini geliştiriyor bu türde o belli ama işte yavaş yavaş. Yapacak bir şey yok. Part 4 ile senaryo olarak ortalama olmaya yaklaşmaya başlıyor tabii. Part 4 ile 5 senaryo açısından vasat altı kalarak bir ilerleme kaydetme yaşanıyor. Part 4 ile 5’in sorunu aslında bir ilerleme kaydedildiğine dair bir bir işaret. Sorunları şu; hikâyede derinlik algısı yaratacak çokça elementleri var. Gizem temalı çoğu tabii. Ama bunların birçoğu bir yere bağlanmadığı gibi bir çoğu da zayıf yere bağlanıyor ve bir kısmının altı da çok boş. Part 5 villain’ın geçmişini izlerken “Aaaa sonunda geçmiş eklemeyi akıl etmiş” diyordum ama karakterin yaşadığı değişimin altındaki sebep temel olarak direkt yok. Ani bir karakter değişimi yaşayınca “Bu ne lahana turşusu” demeden edemedim. Böyle böyle bir sürü unsur vardı. Güncele yakın olan Part 7 ise direkt Berserk’ten sonra en sevilen manga. Araki ani bir seviye atlıyor. Hem de en üst seviyeye. Part 7 bir reboot aynı zamanda çünkü. Profesyonel bir reboot ama bu sefer. Part 8 ise hâlâ güncel bir seri. Bitmedi. Ama güzel o da seviliyor gayet.

Eh peki anime serisi niye bu kadar tuttu? O part’lar eskiden çıktı ve alternatifleri pek yoktu ama artık yığınla var. Şimdi neden hâlâ tutuyor? Cevap basit; seri kendini biliyor çünkü. Kısacası sunum. Uzuncası; anime ekibi David Production büyük bir JoJo fanı. Seriyi anime serisi olarak adapte edeceklerken ellerindeki materyalin bir mim olacak kadar eskidğinin farkındalar. Bu yüzden bu part’ları çekilir kılmak için abartılı bir sunum ile işe koyuluyorlar. Eğer kötü yanları varsa epik bir şekilde sunup daha da kötü olmasını sağlayıp eğlendiriyorlar. Kötü olmasını bir silah olarak kullanıyorlar kısacası. Seri dolaylı yoldan kendini tiiye alıyor. Burada anahtar kelime “Dolaylı”. Seri kendini tiiye alıyor ama serinin olayını değiştirmiyor. Mangadaki hikâye ne ise o. Ama bunu manga stili animasyonlar ile sunup, abartılı efektlerle, selendirmelerdeki abartılı tonlarla, kamera kullanımlarındaki pratikliklerle ve görselliği ile süsleyerek taçlandırıyorlar. Yani mim gibi bir seri ortaya çıkıyor. Kendileri de itiraf etti bunu. Materyaller o kadar eskidi ki mim gibi bir seri olmuş ve adamlar da buna odaklanmış. Başarılı oldular mı? İnternet JoJo mimlerinden geçilmiyor, yani evet. Sağda solda “WRYYYYY, MUDA MUDA, KONO DIO DA” gibi çokça mim malzemesi çıktı. Pozlar da öyle. Roundabout şarkısı ile yapılan ending editi bile animelerden tamamen bağımsız olan mimlerde kullanıldı. Baya global oldu JoJo farkında olmadan. Serinin moda tarafını iyice süsleyerek vermesi de çabası. Opening’leri ayrı bir göz şenliği ve ending’lerde seksenler çağının popüler şarkılarını kullanarak bitirmeleri ile serinin olayını daha da yansıtabiliyor olmaları ile taktire şayan oldu.

tenor (1).gif

Ve benim bunu fark etmem 2 senemi aldı. 2 sene anime kültürü edindikten sonra seriyi yine izlerken sevebildim bunları fark ederek. 2 sene ara verdikten sonra döndüm ama ne dönüştür o. Gerçi part 3’ü 8 ayda bitirdim. O da bilinçli oldu biraz gerçi. Yolculuk temasında bir part idi çünkü ve uzatmayı severim öyle şeyleri. Ama ondan sonra Part 4 ve 5’i anında bitirdim. Ve şunu fark ettim; ben bir JoJofag idim. Ne ara oldum anlamadım.

Genel olarak görüşlerimi özetlersem;

Sezon 1: İlk part’ı ile biraz sıksa da ikinci part’ındaki kendini tiiye alma unsurlarının Joseph karakteri sayesinde çok olmasından mütevellit baya eğlenceli bir sezon oluyor. Ha ama edebi açıdan baya kötü ama şu var; ben genelde bir eserin en çok edebi yönüne ağırlık veririm ele alırken ama JoJo o konuda istisna. Edebi açıdan bir yere kadar sallamadığım tek seri. O yüzden mangasına yanaşmıyorum çünkü mangası o tiiye alma sunumuna sahip değil olarak. 8.2/10

tenor (2).gif

Sezon 2 ve 3: Aynı part oldukları için bir araya aldım. Bu part benim için bir fantezi. Farklı kültürlerde karakterler dünyayı gezerek yolculuk yapıyor bir amaç uğruna. Karadeniz fıkrası gibi biraz. Bir İngiliz, iki Japon, bir Fransız ve bir Arap. Uçağa bile biniyorlar. Tam bir fıkra yani. İlk sezonu bolca olay örgüsü ile beni sarmıştı. 1-2 bölümde bir, mekân ve atmosfer değişiyordu. Farklı kültürlerde yerler görüp bilgi ediniyordum falan gayet hoştu. İkinci sezonu ise daha az sıklıkta mekân ve atmosfer değişimine uğruyor ama bu sefer daha eğlenceli konseptte düşmanlara ev sahipliği yapıyor. Ve seride character development olarak düzgün iş çıkaran karakter Polnaref da var. 8.5/10

1541174454_1521219895_za-warudo-gif-11.gif

Sezon 4: En sevdiğim part anime serisindeki. Part 4 ile ilgili meşhur bir laf vardır; ilk yarısı sıkıcı ama katlan çünkü ikinci yarısında Kira var. Ben gayet ilk yarısından zevk aldım o ayrı. Çünkü gizem üzerine kurulu olarak bir takım olaylar gelişiyor. 1-2 bölümde bir konsept değişiyor ve yeni karakterler görüyorsun sürekli. Kasabada geçtiği için sıcacık bir atmosfer vermesi bir kenara slice of life da olmuş oluyor. İkinci yarısı beni asıl hayal kırıklığına uğratmış kısım çünkü Kira dedikleri gibi iyi çıkmamıştı. İyice düşünülüp edilerek geçmiş ve motivasyon yazılmamış karaktere. Bir de karakterin üstün konumunu sürekli kader ve şansa bağlanıyor. Kendi zekâsını hissedebildiğim bir karakter olamadı o yüzden. Konsepti iyi hoş ama yine. Sakin ve etliye sütlüye bulaşmadan hayat yaşayayım diyor ama kontrol edemediği de bir fetiş yüzünden seri katilin teki. Böyle bir çelişme söz konusu. Bir havası yok değil. İzlemesi keyifli bir karakter. Bazı anlarda ana karakter gibi sunulması da keyif verebiliyor o yüzden. Ve sanat dizaynı olarak direkt en iyi iş çıkaran part aynı zamanda. Görselliği çok tatlı. Çok güzel. En sevdiğim sanat dizaynlarından biri. 8.7/10

60588.gif

Sezon 5: En az sevdiğim sezon. Neden mi? Çünkü artık kendini daha az tiiye almaya başlıyor bu part ile seri. Sorun şu; buna hazır bir hikâyesi yok. O yüzden kendini tiiye almayınca hikâyedeki sorunlar rahatsız etmeye başlıyor diğer sezonların aksine. Bunu neden yaptıklarını anlayabiliyorum. Part 5 Japonya’da çok tutmuş bir seri çünkü. Part 7’den bile çok tutmuş olabilir hatta. O yüzden part 5’in ciddiyetini çok bozmak istememiş olabilirler. Ama üzgünüm ortalama olabilmiş bir hikâyesi bile yok. Ama iyi tarafları var yine. Ses efektleri gayet güzel ve seslendirmeler de OP hâlâ. Görsel sunum fena değil ve dövüşler de fena olmamış bu sefer. Ve Giorno theme de bir harika. 7.7/10

SevereEnergeticFlyinglemur-size_restricted.gif

İşte böyle bir seri JoJo kısacası. Her part’ından bahsettim ama part 6’dan ne haber? Yazımızın konusu olduğu için onu es geçmeye karar verdim. JoJo’nun anime serisinde güncel olunca artık nasıl bir fag olduysam yerimde duramayıp mangadan devam etmişim. Yapmazdım bunu hiç. Peki nasıl mı buldum?

HİKÂYE

Joestar soyunun en yeni üyesi olan Jotaro’nun kızı Jolyne’i ele alan bir part bu sefer. Tıpkı part 3’te babası Jotaro’yu tanıdığımız gibi kızını da hapishanede görerek tanıyoruz ilk. Babasına bak kızını al derler ya o işte. Öyle değil miydi ya da? Green Dolphin Street Prison’da hapishane hayatına giriş yapan Jolyne’in buraya geliş sebebi ise tamamen farkında olmadığı bir dümenden ibaret. Sevgilisi ve avukatı tarafından kandırılmış olan Jolyne’in düşmüş olduğu bu hapishanede onu kurtarabilecek tek kişi olan babası Jotaro da işe koyulur. Elbette bunun bile dümenin parçası olduğunu anlamamız ile beraber Jotaro tuzağa düşüp güçleri ve anıları bir stand tarafından çalınıyor. Neden, kim tarafından ve nasıl? Jolyne buraya neden düştü, babasının anıları niye bu kadar önemli ve tüm bunların arkasındaki kişi kim? Bu gizemleri sunmaya başlaması ile artık girişini yapmış bulunmuş oluyor manga.

Screenshot_775.png

Öncelikle şunu yazayım; bu part’ın geneli hapishanede geçiyor. Üçte ikisi hapishane. Hapishane bu part’ın teması diyebiliriz ve aynı zamanda ele alınan Joestar’ların laneti hikâyesi bu part’ta son buluyor. Serinin sonu diyebiliriz kısacası. O yüzden part’ın dramatik kısımları diğer partlara göre daha ağır basıyor. Hikâyemiz yine hem garip, hem absürt, hem neşeli, hem tehlikeli ve hem de gizemli olaylarla süslense de part’ın geneline bu hakim diyebilirim. Arada gerçekten neşeli arc’lar yok değil. Bohemian arc’ı seride gördüğüm en eğlenceli arc idi sanırım mesela.

Hikâye JoJo’larda hiçbir vakit iyi olmadı zaten ama yine de keyifli bir yanı olmuştur. Bunca zamana kadar JoJo sıkmadıysa da sebebi her part’ın farklı bir konsept sunmasından dolayıdır. Part 1 Dracula tadında bir hikâye, part 2 ise nazilerle arkadaş olup Aztek tanrılarına karşı savaştığın hikâye, part 3 ise Seksen Günde Devr-i Alem tadında bir part, part 4 ise slice of life, part 5 ise biraz part 3 gibi ama mafya tadında.

SO_Chapter_6_Cover_B.jpg

Part 6 ise hapishane. Hapishane temasında geçen hikâye olunca seri diğer partların aksine bu sefer kendini çok oyalayamıyor. Chapter başına düşen plot gelişmeleri daha sık yaşanıyor çünkü hapishanede oyalayabileceğin çok bir materyal yok. Ve bu gelişen plotlar ise şaşırtıcı derecede ortalama. Kötü değiller. Gelişen olaylara bir temel veriliyor. Hikâyeye dair olan biten olayların sebepleri yer yer iyi bile hatta. Araki yazmayı öğrenmeye başlamış neredeyse. Ama tam değil elbette. Buna karakterlerde değineceğim.

Hikâye gizemlerini açığa çıkara çıkara ilerken bazı detaylar olayları daha da gizemlendirebiliyor. Öyle derin ve ustaca ayarlanmış senaryo yazımı olduğunu yazamam ama tempoda tutabiliyor en azından. Hikâyenin eksik yanı da biraz kendini yeterince tanıtmaması. Part 5 sanırım geçmişi anlatma konusunda en iyi olan part idi her ne kadar sonradan bir yere varmasalar da. Part 6’da dönen bazı dramlara kendinizi kaptıramayacak olmanız olası çünkü bu olaylardaki dramların altındaki sebebe bağlanabilecek kadar önemsemiyorsunuz. Kötü değil ama etkili olmayınca bir anlamları olduğunu yazamam. Serinin sorunu hep bu yönde idi zaten. Part 6’da da bunu tam olarak aşabilmiş sayılmaz.

Taktir ettiğim yanlarından biri gelişen olayları bir amaca hizmet ettirmeye çalışmış olması. Sahip olduğu temaya hizmet veren alt metinleri var bazı olay örgülerinin ve bunu görmek şaşırttı cidden. Part 6 sanırım kendini en planlı ve programlı hissettiren part kendinden öncekilere göre. Plot’a dair olup biten şeylerin bir anlamı var. Öyle büyük bir şey değil ve pek iyi de yazıldığını yazamam ama böyle bir şey var hani. JoJo’da bunu görmek de şaşırttı. Yoksa yine arada bir “Kader kısmet yav bu olanlar” tadında açıklamaları da var. Tabii şu var; kader meselesi part 6’da önemli bir yere sahip artık. O yüzden bunlar artısıyla ve eksisi ile ortalamayı oluşturuyor. Part 6 Araki’nin artık aldığı riskleri değerlendirebildiği bir part olmuş. Beceremediği kısımlar olsa da tam.

AND I THİNK TO MYSELF, WHAT A WONDERFUL WORLD.

Ama tam olarak becerebildiği bir şey olduysa o da sonu olmuş. Part 7 öncesi en düzgün yazılmış son part 6’da yer alıyor. Hatta yazılmış tek düzgün son da olabilir. Basit bir son değil. Gayet seriye yakışır bir son(Sanki çok iyi bir hikâyesi olan seriymiş gibi yazdım). Cesurca ve üzücü bir sonu var. Üzücü ve tatlı da ama depresif de sayılır. Ortaya karışık duygulara sokacak bir sona sahip ama hikâye bunun için yeterince bağ kurdurabilme konusunda başarılı oldu mu derseniz orası karışık. Ben şahsen etkilendim. Duygulandırdığı bir gerçek ama çok uzun vaadeli bir etki olduğunu yazamam. Ki o bana lüks geliyor zaten. Öncelikle JoJo’da düzgün bir son var o bana yetiyor olmasına rağmen üstüne üstlük etkileyici ve kendi türü için farklı bir açıdan bitiyor. Ve bitiyor da cidden. Hikâyenin finali özetle çok iyi.

5.jpg

Hikâyede gözüme çarpan tek en büyük sorunu 20 chapter’lık bir süreci. O süreçte üst üste stand kullanıcıları ile dövüşler gerçekleşiyor. Bir tanesi ile gerçekleşen yeterince yoruyor zaten ama sonra hemen hemen yenisi geliyor. Oralarda plot da ilerlemiyor. O kısmı atlattıktan sonra güzelleşiyor o ayrı tabii.

Hikâyede bol bol referanslar yine var. Bohemian Rhapsody arc’ı o konuda bir cennet zaten. Çok eğlenceli bir arc olması dışında baya kültür referansları da içeriyor. Onun dışında film referansları da mevcut tabii. Memento mu derseniz, Altıncı His mi derseniz o dönemin popüler olanlarından göze sokulur olanlarını atayım.

 

NOT: İkinci fotoğrafta Altıncı His filminden spoiler içerik var.

 

 

 




KARAKTERLER

4b8907c3197556c844cbd4175da897d0.png

Gelelim fasulyenin faydalarına. Ana karakterden direkt başlıyorum; eh. Başlarda gayet içinde bulunduğu durumdan kurtulmaya çalışırken karakterini ortaya koyan ve farkını hissettirebilen bir portre sunuyordu Jolyne. Giriş aşamasından sonra gelişme kısımlarında ise klasik JoJo karakterlerine bağlıyor yine. Karakter gelişimine dair bir şey görmüyor onun yerine boş hissettiren düz bir karakter çıkıyor yine. Kendi kişiliğini hissedebildiğim olamadı ve gelişimi de olmadı. Özellikle babası ile olan dramı kız tarafından da baba tarafından da etkili gelmiyor. Aralarında husumeti sadece laf söz olarak duyuyoruz başta ve o da işlenmiyor.

3ca587d50fc3d13dd553c1ba32c43221.jpg

Yan karakterlerden Hermes ise part 5’in başlattığı akımdan nasibini almış karakterlerden ve geçmişe sahip kendisi. Ama bu geçmişi sadece karakterin kardeşi ile olan münasebetini göstermekten ibaret olup neden bu hapishaneye geldiğini açıklamasından öte değil. Onun dışında da karakterinde keyifli bir konsepti var diyemem. Daha çok bağıran bir karakter. Giriş-gelişme-sonucu olmayan diğer karakterlerden biri daha kısacası.

45b67fd740ef638869877834cb8c7a51.png

F.F. ise sanırım en ilgi çekici olanı. Çünkü bu karakterin kendisi direkt bir stand. Evrim geçirmiş bir stand. Ya da daha çok evrim geçirmiş bir plankton olduğu için insan şekline de girebilen bir varlık işte. Tam olarak nasıl işliyor emin değilim. Kendisi insan olmaya çalışan bir karakter. Hazırdan gelen hatıralarla değil de, kendi iradesi ile deneyim ederek ortaya hatıralar çıkarıp insan gibi hissetmek istiyor. Bunu girişte gayet görebilmemiz üzerine gelişme kısmında her karaktere olabildiği gibi yine düz karaktere bağlıyor kendisi ama en azından ona ayırt edilen sonda olayı unutulmuyor ve buna değiniliyor.

88bf744ffc3532e5996010ca8167a90a.png

Anasui de serideki psikopat rolünü görüyor. Çocukluğundan beri bir şeyleri parçalama sevdasına sahip olması yüzünden bu sevda onun en sonunda katil olmasına yol açıyor ve hapishanede bulunma sebebi de bu oluyor. Bu karakter hakkında diğer önemli bilgi ise kendisi deli gibi Jolyne’e aşık oluyor hemen hemen. Hem psikopat bir katil ve hem de ana karaktere aşık. Bu karakter nasıl bir development’tan geçecek diyordum ama bu karakter de tabii gelişme kısımlarında diğerleri gibi olayı bir kenara atılıp düz karaktere bağlıyor. Yine psikopat olmasından mütevellit sinirli bir yanı var karakterin o ayrı.

D8RQ9Q4VsAAL7H3.png

Weather Report en gizemli karakter. O yüzden karakteri tanıtarak değerlendirmeyeceğim. Geçmişi vs. var gayet evet ama seri bunu bir twist olarak saklıyor. Geçmişini iyi bulsam da ne yazık ki hikâyenin işleyen kısımlarında bir numarası olmuyor. Weather Report hakkında şunu yazabilirim belki; muhtemelen kendisi en OP Stand’a sahip olan karakter Golden Experience Requirem sonrası.

Emporio_Alnino.png

Emporio ise galiba en bahtsız karakter. Bir hapishanede doğmuş ve mapus yollarında kalmış öyle. Kendisi arkadaşlarına en çok değer veren kişi olabilir. Daha bir çocuk olduğu için çok da işlevli bir karakter değil tabii ama benden size tavsiye; bu karakter ile bağ kurmaya bakın. Serideki en güzel ayırt edilmiş son bu karaktere ait.

Pucci.png

Gelelim ağır topa; Enrico Pucci. Top kelimesini istediğiniz gibi algılayabilirsiniz. Tüm JoJo serisi (Part 6 sonrası hariç) boyunca yazılmış en düzgün karakter. Bu da onu direkt en iyi antagonist konumuna sokuyor seride. Pucci genel olarak sakin ve planlı programlı hareket edip düşünen bir karakter havasını vererek ilgimi çekmeyi başarmıştı. Umarım altından boş bir şey çıkmaz diye ümit ediyordum ve en uzun arc’lardan birinde karaktere gayet bir geçmiş ayarlanmış ve işlenmiş. Doğumu, kaderi, yaşadığı olayları sorgulaması, trajik bir geçmişi, günümüzde yaptığı şeylerin bir sebebi oluyor ve bunu dolduruyor. Yaptığı eylemlerin sebepleri var, bu sebeplere iten de motifleri var ve inandığı bir değer uğruna insanlığa cenneti getirmek için eylemlerde bulunuyor. Kötü olmak için kötü değil, ki kendisinin kötü olduğuna bile inanmıyor zaten. Gerçekten yaptıklarını kurtuluşa ermenin bir anahtarı olduğuna inanıyor. Nedenlerini de açıklıyor. İşte seride şöyle bir antagoniste hasrettim ben de. Yaptıklarının altında yatan sebepler var ve bu sebepler geçmişiyle de alakalı olan bir takım şeylerin tetiklemesi sonucu ortaya çıkıyor ve part boyunca mastermind bir karakter oluveriyor. İşte bu hani. Çok üst düzey değil ama iyi. Kira’dan bulamadığım şeyi Pucci’den buldum ben. Kira’dan beklediğim tek şey sadece yaptıkları şeyin altında derin bir motif olması ve mastermind havasını verebilmesi idi ama bu ikisine de sahip değildi. Hani dünyayı ele geçirsin falan demiyorum. Biliyorum sakin bir hayat isteyen bir karakter ama bu dediklerime sahip olması bunu bozmaz idi zaten.

Pucci iyice yazılıp edilmiş karakter JoJo standartlarında. Mastermind konumunu belki biraz daha hissettirebilirdi ama o ayrı. Orasını pek alamayabiliyorsun. Onun dışında yaptığı eylemlerin altındaki alt metin derinliği o yılda bu tür adına şaşırtıcı. Cennete giden yolda yapılması gereken şeylerin içini göze sokmadan eylemlere bağlamış sembolik ve metafor aracılığı ile. Ama oralar biraz fazla yoruma açık olmuş. Cidden isteyen o bahsedilen kelimelerin anlamlarını önceki partlara da bağlayabiliyor isteyen sadece bu part’a da. Hangisi gerçek bilmiyoruz. Hepsi müsait buna. Tüm diğer partları bu son hikâyenin bir parçası olduğunu görmek şaşırtıyor ve taktir ediyorsun ama hepsinin bu part’ta anlam ifade etmesi taraftarıyım. O vakit Pucci’nin mastermind değeri daha da artıyor yoksa aksi taktirde daha çok bitirilmemiş bir işin devamını getiren biri olarak imaj veriyor. Buralar ne yazık ki yoruma açık ama olsun JoJo’da böyle bir şey görebilmek bile taktir edilesi.

Bunlar dışındaki mini boss tadında olan stand kullanıcıları ne yazık ki zayıf kalıyor. İlgi çekici olmamaları yanı sıra değinilen kısa bir olayları ve geçmişleri de yok. Özellikle dövüşlerin üst üste geldiği kısımlarda o yüzden illallah ettirme potansiyeli çok güçlü.

 

DÖVÜŞLER

Komik bilgi; ben bu serinin dövüşlerini sevmiyorum. Seri battle shounen serisi özellikle. Ben battle shounen de izlemiyorum zaten. En azından Naruto gibi sülalem kadar bölümlere sahip olanlara hiç yanaşmadım. Tek alakam JoJo hani ve gariptir ki onun da dövüşlerini sevmiyorum.

Sebebi bana hitap etmeyen formülünden dolayı. Önce bir düşman, karakterleri tuzağa düşürür bilinmeyen bir saldırı ile. Karakterlerimiz de bu gizemli saldırının olayını çözmeye çalışıp kendilerini kurtarmaya çalışır ve kurtulduklarında da düşmanı döverler. Taslak olarak böyle. Dövüşler kafa kafaya verilmeyince ve bir hamle yapana kadar baya vakit geçince ben zevk alamıyorum. Part 5’te bu durum biraz düzeldi aslında. Dövüşler biraz daha kafa kafaya olur olmuştu. Tam değil ama yakın gibi. Yine de dövüş stili bana göre değil. JoJo serisinde dövüş dediğimiz şeyler yakın dövüş sanatları değildir. Stand’ların yetenek kullanması üzerine oluyor. Part 1 ve 2’de vardı gene ama standlar devreye ne zaman girdi o zaman mertlik bozuldu. Bunda var yine bu arada yakın dövüş sanatı biraz. O hoşuma gitti.

4723418.jpg

Part 6’nın o kanser edebilen süreci dışında dövüşleri iyi bile diyebilirim belki. Emin değilim. Dövüşlerin taktikleri çok detaylı ve çok karmaşık. Biraz fazla ileri gidiyor bu konuda. Okuyucular daha takip edemiyor diye duydum. Ben dövüşlerden o kadar anlamadığım için. JoJo’nun dövüşlerinde diğer bir sıkıntı hep şu olmuştur; unutkanlık. Bazı dövüşlerde “Şu karakter şu yeteneği kullansa bitecek” diyorsun. Gerçekten de öyledir ve bunun yapılmama sebebi de Araki’nin unutması üzerine. Aynı şey bunda da var mı bilmiyorum çünkü bana kalsa o standlar ile her şey mümkün. Serinin standlara getirdiği kısıtlama tam olarak ne hiçbir vakit ya anlayamadım ya da seri anlatamadı. Direkt anlatmamış da olabilir.

Jolyne’nin ip gücü belki tam olarak potansiyelin hakkını verememiş olabilir. Başlarda bu anlaşılır çünkü bu yeteneğe yeni yeni kavuşuyor ve bu yeteneğin ardındaki numaraları daha henüz kavramaya başlıyor. Ama bu süreci pek iyi işlediğini söyleyemem. Sanki ya o sürece nasıl ve ne ara geldiğini göstermiyor ya da o süreci direkt atlayıp Jolyne çoktan standı konusunda uzman olmuş oluyor. O konuda bir Giorno olunamamış. Giorno’yu karakter yazımı olarak zayıf bulsam da; stand’ında ustalaşma aşamalarını görebilmek keyifliydi cidden. Jolyne’de bunu hissedemedim.

4723427.jpg

Bazı dövüşlerin çok uçuk olduğunu yazdım. Araki belki bu kadar detaylı bir şekilde uçacağına bu eforu karakter yazımlarına harcasaydı daha iyi olabilirmiş. Çünkü galiba cidden dövüşler fazla uçuk bir hal alıyor. Gore baya var bu part’ta onu yazayım. Ben dayanamadım bazı yerlerde. Meteor taşı çağıran stand’ın dövüşü ile anlıyorsun dövüşlerin nasıl bir hal aldığını.

GÖRSEL

Sanat dizaynı konusunda serinin hep bir kimliği oldu her ne kadar değişime sık sık uğrasa da. Sürekli kendine has olan o havayı koruyabildi. Part 6’da da bu mevcut. Yalnız part’lar ilerledikçe önceki partlardan birçok karakterin saçı, şekli ve kostümleri sonraki partlara aktarılmış gibiydi. Hatta kimileri “gibi” değil direkt öyleydi. Arada bir belli olsalar da ve muhtemelen fan service için yapıldığını düşünsem de biraz tekrar etme havasını veriyordu. Bunda da var. Anasui direkt Diavolo mesela tasarım olarak. Bu kadar da benzemesine gerek yok dedim açıkçası.

qa3odxae9ut31.png

Bunlar dışında renkleridir vs. yerli yerinde. Bu arada bahsetmeden edemeyeceğim; JoJo serisinin stand olayı yüzünden Persona’ya ilham olduğunu açıklamıştım. İlk Persona oyununda Velvet Room konsepti 1996 yılında görünmüştü. JoJo Part 6 ise 1999’da yayınlanmaya başlayan bir seri oldu ve Velvet Room’u andıran bir odası var. Renk olarak olmasa da konsept ve nesne kullanımı olarak andırıyor gayet. Kimselerin göremediği ve giremediği gizli oda her ikisi de. İkisinde de piyano var ve ikisinde de hiç iletişime girmeyen(başta) iki kişi var. JoJo Persona’ya sebep olunca acaba Persona da böyle bir açıdan JoJo’ya mı sebep oldu diye düşünmüyor değilim. JoJo’daki bu oda olayı Araki’nin aklına nereden geldiğini bilebilseydim keşke.

maxresdefault

Screenshot_819

Bazı anlarda karakter çizimleri çok karikatürize tipler oluyor. Bazı anlarda bu absürt bir durum oluşturuyor o yüzden ve bu bir iki stand kullanıcısında da yapıldığı için tatsız oluyor. Onun dışında ise çizimler olabildiğince detaylı ve renklerndirmeler de özenlice ayarlanmış. Araki çizmesini biliyor. Ama hâlâ figuran karakterler sıradan kıyafetlere sahip iken önemli karakterlerin yanlarında cosplay’ci gibi kalması soğutmaya yakın oluyor bende. Ya herkes sıradan giyinsin ya da herkes sıra dışı olsun. Neyse adı üstünde zaten; B I Z Z A R E.

Çizimleri detaylı şekilde verebildiğini yazdım ama muhtemelen bu olay yer yer rahatsız edecek. Yazdığım gibi; bolca gore var bu part’ta. “Ya yapacağın işi” diyerek okudum bazı kısımları.

0c59388eb167640bae3cefcca6ccf1df.png

İşin kurgu kısmı akıcılık sağlama adına bir takım değişik numaralara sahip. Bazen storyboard’ların dağılımı gerek şekil olarak ve gerek büyüklük olarak cezbedebiliyor. Düz bir şekilde ilerleyen paneller hatırlamıyorum aslında genel olarak. Paneller dışında belki konuşma baloncukları daha düzgün olabilirdi. Çok olmasa da arada bir konuşma baloncukların hangi karaktere ait olduğunu şaşırdım. Ama bu eksi diyebileceğim kadar sık yaşadığım bir durum olmadı.

 

GENEL OLARAK

Manga serisi olarak bakarsak yazım olarak en başarılı bulduğum part bu oldu 7’den önce. Ortalama olarak fena olmayan bir part oluyor tabii ama ben biraz JoJofag’ı olduğumdan dolayı bol vereceğim. Sebebi de sonunda Araki’nin senaryo olarak cesurca bir şeyler denemeye kalkabildiği için ve tabii ki iyi yazmış olduğu son ve antagonistten de dolayı. Animesini sabırsızlıkla bekliyorum. Nasıl bir tonda ele alacaklar bu sefer merak ediyorum. Part 5’i diğer partlara göre daha ciddi bir tonda ele almışlardı. 6.part’ta o ton ne olacak merak ediyorum. Diğer merak ettiğim şeylerden biri de nasıl bir sanat dizaynına sahip olacağı. JoJo sezon başı(Stardust sezonları hariç) sanat dizaynını değiştiriyor çünkü. Yeni bir şey mi deneyecekler yoksa önceki sezonlardan birini mi kullanacaklar meraktayım. Diğer en çok merak ettiğim şeylerden biri de opening ve credits kısmı. JoJo’da her daim en çok meraklı olduğum kısımlar buralar oluyor.

Tabii diğer unsur ise Pucci’yi seslendirecek kişi. JoJo: All Star Battle’da Pucci’yi Nakata seslendirdi ve bu yüzden anime serisinde de o seslendirebilir ve lütfen öyle olsun. Nakata’yı çok seviyorum ve Pucci’de on numara gider o. O değil de bu kaçıncı rahip karakteri olacak Nakata için. Kirei ve Araya gibi karakterler de rahip idi.

Neyse sevdim kısacası. Animesinin son bölüm credits’inde “What a Wonderful World” parçası çalarsa muhtemelen ayakta alkışlarım.

6942

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları