Merhaba arkadaşlar. "Onunla Tanışın" çizer söyleşimize kaldığımız yerden devam ediyor ve tam bir "mecha" aşığı Tamer Poyraz Demiralp'i konuk ediyoruz. O mecha'ya, biz de onun çizgilerine aşık olduk desek; yalan söylemiş olmayız.

S.S.: Merhaba Tamer, nasılsın? Keyifler yerinde mi? Biz söyleşi yaptığımız çizer arkadaşlarımızın öncelikle nasıl olduğunu merak ederiz de. O nedenle ilk soru hep kolay yerden gelir.

T.D.: Merhabalar. Kolay oldu gerçekten; iyi güzel gidiyor her şey.

S.S.: Kendinden bahsetsene bize biraz; kimdir Tamer Poyraz Demiralp: Nasıl bir adamdır, nasıl bir çizerdir, nasıl bir fotoğrafçıdır, neler yapar, neler yapmaz, kaç yaşındadır?

T.D.: Genel olarak güzel sanatlar deyince aklına gelebilecek az çok herşey ile geçen bir 35 yılı bitirdim geçtiğimiz Kasım'da. Az biraz heykel denemişliğim ve cosplay muhabbetleri henüz yokken evde kendi kendime kılıçlar falan yapmışlığım var. 80'ler ve 90'lar Doğu-Uzakdoğu estetiğini çok severim (çünkü yaşlıyım). Analog fotoğraf makinelerimle de arada çıkıp birşeyler çekiyorum, tamamen hobi amaçlı. Etrafımda gördüğüm her konuda bir şeyler öğrenmek niyetinde olduğumdan genel bir dikkat dağınıklığım da var. Bunlar dışında işiyle varolmaya çalışan normal bir insanım işte.

S.S.: Bildiğimiz kadarıyla Yıldız Teknik Üniversitesi Sanat ve Tasarım Fakültesi Görsel Karma Sanatlar & Disiplinler alanından mezunsun. Üniversitede aldığın eğitimden önce “çizim” hayatında mıydı ya da çizmeye ne zaman ve nasıl başladın? Fotoğraf hangi dönemde dahil oldu bu güzel çizgilerin dünyasına?

T.D.: Klasik cevap olarak çocukluğumdan beri çiziyorum, çizimin bir noktada hayatıma dahil olmasından çok, yaptıklarım çizimlerime dahil oldu diyeyim. Üniversite ve bölüm tercihi hayatımda pişman olduğum  1-2 şeyden birisi; güzel insanlarla tanıştım, kendime bir dolu şey kattım ama ilgili bölüm müfredatının pek bir etkisi olmadı bu konuda (ben de açıkçası pek iyi bir öğrenci değildim). Fotoğraf da sırf meraktan girmem ve bu merakı körükleyen insanlarla tanışmam (ve onlara özenmem) sonucunda uğraştığım bir şeye dönüştü, keşke daha çok zamanım (ve bir karanlık odam) olsa da daha çok üretsem.

S.S.: Hayatını çizgiler üzerine inşa etmeni düşündüren an/şey neydi? 2003 yılında eğitmen olarak başladığın anda mı çizerliği kariyer olarak belirledin kendine?

T.D.: Güzel sanatlara kendi çizdiğim şeyler dışında o kadar uzaktım ki. 2002 yılında bir otelde garsonluk yaparken (turizm okumuştum da liseden çıkınca, hayat) adisyon kağıtlarına çizgi romanlar falan çizdiğimi gören bir arkadaşım bu tür işlerin kursları ve okulları olduğunu söyleyene kadar güzel sanatlar liselerinden bile bihaberdim. Sonra o arkadaşım beni kendi gittiği kursa götürüp sonradan beni eğitecek ve o sene girdiğim bütün okulları kazanmamı sağlayacak olan Metin Telçeker (Atölye Mart) hocam ile tanıştırdığı gün ne olmak istediğimi biliyordum (cidden o gün tam olarak böyle hissetmiştim). Denediğim her şeyde acayip çuvalladığım çok oldu (en çok eğitmenlik) ama sonraki hayatımda içinde çizim/üretim olmayan bir şey yapmayacağımı o gün biliyordum.

S.S.: Animasyon ve reklam sektöründe ciddi bir deneyimin olduğunu gördük. Muhakkak yaptığın işlerin hemen hepsi çocuğun gibidir ama “şu işi ayrı bi’ seviyorum” dediğin işin hangisi? Bunun aksini de sormak ister gönül ama yaşadığımız ülkeden mütevellit başına dert almanı da istemeyiz.

T.D.: Reklam sektöründe ürettiğim işlerin çok azını sahiplenebilirim açıkçası. İstemeyerek yaptığım şeyler olduğundan değil ama sonuçta oralarda freelance bir çizer olarak (fikri sen bulmadıysan tabi) her zaman ara eleman oluyorsun, "bu portfolyoya girer" dediğin bir şey de çıkmıyor haliyle, çıksa da tam senin olmuyor. Ama 2016 yılında 7 aylığına BLAB diye bir reklam ajansında mesaili olarak çalıştım, hayatımda yaşadığım en yoğun ve en kafa açıcı deneyimdi diyebilirim, tüm iş deneyimlerim haricinde bana kattıkları ile hayatımda apayrı bir yeri vardır BLAB'ın. Onun dışında kötü anabileceğim hiçbir deneyimim olmadı, kötü tecrübeler oldu tabi ama onlar olmasa aşırı pozitif saçma sapan bir insan olurdum herhalde (hiç sevmem). Onlar da değerli yani. 

S.S.: Sosyal medya platformlarında “mechalover” tanıtımını gördükten sonra sormazsak olmaz; en sevdiğin mecha animeler ve karakterler hangileri?

T.D.: Dinozor cevabı olacak ama Transformers ile büyüdüm ben. Aşırı severim o yüzden. Bir olayı olduğundan değil, tamamen duygusal, Optimus Prime'ı kafamdan çizebildiğim gün mutluluktan ağlamıştım sanırım (hala çizebiliyorum =)) Robotek (TRT'deki ismi böyleydi), Voltran, Gundam ve Macross pek izlemediğim ama estetik olarak acayip yenilikler getiren işlerdi. Sonradan Evangelion'daki (tam mecha denemez ama) Unit'ler ve onların pek işlenmeyen karakterleri, Ghost in the Shell'deki inanılmaz hikaye anlatımı (her sene açar tekrar izlerim) ve tabii ki Earthsiege ve Mechwarrior gibi oyunlar sayesinde "mechalover" diyebiliyorum kendime.

S.S.: İlk çizdiğin mechayı da okurlarımızla paylaşır mısın? Biraz da çizim hikayesini anlatabilirsen ne ala olur.

T.D.: Tabii, buyrun, utanmadan paylaşıyorum =) O dönemlerde sürekli bu tarz şeyler denediğim için çok bir hikayesi yok ama hep bir hurdalığa dalıp kendime bir mecha suit yapmanın hayalini kuruyordum (yapamadı). 

S.S: Manga çizmeyi düşündün mü hiç? Düşündüysen bir girişimin oldu mu? (olmadıysa olsun lütfen)

T.D.: Yolda, çoğu zamanım onunla uğraşarak geçiyor desem? =)

S.S.: Nani!!! Manganın hikayesini sen mi oluşturuyorsun? Biraz fısıldasana bize; konu ne, shounen mi?

T.D.: Evet, ama genel olarak iş yoğunluğundan ötürü biraz sancılı bir süreç oluyor. Konu kısaca radyonun neredeyse en gelişmiş teknoloji olduğu bir zamanda istasyon tamircisi olan bir karakterin (adı Min) ve beraber yaşadığı dedesinin etrafında dönüyor. Shounen'den çok seinen diyebilirim, ama işleyişte genel olarak okuduğum one-shot hikayelerin de etkisi büyük. Birkaç tane daha önce yayınlanmamış eskizi paylaşayım buradan, belki bir motivasyon olur da artık bitirebilirim =).

S.S.: Karakteri oluşturmaya nasıl başlıyorsun? Önce kafanda mı şekilleniyor yoksa şekillendikçe mi devamı oluşuyor? Çizimlerin arasındaki en favori 3 karakterini de paylaşır mısın bizimle?

T.D.: Genel olarak önce bir düşünce çıkıyor, "x işi şöyle yapan" ya da "y bir hayatı olan" veya "z gibi olmak isteyen" gibi şeylerle dünyayı ve çevresini düşünmekle başlıyorum hep. Din, siyasal düzen, yasalar, kurallar vs. derken en son "saçı da böyle olsun" kısımları geliyor. Sonra çize çize düşündüğüm şeyleri taşıyan bir karakter oluşturmaya çalışıyorum. Paylaşabileceğim karakterlerin hepsi şu an üzerinde çalıştığım projeden, o yüzden şimdilik sabır diyorum =)

S.S.: Kendine ait bir hikayen var mı; aklında ya da kağıtta? Günün sonunda her karakter bir hikaye.

T.D.: Çok var. Hatta bu ara her bulduğum boş an bu tür düşünceleri temize çekmekle geçiyor. Hatta o notlara rüyalarımdan, okuduklarımdan veya başkalarından dinlediğim hikayelerden hep birşeyler giriyor.

S.S.: Ajans dünyasında Batılı bir çizim tarzını mı benimsiyorsun? Bireysel kariyerinde çizimlerin daha çok Batı ve Doğunun uyumlu sentezi gibi ama bir oran versek Doğu %60 ağır basar gibi… Yanılıyor muyuz?

T.D.: Ajans dünyasında benim rolüm storyboard / animatik çizeri olduğundan tarzı genellikle müşteri belirliyor (gerçekten). Nabza göre şerbet durumu yani. Kendi işlerimde %70 doğu hissediyorum ama %60 görünüyor gibi. Tüm güzel şeylerin kökü doğudadır bence, o yüzden mutluyum bu durumdan.

S.S.: Neyle çiziyorsun; elle mi, tabletle mi?

T.D.: Fırsat buldukça elde çiziyorum, ama tablet zorunluluk gibi birşey oldu artık. İpadpro ve Procreate olayına ise hiç girmiyorum, şahane bir medyum ama çok fazla görmeye başladık sanki =/

S.S.: Çizmeye/resmetmeye başladığında müzik sana destek oluyor mu? Çizerken dinlediğin favori müziklerin var mı? Varsa bizimle birkaç tanesini paylaşır mısın?

T.D.: Genel olarak lo-fi hiphop dinliyorum çalışırken. Axian diye bir kullanıcı var Youtube'da, çok güzel playlistleri var. Onun dışında Parov Stelar, Queen, Living Colour, Beatles... uzar gider.

S.S.: Çizimlerini beğendiğin mangaka kim? 

T.D.: Boichi (Sun-Ken Rock, Trigun), Mamoru Oshii (Ghost in the Shell), Katsuhiro Otomo (Akira), Tatsuyuki Tanaka (Toujin Kit, Akira) ve Yukito Kishiro (Battle Angel Alita). İlk aklıma gelenler. Kazuo Koike ve Lone Wolf and Cub tam olarak "şiir gibi" tanımına uyuyor. Bir de bu ara Akihito Tsukishi'nin Made in Abyss'teki tarzını ve genel olarak hikaye anlatım şeklini çok iyi buluyorum. 

S.S.: İşlerini takip ettiğin çizerler kim?

T.D.: Saymakla bitmez açıkçası =) Genel olarak şu ana dek saydıklarımın yanında Kilian Eng, Ian McQue ve Otto Schmidt de takip ettiklerim arasında.

S.S.: Okurlarımız seni hangi mecralarda bulabilir?

T.D.: En güncel hesabım instagram (@tamerpoyraz) sonrasında Artstation (Tamer Poyraz Demiralp).

S.S.: Türkanime izleyicisi ve animeler okuru arasında amatör pek çok çizer var ve son derece başarılılar. Özellikle kariyer olarak düşünen okurlarımıza, senpaileri olarak tavsiyelerin var mı? Ne yapsınlar, neyden uzak dursunlar?

T.D.: Her şeyi izlemek, her şeyi okumak ve kafayı her zaman açık tutmak dışında çok fazla bir tavsiyem yok. Bir de bol bol çizmek, ama çizmek bu diğer saydıklarımdan sonra geliyor. Günümüzde deneyimlerin insanın işine olan katkısı her şeyin üzerinde. Merak ettiğin birşeyi öğrenmek ve onu kendine katmak eskisi kadar zor değil artık, çalışınca her şey oluyor ama birşeyleri yaşayarak deneyimlemek araştırma, planlama ve kendini tanımayı gerektiriyor. Bunlar da ürettiğiniz her şeye katkı sağlarken kendinizi daha yakından tanımanızı sağlıyor. Konserlere gidin, kitap okuyun, tarzınız olmayan filmler izleyin, arkadaşlar edinin, ailenizi sevin, çiçek besleyin, yemek yapmayı ve iyi çay demlemeyi öğrenin... ve  bir zahmet "tarz" kelimesini de lügatınızdan çıkarın. Herkesten duyduğum, takıntı haline gelen bir durum oldu bir şeyin "tarz" olması. "Kendi tarzımı nasıl oluşturabilirim" gibi meselelerle, cidden diyorum, kafanızı yormayın. Sürekli yaptığınız, yaparken herkesten daha iyi yapmayı istediğiniz ve bunun için yılmadan kendinize birşeyler kattığınız şey oluşturur zaten o tarz dediğimiz olayı, ki tarz dediğimiz de başkasının sizin için söylediği herhangi bir şeydir sadece (onun tarzı böyle vs. gibi). Bilin ki işlerini beğendiğiniz birisi çizdiği birşeye bakıp da "bu benim tarzım" demez, zaten diyene rastlarsanız da oradan koşarak kaçın. =)

S.S.: Çok teşekkür ediyoruz vaktini, bilgini bizlerle paylaştığın için. Arigatou gozaimasu Tameru-san!

T.D.: Tekrar görüşmek üzere!

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları