Kalkanlı Kahramanın Yükselişi

>ÖNEMLİ NOT<

  Bu inceleme, anime ile ilgili bol bol spoiler barındırmaktadır.

---

 “Isekai” olarak adlandırdığımız ve karakterin başka bir dünyaya geçtiği alt tür kontrolden çıkmış durumda. Bu alt türün ilk izleri 1865 yılında yayınlanmış olan Alice Harikalar Diyarında’ya kadar uzanırken, Japon kültüründeki en eski yansımaları ise 1976’da yayınlanan Ouke no Monshou mangası ve 1983’te yayınlanan Seisenshi Dunbine animesine kadar uzanmakta. Isekai alt türünün, Japonya’da popülerleşmeye başladığı yıllar ise 2000lerin ortaları. Bu dönemde çıkan birçok hafif roman, Isekai alt türünün popüler hale gelmesinde büyük rol oynadı. Fakat bu alt türün günümüzdeki büyük popülaritesini elde etmesindeki en büyük etken, 2012 yılında çıkan ve dünya genelinde büyük bir popülarite elde eden Sword Art Online animesiydi. Sword Art Online öyle büyük bir popülerlik elde etti ki, ardından çıkan fantezi türündeki birçok hafif roman ve manga Isekai alt türünü kullanmaya başladı ve fazla kullanılan her tür gibi Isekai da bir yerden sonra eski kalitesini yitirerek önemsiz bir alt tür haline geldi. Eskiden kaliteli fantezi mangası/hafif romanı/animesi denilince akla gelen ilk alt türlerden birisi olan Isekai, günümüzde kalitesizliği ile ön plana çıkıyor. Çünkü, son dönemlerde çıkmış olan Isekai yapımlarının büyük bir çoğunluğu birbirinin aynısı. Hepsi de hemen hemen aynı ögeleri barındırıyor ve olay örgüleri de birbirlerinin büyük oranda aynısı oluyor. Bir örnek vermek gerekirse; aşırı güçlü bir protagonist ve onun etrafına dizilmiş, waifu potansiyeli barındıran kadın karakterler içeren yapımlardan bir sürü sayabiliriz ve bunun sonu gelmez. Hal böyle olunca da eskiden övgüyle bahsedilen Isekai alt türü, günümüzde ismi duyulduğu anda ön yargı ile yaklaşılan bir alt tür haline geldi. Tate no Yuusha no Nariagari ise bir yandan kendine özgü ögelere ve hikaye anlatımına sahipken, bir yandan da bu klişe ögeleri de içinde barındıran dengesiz ama iyi bir yapım. İşe her zamanki gibi senaryoyu özetlemekle başlayalım.

Image

SENARYO

 Naofumi Iwatani; günlerinin çoğunu bilgisayar başında geçiren ama sıkıldığında da yer yer dışarı çıkmayı ihmal etmeyen, üniversite ikinci sınıf öğrencisi genç bir erkektir. Yine bir gün kütüphaneye gittiği sırada, gözüne ilginç gelen bir kitap fark eder ve o kitabı okumaya başlar. Kitap; kılıçlı, yaylı, mızraklı ve kalkanlı dört efsanevi kahramanın hikayesini anlatmaktadır. Efsaneler der ki, dünya “dalga” adı verilen ve güçlü canavarların belirmesine yol açan doğaüstü bir olayın etkisi altına girdiğinde insanlar dalgaların getirdiği yıkıma engel olmaları için bu dört efsanevi kahramanı çağıracaktır. Naofumi kitabı okumaya devam ederken kalkanlı kahramanın sayfasına geldiğinde kitapta bir ışık belirir ve Naofumi hiç bilmediği bir yerde gözlerini açar. Gözlerini açtıktan çok kısa bir süre sonra öğrendiğine göre, Melromarc Krallığı dalgalara engel olması için dört efsanevi kahramanı çağırmayı başarmıştır ve Naofumi de, bu fantastik orta çağ temalı dünyaya kalkanlı kahraman olarak çağırılmıştır. Artık bir yandan partisiyle beraber seviye atlamaya çalışırken, bir yandan da dalgalar geldiğinde diğer üç kahramanla bir araya gelip dünyayı dalgaların getirdiği yıkımdan korumalıdır. Ancak, MMORPG kafasında işleyen bu dünyada işler hiç de beklediği gibi kolay gitmeyecek ve Naofumi, hayatının en zorlu dönemlerini yaşamasına neden olacak olaylarla karşılaşacaktır.

Image

 Senaryo hakkında konuşurken ilk dört bölümü ayrı bir şekilde değerlendirmemiz lazım, çünkü dördüncü bölüm hikayede önemli bir dönüm noktası. 

 İlk bölümümüz oldukça sıradan bir Isekai animesi şeklinde açılıyor ve Naofumi'nin, Myne tarafından ihanete uğradığı yere kadar aynı sıradanlıkla devam ediyor. Bence bu ihanet oldukça güzel bir twistti. Yazarımız, klişelerden uzak, vurucu bir giriş yapmak istemiş ve bunu başarmış; bence ilk bölüm çok iyi bir giriş bölümüydü. İkinci bölüm de aynı şekilde oldukça güzeldi, Raphtalia ve Naofumi arasındaki ilişkiyi güzel bir biçimde ele alıyordu. Ayrıca, köle veya terk edilmiş bir kişiyi alıp ona daha güzel bir yaşam verme konseptine bayılmamdan ötürü bu bölüm ayrı bir hoşuma gitmişti. Bu klişe bir konsept olsa bile en sevdiğim klişelerden birisidir ve iyi işlenildiği zaman ortaya muazzam karakter etkileşimleri ve hikaye anlatımı çıkabilir; ben de bundan ötürü, bu ikili arasındaki ilişkiye odaklanan fazladan üç dört bölüm daha bekliyordum ama maalesef öyle olmadı. Üçüncü bölümle beraber bir haftalık bir zaman atlaması yaşandı ve birden bire Raphtalia'yı gelişmiş ve Naofumi'ye aşırı derecede bağlanmış olarak gördük. İşte benim için senaryodaki en büyük hata burasıydı. Üçüncü ve dördüncü bölümler her ne kadar iyi olsalar da, çok büyük bir harcanmış potansiyel barındırıyorlardı. İkinci bölümden sonra bir haftalık zaman atlaması yaşanması yerine bu bir haftalık süreci, üç dört bölüm boyunca yavaş yavaş ve içini doldura doldura, Raphtalia ile Naofumi arasındaki ilişkiyi geliştirmeye harcasalardı ve dördüncü bölümün sonunda gerçekleşen nispeten duygusal sahneyi yedinci bölümün sonuna almış olsalardı, büyük ihtimalle yedinci bölümden sonra Tate no Yuusha no Nariagari, hemen hemen herkes tarafından gelmiş geçmiş en iyi fantastik orta çağ animesi olarak ilan edilirdi; ama böyle olmadı. Yazarımız maalesef sırf hikayeyi çabucak ilerletebilmek için elindeki çok büyük bir potansiyeli çöpe atmış.

Image

 İlk dört bölüm oldukça büyük bir potansiyeli harcamış olsa da, on üçüncü bölüme kadar olan kısımlar, yani Naofumi’nin Melty’yi kaçırmakla suçlandığı yere kadar olan kısımlar, birkaç yer hariç tam da olması gerektiği gibiydi. Raphtalia, Naofumi ve ekibe yeni eklenen Filo’nun maceraları tam da animenin “MMORPG dünyası” konseptine uygun ilerliyordu. Bir yerden görev alıp o görevi yaptıkları sırada başlarına gelen olayları izlemesi oldukça zevkliydi. Hikayenin gerçekten MMORGP kafasında işleyen bir dünyada geçtiğini sonuna kadar hissettiriyorlardı ve bunu yaparken bir yandan da, buranın tamamen bir oyun dünyası değil, aynı zamanda da gerçek bir dünya olduğunu belirtmeyi de ihmal etmiyorlardı. On ikinci bölümdeki Glass ile olan savaş da aynı şekilde harikaydı.

 Şu “birkaç yer hariç” dediğim yerler ise, ana karakterimize karşı sürekli hile yapılmasına rağmen ana karakterimizin yine de rakibini yenmesi olayıydı. Bu konsept, ilk bir iki sefer kullanıldığında güzel olsa da bir yerden sonra suyunu çıkardıkları için sıkmaya başlıyor. Özellikle şu Lute köyü için olan yarış Filo’nun ne kadar güçlü bir parti üyesi olduğunu göstermeleri dışında fena sıkıcıydı. Zaten ana karakterin kazanacağını biliyoruz ne diye boş yere uzatıyorsun; hadi diyelim illa uzatacaksın bari daha önce kullandığın, hilelere rağmen ana karakterin kazanması konsepti yerine başka bir konsept kullan da sıkıcı olmasın. Bu ufak detay dışında az önce de dediğim gibi 5-12. bölümler tam olmaları gerektiği gibiydi.

Image

 Naofumi’nin, Melty’yi kaçırmakla suçlandığı kısımlar ise başlarda güzel olsa da tıpkı Raphtalia-Naofumi ilişkisinde olduğu gibi bence fazla hızlı işlenmişti. Bu kısımlar 5-6 bölüm sürer diye beklerken iki bölüm sonra direkt olarak Raphtalia’nın flashbacklerine oradan da Filolial kraliçesine geçilince neye uğradığımı şaşırdım; ben Naofumi ve partisinin biraz daha gizli takılarak ilerledikleri bölümler bekliyordum.

 Bu kısımlarda bir de Naofumi’nin hiç beğenmediğim bir özelliği de oldu ama ona Naofumi hakkında konuşurken değineceğim, çünkü Naofumi bu özelliği dışında oldukça hoşuma giden bir protagonistti.

Image

 Bu olayların devamında gerçekleşen papa savaşına ise hiç değinmek istemiyorum, çünkü oldukça kalitesizdi. Resmen hikayedeki noktaları bağlamak için kullanılmış ve olmasa da olur denilecek türden bir savaştı. Yirmi birinci bölüme incelemenin sonlarına doğru değinmeyi planlıyorum ve o bölümden sonrasına ise değinmeyeceğim, çünkü o kısımların hikayenin devamı için bir temel oluşturmak dışında hiçbir olayı yoktu.

KARAKTERLER

 Tate no Yuusha no Nariagari’nin karakter kadrosu, animenin geneline hakim olan dengesizlikten etkilenmemiş; anime, ne çok bol ne de çok kıt bir karakter kadrosuna sahip. 

 Ana karakterlere değinmeden önce kısaca bi’ yan karakterlerden bahsedelim. Ben, Tate no Yuusha no Nariagari’nin yan karakterlerini fazla olmasa da beğendim. Hemen hemen hepsi, bir yan karakterden beklediğim çoğu şeyi yeterince karşıladı. Özellikle Myne, her ne kadar klişe bir karakter olsa bile yirmi birinci bölüme kadar görevini layıkıyla yerine getiren bir yan karakterdi.

Image

Iwatani Naofumi

Image

 Son dönemlerde çıkan kıytırık Isekai protagonistleri sağ olsun, gerçekçi bir Isekai protagonistine hasret kalmıştım ve bundan dolayı da, Naofumi öyle mükemmel bir karakter olmasa bile ona bayıldım. Naofumi’yi izlerken bir kısım hariç sürekli, “İşte, düzgün bir Isekai protagonisti böyle olmalı.” diyordum. Hatta benim gözümde, çağrılmış diğer üç kahraman kıytırık Isekai protagonistlerini temsil ederken, Naofumi ise düzgün bir Isekai protagonistini temsil ediyordu. Kahramancılık oynamayıp buranın da gerçek bir dünya olduğunun bilincinde olan, keskin zekalı, ne yaptığının bilincinde ve kız peşinde koşmayan bir protagonist. Tek beğenmediğim kısmı ise, Raphtalia’nın geçmişinde ona en çok acı çektiren kişi ile yüz yüze geldiği sahnede “Onun seviyesin düşme.” klişesini kullanmasıydı. Hayır yani, karşısındaki adam Raphtalia’ya hayatının en büyük acılarını çektirmiş, en yakın arkadaşlarının ölümüne sebep olmuş, köyünü yakıp yıkmış; “Bazen seviyeni düşürme pahasına, kötü insanlara hak ettikleri cezayı vermelisin.” tarzı bir şey desene, burada Disney filmi mi çekiyoruz?

 Bu ufak detay dışında Naofumi oldukça hoşuma giden bir karakter oldu. Tabi, senaryo kısmında bahsettiğim harcanmış potansiyel kısımları olmasa çok daha iyi işlenmiş bir karakter olabilirdi ama orası ayrı konu.

Raphtalia

Image

 Raphtalia mükemmel yazılmış bir deuteragonist olabilirdi ama resmen potansiyeli harcanıp düz bir waifu materyaline dönüştürülmüş. Animenin ortasındaki flashbackleri oldukça güzel, onlara bir lafım yok ama şu başlardaki bölümlerde time skip atmak yerine Raphtalia-Naofumi ilişkisini daha düzgün işleyip bizi karakterlere daha çok bağlasalar ve Raphtalia’yı gözümüze soka soka bir waifu materyali yapmasalar daha hoş olurdu. Zaten waifu materyal olarak bile ömrü fazla uzun olmadı, daha animenin sonuna bile gelemeden internette popülerliğini kaybetmişti. Waifu kısmını bir kenara bıraktığımızda geldiğimiz son noktada da Raphtalia’nın, “Ben sizin kılıcınızım Naofumi-sama.” demekten başka bir işlevi kalmadı. Tabi savaşlarda işe yarıyor ama savaş dışında karton maketten bir farkı yok.

Filo

Image

 Filo, evcil hayvan olarak bakıldığında harika bir karakter. Tatlı, sadık ve güçlü; bu tarz bir hikayedeki bir evcil hayvanın sahip olması gereken tüm özelliklere sahip. Sarışın bir loliye dönüşmesinden dolayı bu karakteri "waifubait" olarak adlandıranlar gördüm, ben bu konuda oldukça çekimserim. Bence Filo, "waifubait" olarak adlandırılmak için o tarzda yeterli sahneye sahip değil ama sarışın bir loliye dönüşmesine gerek olduğunu da düşünmüyorum. Tüm seri boyunca sadece kuş formunda kalsaydı da animeye pek bir etkisi olmazdı, hatta benim için daha iyi olurdu. Çünkü, kuş formundaki Filo bu animedeki favori karakterimdi.

GÖRSELLİK

 Çizim kalitesi, Tate no Yuusha no Nariagari'nin dengesiz olmadığı nadir konulardan birisi. Kinema Citrus'tan beklenildiği üzere çizimlerin kalitesi, birkaç belirli yer dışında, tüm bölümlerde oldukça iyi. Renk paletinde genel olarak yeşil tonlar kullanmışlar ve bu, yeşili sevdiğim için benim çok hoşuma gitti. Bunlar dışında çizim kalitesi hakkında aklımda kalan pek bir şey yok.

Image

 Animenin animasyonları, dengesiz olan bir diğer kısım. Bazı sahnelerde animasyonlar çok iyiyken, bazı sahnelerde ise çok kötü. Bir örnek ile açıklamak gerekirse; çoğu dövüşteki animasyonlar oldukça iyiyken, Filo'nun kuş halindeyken koştuğu sahnelerin çoğunun animasyonları kötüydü. Gerçi bazı dövüşlerde animasyonların coştuğu sırada çizim kalitesinde gözle görülür düşüşler olmuştu ama en azından bu sahnelerdeki çizimler, Bones animelerinde olduğu gibi Paint seviyesine inmediğinden dolayı benim için pek bir sorun teşkil etmedi.

 Son olarak değinmek istediğim nokta ise CGI. Hani bazı noktalar olur onlar yoruma açıktır ve üstüne tartışılır, işte bu animedeki CGI onlardan birisi değil. Sanırım Kinema Citrus tüm parayı Made in Abyss'in devam filmine ayırmış, çünkü animede kullanılan CGI aşırı kötü. Oldukça hoş çizimlere sahip bir Kinema Citrus animesi izlerken birden bire o kadar kötü CGI sahneleri ile karşılaşınca bazı yerlerde resmen hevesim kaçtı. Özellikle de şu dinozor kısmında. Neyse, umarım Tate no Yuusha no Nariagari'den istedikleri miktarda bir gelir elde ederler de Made in Abyss'in devamında bu tarz kötü CGI sahneler ile karşılaşmayız.

Image

SES

 Animenin açılış kliplerindeki iki şarkı da bana hitap eden türde şarkılar değildi, bu yüzden ikisini de beğenmedim ama iki açılış klibi de görsel anlamda harikaydı; ve bu kadar, iki açılış klibini de sadece bir kere izlediğimden haklarında daha detaylı bir görüş belirtemiyorum.

 Açılış kliplerinin aksine, iki kapanış klibine de bayıldım. İkisi de beni şarkı kısmında tatmin etmeyi zaten yeterince başarmışken, görsel anlamda da bir kapanış klibi için oldukça iyi görseller barındırıyorlardı. Tabi, eğer senaryo kısmında bahsettiğim ilk bölümlerdeki "harcanmış potansiyel" kısımları olmasa ve Raphtalia-Naofumi ilişkisi daha iyi işlenmiş olsaydı, ilk kapanış klibinin etkisi çok daha büyük olurdu.

 Animedeki tüm soundtrackler Kevin Penkin tarafından bestelenmiş ve hemen hemen hepsi de harika. Soundtracklerin tümü, fantastik orta çağda geçen bir MMORPG'ye uygun müzikler ve atmosferi yansıtmakta oldukça başarılılar. Özellikle "GLASS" soundtrackine bayıldım, eski JRPG oyunlarındaki müzikleri andırmasından dolayı Glass ile olan dövüşler gerçekten bir oyun dövüşü gibi hissettirmişti. 

 Soundtrackler harika ama animenin ses yönetmeni, Kevin Penkin'in bu harika işini resmen katletmiş. Çoğu yerde, sahnedeki efektlerin sesleri o kadar kötü kullanılmış ki soundtracklerin neredeyse duyulmamasına neden oluyor. Bu olay bununla da sınırlı değil, bazı yerlerde soundtracklerin sesi karakter seslerini bastırdığı için önemli sahnelerin birçoğu etkileyiciliğini büyük ölçüde kaybediyordu. Keşke Made in Abyss'te beraber çalıştıkları ses yönetmeni Yamada Haru ile Tate no Yuusha no Nariagari'de de çalışsalardı, Kevin Penkin'in bu derecedeki muazzam işinin bazı sahnelerde resmen katledilmiş olmasına tanık olmak baya üzücüydü.

 Seslendirmeler konusunda ise değinmek istediğim özel bir nokta yok, zaten animedeki seslendirmenlerin çoğu tanınan ve işlerinde iyi kişilerden oluştuğundan seslendirmelerin çoğu iyi.

İŞLENİŞ

 Tate no Yuusha no Nariagari bir aksiyon, dram, fantezi, macera animesi.

 Tate no Yuusha no Nariagari, dram konusunda da dengesiz bir anime. İlk bölümlerde Raphtalia üstünden işlenen dram oldukça büyük bir harcanmış potansiyel iken, animenin ortalarında yine Raphtalia'nın üstünden işlenen dram ise oldukça iyiydi. Aynı şekilde Naofumi üstünden işlenen dram da, öyle ahım şahım bir şey olmasa da, belli bir seviyede iyiydi. Biliyorum bu konudan çok fazla yakındım ama cidden şu ilk bölümlerdeki potansiyelin harcanmış olmasına çok üzülüyorum. Yazar sırf hikayeyi daha hızlı ilerletmek için mükemmel bir dram ve karakter işlenişi şansını kaçırmış...

Image

 Macera işlenişini beğendim, özellikle 5-12. bölümlerdeki macera işlenişi tam olması gerektiği gibiydi. Naofumi'nin bir oyunun içinde olup, tüccarlık yaparak para kasması çok güzel işlenmişti. Melty kısımları da, her ne kadar biraz aceleye getirilmiş olsa da, iyiydi. Zaten bu sezon büyük bir hikayenin ilk adımı olduğundan dolayı Naofumi'nin asıl macerasına giriş niteliği taşıyordu. Bir giriş sezonu olarak düşündüğümüzde, bence macera türünün işlenişi oldukça iyiydi.

Image

 Bu sezon, bir giriş sezonu olduğu ve Naofumi'nin yükselişini anlattığı için fantezi türü fazla derin işlenememiş. Animede olan çoğu fantezi ögesi, diğer birçok fantezi animesinde de bulabileceğiniz tarzda temel ögelerdi. İlgimi çeken tek fantastik öge Filolial Kraliçesi oldu ama ona da fazla değinmedikleri için animede fantezi işlenişi hakkında konuşabileceğim pek bir şey yok.

Image

 Aksiyonun işlenişini hem beğendim hem de beğenmedim, kısaca aksiyon da bu animede bulunan çoğu şey gibi dengesiz. Küçük aksiyon sahneleri yeteri kadar tatmin etti ama büyüklerin çoğu tatmin edici değildi. Özellikle yirminci bölüm civarında papa ile yapılan savaş, Naofumi'nin Kan Fedası yeteneğini göstermeleri dışında, tam bir faciaydı. Nitekim sezon finali dövüşünü de pek beğenmedim, o dövüşün başları güzel olsa da işin içine Glass girdikten sonra kalite bakımından hızlı bir düşüş yaşadı. Fakat, on ikinci bölümün başındaki Glass dövüşüne tam anlamıyla bayıldım. O dövüş; diğer üç kahramanın hareketleri, arkada çalan soundtrack, ses efektleri ve saldırı animasyonları olsun, her anlamda eski bir JRPG oyunundan fırlamış gibi hissettiriyordu.

 Aksiyon konusunda beni rahatsız eden bir diğer detay ise Naofumi'nin kalkanını kullanış biçimiydi. Adam tüm anime boyunca neredeyse hep aynı tür kalkanları kullanıp, hep aynı komboları yaptı. Hani bize o kalkan arayüzünü göstermeseler, şu anda elindeki kalkan çeşitleri bununla sınırlı filan diyeceğiz ama adam bir sürü farklı çeşit kalkan açtı ve biz bunları animede direkt olarak gördük.

 İnceleme boyunca öfke kalkanına hiç değinmediğimin farkındayım, çünkü şu anlık değinilebilecek bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Evet güzel bir materyal ama öfke kalkanı ile ilgili bildiklerimiz çok kısıtlı. Büyük ihtimalle ilerleyen zamanlarda onun hakkında daha fazla şey öğreneceğiz ve hikayede büyük bir yer kaplayacak ama şimdilik detaylıca bahsedilmeye değer bir yanı olduğunu düşünmüyorum.

Image

 Son olarak değinmek istediğim konuysa Myne'ın akıbeti. Bize animenin başından beri Myne'ın yaptığı pislikleri gösterip ondan nefret etmememizi sağlıyorsunuz, bu pisliklere yirmi bölüm boyunca katlanıyoruz ve artık öfkeden kudurma noktasına gelmişiz; peki siz ne yapıyorsunuz, kadına sadece aşağılayıcı bir lakap takıp salıveriyorsunuz. Ne yani cidden bu kadar mıydı? Tamam, belki kuru bir idam Myne için yeterli bir ceza değildi ama yine de şu an olduğundan daha iyi bir ceza olacağına şüphe yok. Hadi diyelim Naofumi, kraliçenin kendi canına kıyacağını anlayıp Myne'ın idamına engel oldu. Peki bu ceza ne lan? Cidden sizin aşağılama anlayışınız bu kadar mı, sadece lakap takmak mı? Utanç yürüyüşünden başka bir sürü cezaya kadar dolusuyla aşağılama çeşidi varken, ülkenin akıbetini etkileyen aşırı önemli bir olayda büyük suçlar işlemiş birine sadece lakap takmayı mı uygun görüyorlar? Bak hadi onu da geçtim, bu Myne nasıl hala Motoyasu'nun partisinde takılabiliyor? Bu kadın tahtın varisi olan kız kardeşini öldürmeye çalışmış bir vatan haini lan, cidden nasıl hala Motoyasu'nun partisinde barınabiliyor? Bu kadının tüm mal varlığı elinden alınıp ülkeden sürülmesi lazımdı. Disney filmi mi çekiyoruz demiştim ya, o lafımı geri alıyorum. Disney filmlerinde bile bundan daha düzgün yazılmış sahneler var.

Image


ARTILAR:

+ 5-12. bölümler çok iyi

+ Müzikler harika

+ Çizim kalitesi genel olarak iyi

+ Glass ile olan ilk dövüş muazzam

EKSİLER:

- Raphtalia-Naofumi ilişkisi gördüğüm en büyük harcanmış potansiyellerden birisi

- Ses yönetmeni bazı noktalarda resmen animeyi katletmiş

- Myne'ın akıbeti gördüğüm en kötü yazılmış şeylerden birisi

PUANLAMA

 Kullandığım puanlama ölçeğini görmek için tıklayınız.

Görsellik: 7

Ses: 8

Senaryo: 7

Karakterler: 7

İşleniş: 7

 Çok büyük harcanmış potansiyeller barındırıp, bir sürü eksisi olmasına rağmen ben Tate no Yuusha no Nariagari'yi genel olarak beğendim. Bence ne bazılarının abarttığı kadar iyi, ne de bazılarının gömdüğü kadar kötü bir animeydi. Ortalamanın üstünde bir Isekai animesi olduğunu düşünüyorum ve fantezi türünü aşırı seven birisi olarak, bu animeyi izlerken, bazı yerlerde saçımı başımı yolmama rağmen, eğlendim. Bu anime açık bir şekilde Kinema Citrus'un, Isekai alt türünün popülerliği sayesinde güzel miktarda bir para kazanabileceğini düşünerek çıkarttığı bir animeydi. Umarım bu animeden kazandıkları parayla Made in Abyss'in devamını normalde olacağından daha kaliteli bir şekilde yaparak bize ilk sezondan bile muazzam bir anime izletirler.

GENEL PUAN:

Image

http://www.turkanime.tv/anime/tate-no-yuusha-no-nariagari

KAPAK FOTOĞRAFI

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları