Önce biraz okuyucu serzenişi, sonra da genel bir bakış. Beraber tartışalım buyurun!

                                        !!DİKKAT!! SPOILER İÇERİR !!DİKKAT!!


Evet, gerçekten de bitti. 2009 Eylülü'nden bu yana Bessatsu Shounen Dergisi’nde yayınlanmakta olan Shingeki no Kyojin ya da bizdeki adıyla Titana Saldırı, 139. bölümüyle birlikte okuyucusuna veda etti. Bölümün geçtiğimiz ay sızdırılmasıyla birlikte sosyal medya platformlarında nasıl bir curcuna koptuğunu hepimiz az ya da çok biliyoruz. Kimimiz sevindi, kimimiz bu 12 senelik yoluculuğun bitiminde gözyaşlarına hâkim olamadı. Ama özellikle bu makalenin oluşmasını sağlayan bir kesim vardı ki onlardan bahsetmeden olmaz. 

Linç Kültürü özellikle son birkaç senede sosyal medya platformlarını domine eder hale geldi. Bunu kısaca tanımlamak gerekirse sosyal medyada bir olayı, kişiyi ya da paylaşımı hedef gösteren paylaşımların geniş kitlelerce yapılması olarak adlandırılıyor. Hajime İsayama da bundan nasibini alanlar arasına adını yazdırmış oldu. Manga finalinden memnun olmayanların hoşnutsuzluğu giderek büyüdü. Şakayla karışık açılan #ReleaseTheIsayamaCut etiketlerini (Makaleyi yazdığım sırada, finalin ardından İsayama ile yapılmış röportajın bir kısım internete sızdırıldı. Bu etiketin açılması aslında Shingeki no Kyojin editörlerinin ve Kodansha şirketinin İsayama'yı belirli bir sona zorladığı yönündeki okuyucu varsayımlarından doğmuştu ve röportajın içeriğine baktığımızda bu konuda haklı olabilirler. Röportajın tamamı 9 Temmuz’da yayınlanacak; o vakte kadar beklemek zorundayız.) Titanfolk, YeagerBomb gibi subreddit gruplarının işi neredeyse tehdit boyutuna vardıracak, sonu gelmeyen karalamaları takip etti (2013 yılında İsayama'nın yaklaşık 1000'e yakın ölüm tehdidi aldığını hatırlatalım). Bazı köşe yazarları İsayama'nın faşizm savunuculuğu yaptığını hatta yarattığı karakterler üzerinden Japon emperyalizmine selam çaktığını iddia etti (bkz. Dot Pixis-Yoshifuru Akiyama benzerliği; Mikasa karakterinin Mikasa zırhlısını onurlandırmak üzere yazıldığı dedikoduları). Birkaç hafta önceyse hayranlarından birkaçı “change.org” üzerinden manganın sonunu değiştirmeye yönelik bir kampanya başlattılar ve şu ana kadar neredeyse 10 bine yakın imza toplamış görünüyorlar. 

Merak edenler için, bu durumun geçmişteki en önemli örneği olarak yine başka bir efsane seri olan Neon Genesis Evangelion ve Hideaki Anno gösterilebilir. Serinin son iki bölümünü bütçe sıkıntısı sebebiyle bambaşka şekilde düzenlemek zorunda kalan Anno, akabinde ölüm tehdidi içeren mektuplara maruz kalmış ve Gainax Stüdyosu’nun duvarlarına çeşitli yazılar yazılmıştı. “The End of Evangelion” filminde bu mektuplardan bazılarına (En azından kendisine teşekkür edenlere) da yer veren usta yönetmenin halen daha bu tehditlere maruz kalındığı bilinmekte.

Peki, her şey bir yana, manganın sonunda ne olmuştu? Genel hatlarıyla toparlayalım. 

Levi, Armin,Mikasa ve geri kalanlar Eren’e karşı mücadeleyi sürdürdüler. Mikasa, Levi’nin de yardımlarıyla titanın içine girerek Eren’in kafasını kopartır. Böylece Eren sonsuza dek yok edilmiş olur. Mikasa ve Armin her şeye rağmen Eren'in yasını tutarlar. Mikasa, Erenin başını çocukluktan beri gölgesinde zaman geçirdikleri ağacın altına gömer.

Öncesinde Armin ile bir araya gelen Eren, Rumbling ile neden insanoğlunun yüzde 80'ini yok etmeye karar verdiğini açıklar. Eren ayrıca Ymir’i tam olarak anlayamasa da özgür olmayı dilediğinden bahseder ve Titanları durdurmanın tek yolunun Ymir'i aşk acısından kurtarmak olduğunu itiraf eder. Ymir'i özgürleştirecek kişinin de kendisi değil Mikasa olduğunu söyler (Böylece 138.bölümün sonunda Ymir’in neden Mikasa'ya gülümsediği anlaşılmış olur). Armin bu konuşmaları ancak Eren öldükten sonra hatırlayabilir. Çünkü Eren, gerekeni yapabilmesi için onun hafızasını silmiştir. 

Eren’in ölümüyle bütün Titanlar yok olur, dönüşenler ise insan hallerine döner. Armin ve Historia’nın başı çektiği grup, dünyaya kendi hikayelerini anlatmak ve nihayetinde hak ettikleri barış ortamına kavuşmak için yola koyulurlar.

Yazar Görüşü: 2018 yılında verdiği bir demeçte İsayama, seriyi 3 sene içerisinde noktalayacağını açıklamıştı ve aynen böyle de yaptı. Kafasında 139. bölüm ile seriyi sonlandırmak vardı. Bunu nereden mi anlıyoruz? Nümerolojik açıdan incelendiğinde sayılar şu anlamlara geliyor:

139 sayısının anlamı: Bir şeyin ölümü ile bir şeyin doğumudur (Eren'in öldüğü an Historia’nın bebeğinin doğması). İyi ya da kötü anlamda bir şeyin değişmesidir (Eren'in yeni dünyayı arkadaşlarının eline bırakması. Bunu iyi ya da kötü olarak değerlendirmek onlara kalmıştır).

140 sayısının anlamı: Kişinin özgür kalmasıdır (Titana Saldırı 140.bölüme ulaşamadan son buldu. Eren kaderine bağlı bir köle olarak asla özgürlüğü tadamadan göçüp gitti).

 

Titana Saldırı her zaman çeşitli tasvirler, alegoriler kullanarak insanoğlunun gerçek doğası ile kusurlarını yüzümüze vuran bir seri oldu ve nihayetinde kendi özüne bağlı kalarak özgürlüğün hiçbir şekilde elde edilemeyeceğini okuyucusuna aktardı. Buna Eren özelinde baktığımızda, karakter özellikle zaman yolculuğundan bu yana, her ne kadar istemese de, kaderinin kölesiydi. Hatta dikkat ederseniz, İsayama sanki bunu hatırlatırcasına Eren'in Titan görünüşünü bir kukla gibi tasvir etmiştir. 

Eren’in davranışlarına baktığımızda çoklu kişilik bozukluğu, ekstrem bipolar bozukluk gibi rahatsızlıklardan muzdarip olduğunu görebilirsiniz. Sonuçta 9 yaşındayken iki adamı gözünü kırpmadan öldürmüş birinden bahsediyoruz. Üstüne ergenlik dönemi travmaları ve bitmek bilmeyen stresi eklediğimizde sonucun böyle olması anlaşılabilir. Kenny’nin de zamanında dediği gibi: “Herkes bir şeylerin kölesidir.” Olay da bu zaten; bu son kimseyi tatmin edemez. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir, şiddet sarmalının önüne geçilemez. Önünde sonunda tekrar gün yüzüne çıkar. 

Anladığım kadarıyla bu evrende zaman yolculuğu deterministik olarak işliyor. Yani Eren istediği kadar özgür iradeye, özgür bir yaşama sahip olmanın hayalini kursun; olacak her şey baştan belirlenmişse elinden bir şey gelemezdi. Eren bunu yok saymak, kendisini özgür olduğuna inanmak için elinden geleni yaptı ama Sasha’nın ölümü bu anlamda benliğinde bir kırılma noktası yarattı. Eren'in Mikasa'ya duygularını sorması ve onun verdiği cevabı ele alalım. Eren öngörülerinin birer olasılık olduğuna inanmak isterken aksine beklenen cevabı duyunca gerçekten özgürlüğün mümkün olmadığını ve kapana kısıldığını anlayarak Rumbling’i başlattı. Eren daima hırsları, takıntıları, korkuları ve öfkesiyle hareket eden bir karakter oldu; asla da değişmedi. Sadece biz gözümüzde fazla büyüttük o kadar.

 

Seride eksik ya da anlaşılmayan kısımlar var mıydı derseniz elbette ki vardı. Ama yine de daha ilk mangasıyla gönüllere taht kuran İsayama'ya bu inanılmaz yolculuk için teşekkür etmemiz gerekiyor. 

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları