Gereğinden fazla uzun bir anime için gereğinden fazla uzun bir inceleme…

 Bölümsel hikaye anlatımına sahip yapımlar ile aram her zaman dengesiz olmuştur. Bu tip yapımların içerisinden beğendiklerimde genelde şöyle olur, ya karakterleri severim ve onların etrafında şekillenen hikayeleri izlemekten keyif alırım; ya da karakterleri pek sevmesem bile her bölümde anlatılan farklı hikayelerin çoğunu beğenir ve bunlar sayesinde de yapımı beğenirim. Beğenmediklerimde ise şöyle olur, karakterlerden çok azı ilgimi çeker, hatta bir çoğundan nefret ederim ve her ne kadar arada beğendiğim bölümler olsa da çoğu bölümü beğenmemem yüzünden yapımı da beğenmem.

 Animelerden örnek vermem gerekirse Mushishi’yi senaryosundan dolayı çok iyi, Darker than Black’i ise senaryo ve karakterleri yüzünden vasat bir anime olarak buluyorum. Mahoutsukai no Yome ise maalesef, hem karakterler hem de senaryo bakımından kötü bulduğum bölümsel hikaye anlatımlı animelerden birisi oldu. Maalesef diyorum çünkü bu animeden umutluydum, Violet Evergarden'ın büyülü bir dünyada geçen versiyonu olmasını bekliyordum.

Image

SENARYO

 Hatori Chise, küçük yaşta babasının evi terk ettiği, annesinin ise intihar ettiği bir kız çocuğudur. Yaşadığı bu trajedilere ek olarak, ebeveynleri tarafından terk edildikten sonra onu yanına alan akrabalarının hiçbiri onu sevmemiş ve yanında istememiştir. Bu kadar dışlanmışlık ve yalnızlıktan sonra hayattan hiçbir beklentisi kalmayan Chise, “Beni alacak kişi bana iyi davranmasa da önceki hayatımdan bir farkı olmayacak ama en azından eğer iyi birisi beni alırsa hayatta bir şansım olabilir.” düşüncesi ile bir takım kişilerle anlaşarak kendisini açık arttırmada satmaya karar vermiştir. Açık arttırma sırasında nesli tükenmekte olan büyücülerden Elias Ainsworth adındaki insan mı yoksa canavar mı olduğu belli olmayan birisi, Chise’yi beş milyon pounda satın alır. Artık Chise Elias’ın malı ve çırağıdır. Onun yanında büyücülüğü yavaş yavaş öğrenecek olsa da aslında öğreneceği şey, duygulara sahip bir insan olmaktır.

Image

 Senaryo ilk bakışta herhangi bir tarafa çok rahat esnetilebilir ve iyi işlenirse muhteşem bir hikaye ortaya çıkabilir gibi duruyor. Ancak elimizde olabilecek en berbat şekillerden birisinde işlenmiş bir senaryo var.

 Ana hikayemiz Chise’nin duyguları anlayıp gerçek bir insan olması üstüne kurulu ve yazının başında da söylediğim gibi bunu tek bir olay örgüsü üzerinden yapmak yerine, birbirine çok ufak bağlar ile bağlı farklı farklı olaylar üstünden işlemişler. Temeline bakıldığında bu güzel bir işleniş tarzı ortaya koysa da pratikte işler hiç de öyle yürümüyor. Yaşanan olaylar gereğinden iki kat fazla uzun sürüyor ve uzun sürmesinin nedeni olayların içeriğinin çok fazla olması değil, aksine elimizde oldukça az içerikli olaylar var ama bunları olması gerekenden iki kat uzun bir şekilde anlatıyorlar. Bu da animede bir tempo düşüklüğüne yol açıyor. Tempo düşerse ne olur? Tabi ki izleyici sıkılır. Ve bende de tam olarak bu oldu. İlk başta animeyi izlerken her ne kadar eğlensem de bir yerden sonra olaylar o kadar yavaş ilerlemeye başladı ki anime hiç bitmeyecekmiş gibi hissettim. Bu animenin kesinlikle 24 değil 12 bölüm olması lazımdı.

Image

 Tempo düşüklüğü yüzünden sıkıldım filan dedim ama büyük ihtimal ile anime 12 bölüm olsaydı bunun tek iyi yanı daha az sıkılmam olurdu. Çünkü animedeki bölümsel hikayelerden sadece ikisi ilgi çekiciydi. Geri kalanlarının çoğu ise, temelde birbirinin aynısı olup üstlerinde biraz oynama yapılmış bölümlerdi. Yani, 24 bölümün yaklaşık 18’inde, aynı şeyi defalarca farklı açıdan izlemiş gibi oldum.

Image

 Senaryoda aklıma takılan bir başka kısım ise konuşulan dil. Hikayenin çok büyük bir kısmı Britanya’da geçse de herkes Japonca konuşuyor. “E, ne var bunda? Bu bir anime olduğu için insanlar başka bir dili konuşsa da bunun bize Japonca olarak aktarılması normal değil mi?” diyebilirsiniz ve haklısınız da, zaten benim aklıma takılan kısım bu değil. Ben, bu insanlar aslında İngilizce konuşuyorlar ise Chise’nin onları nasıl anladığı ve onlar ile nasıl konuştuğunu anlamadım. Sonuçta Chise hayatının çok büyük bir kısmını Japonya’da geçirdi ve İngilizce öğrenmeye vaktinin olduğunu da düşünmüyorum. Bunun tek mantıklı açıklaması Chise’nin büyü sayesinde karşısında konuşan kişiyi Japonca duyması ve karşısındaki kişinin de Chise’yi İngilizce duyması olabilir, ancak animede böyle bir şey hiçbir yerde geçmiyor. O yüzden büyük ihtimal ile senaristlerin aklından geçen şey şuydu, “Ya kim uğraşacak öyle bir detay eklemek ile. Zaten bunlar alt tarafı anime izlemeye geliyor kimse sorgulamaz bunu.” Ama maalesef o işler öyle olmuyor senarist hanımlar. Bu animeyi beyniyle izleyen izleyiciler de var. Bu olay mangada açıklanıyor mu bilmiyorum ve açıklanmıyorsa sakın bana, “Bu senaristlerin suçu değil, mangada bu olay açıklanmadığından dolayı animede de açıklanmıyor, suç mangakanın.” demeyin. Çünkü senaristler eğer işlerini gerçekten düzgün yapsalardı, bu açıklamayı, mangada olmasa bile, animeye 10 saniye bile sürmeyen bir sahne ile rahatça ekleyebilirlerdi. Ama eğer bu olay mangada açıklanıp animede açıklanmıyor ise o zaman durum daha da vahim. Senaristler izleyicileri baya baya aptal yerine koymuş demek oluyor. Sorumluluk bilinci önemli bir şey.

Image

KARAKTERLER

 Bu animenin ana karakterleri Chise ve Elias. Onlardan bahsetmeden önce kısaca yan karakter kadrosundan bahsetmek isterdim ama yan karakter kadrosu bir-iki karakter dışında aşırı zayıf. Çoğu, animeyi izledikten birkaç gün sonra ismini, birkaç hafta sonra ise yüzünü unutacağınız karakterlerden oluşuyor.

Hatori Chise

Image

 Görünüşte Suou Pavlichenko çakması olan bu kızımız küçükken ailesini kaybetmiş ve ardından onu yanına alan koruyucu ailelerde de travmatik olaylar yaşamış birisi ve bir Slay Vega. Peki Slay Vega nedir? Mahoutsukai no Yome büyünün normal insanlardan gizli tutulduğu bir dünyada geçiyor ve etrafta dolaşan periler ile kötü varlıklar sadece “görüş”e sahip insanlar tarafından görülebiliyor. Slay Vega da bu görüşe sahip ve vücudunda sürekli büyü gücü üreten kişilere verilen isim. Zaten Chise’nin bu kadar acı dolu olay yaşamasının en büyük nedeni de bu görüşe sahip olması. Animedeki olayların öncesini anlatan OVA’ları izleyerek bu konuda daha detaylı bilgiler edinebilirsiniz. Zaten bu OVA’lar animeden daha önce çıktığı için animeyi izlemeden önce onları izlemeniz lazım. Hatta aklınızın bir köşesinde bulunsun, eğer bir serinin izleme/oynama/okuma sırasını bilmiyorsanız ve internette bu konu hakkında çok fazla zıt görüş var ise serideki yapımları çıkış sıraları ile takip etmeniz %98 en iyi seçenektir.

 Şimdi, çocukken trajik olaylar yaşayıp ergenlik çağlarında insansı duyguları öğrenmeye çalışan karakter konsepti eğer iyi işlenirse çok güzel bir konsept. Ancak kötü işlenirse de ana karakter çok yapmacık hissettirebiliyor. Mesela Violet Evergarden’da bu konsept çok güzel işlenmişti ve ana karakter Violet’i neredeyse hiç kimse yapmacık bulmamıştı. Ama bu konsept Mahoutsukai no Yome’de kötü işlendiği için Chise çok yapmacık hissettiriyor. Keşke Suou’nun sadece görünüşünü değil karakterini de kopyalasalardı.

Image

 Chise’yi yapmacık olarak görmemin sebeplerinden burada uzunca bahsedebilirdim ama çok fazla spoilera gireceğinden sadece ilk bölümlerdeki bir olaydan özetleyeyim. Ancak bunu özetlemek için önce şu soruyu cevaplamamız lazım. Bu tip bir senaryodan beklenen şey nedir? Tabi ki de satın alınan kızın geçmişte yaşadıklarından dolayı onu satın alan kişiden başlarda çekinmesi ama senaryo ilerledikçe o kişiye bağlanması ve ikilinin arasında güçlü bir bağ oluşmasıdır. Mahoutsukai no Yome’de de tam olarak bu oluyor ama tek bir fark ile. Başlardaki çekinme olayı normalde senaryonun ilk çeyreğini, hatta bazen ilk yarısını kapsar, ancak bu animede sadece on dakika sürüyor. Chise başta Elias’tan çekiniyor fakat bir anda Elias’a karşı sempati duymaya başlıyor. Peki neden mi? Çünkü o güne kadar kimse Chise’ye evini açmamış ama Elias ona onu ailesi gibi gördüğünü söylemiş de ondanmış… Gerçekten gülünesi. Elias’ın bu yaptıklarından sonra, Chise gibi çok uzun yıllardır acı dolu hayatı olan bir insanda oluşması gereken tepki, “Bu kişi neden bana evinin kapısını direkt açtı ve beni ailesi olarak gördüğünü söyledi? Bu işin altında kesin başka bir neden var.” olurdu. Zaten gerçekten de Elias’ın Chise’ye bu kadar sıcak davranmasının altında başka bir sebep var.

Image

 Bu küçük bir örnekti, animede daha bunun gibi bir sürü olay oluyor. Chise, gerçek bir karakterin vermesi gereken kararlar veya tepkiler yerine çok daha hayali ve saçma tepki veya kararlar veriyor, bunlar da onun yapmacık bir karakter olmasına yol açıyor.

Elias Ainsworth

Image

 Elias ne olduğu tam olarak bilinmeyen bir yaratık ve yüzyıllardır yaşayan bir büyücü. Chise’yi yanına bir Slay Vega olduğundan dolayı iyi bir çırak olacağını düşündüğünden aldığını söylese de aslında başka amaçları var. Bir yandan Chise’ye büyü öğretmenliği yaparken, insan duygularını daha rahat kavrayabilmek için Chise’den yardım alıyor. Yani Elias büyü öğretmeni iken Chise de insan duyguları öğretmeni.

 Chise’nin aksine Elias gerçek bir karakter gibi yazılmış. Olduğu kişi ve yaptığı hareketler tam olarak birbirleriyle uyuşuyor. Ayrıca insan duygularını anlayamadığı için bazen ortaya gerçekten komik sahneler çıkmasına da yol açabiliyor. Bunlar dışında bahsedilecek pek fazla bir şey yok çünkü anime genel olarak Chise’nin üstüne odaklanıyor.


 Animede farklı farklı villainlar olsa da baş kötü diyebileceğimiz karakter Cartaphilus ve bu karakter benim ilgimi fazlasıyla çekmeyi başardı.

 Cartaphilus ya da diğer adı ile Joseph, temeli incile dayanan bir karakter ve 2000+ yaşında. Bu karakteri ile ilk tanışmamız Chise’nin, 300 sene önce yaşamış bir insanın anılarında gezerken gördüğü bir efsuncu olarak gerçekleşiyor. Ben ilk başta bu karakterin bir daha ortaya çıkacağını sanmamış, o bölüme özel bir kötü adam olduğunu düşünmüştüm. Ancak bir iki bölüm sonra karşımıza yeniden çıkmaya başlayınca anladım ki bu adam animenin baş kötüsü olacak.

Image

 Karakter her ne kadar ilgi çekici ve iyi yazılmış olsa da resmen potansiyeli harcanmış. Son dört bölüm tamamen onun üstüne olsa da kesinlikle yeterli değil. Senaryodan bahsederken animede temponun olmadığını ve 12 bölümlük bir anime olsa daha iyi olabileceğini söylemiştim. Eğer illa 24 bölümlük bir anime yapacaklardıysa da ilk 20 bölüm, aradaki boş ve tempo düşürücü sahneler senaryodan atılarak çok rahat bir biçimde 12 bölüme çekilebilir ve son 12 bölümde de Cartaphilus’un gerçek anlamda baş kötü olduğu bir hikaye olabilirdi. Bunun sonucunda da her ne kadar ilk yarısı sıkıcı olsa da insanların sadece ikinci yarısından dolayı animeyi şişirmeleri yüzünden Mahoutsukai no Yome çok büyük başarılara imza atardı. Kısaca elimizde potansiyeli ciddi anlamda harcanmış çok iyi bir kötü adam var.

GÖRSELLİK

 Animenin çizim kalitesi, ışıklandırması ve animasyonları çok iyi. Sanat tasarımında ise ekstra bir şey yok. Görsellik bakımından anime harika gibi dursa da beğenmediğim iki noktası var.

 İlki burun çizimleri. Evet biliyorum, incelemelerimde burun çizimlerinden çok fazla yakınıyorum ama ne yapayım, yüzün tam ortasında duran bir organ benim çok fazla dikkatimi çekiyor. Artık günümüz animelerinde burunlar neredeyse çizilmiyor, bunu pek sorun etmesem de ben yine de gerçekçi burun çizimlerini tercih ederim. Mahoutsukai no Yome’nin burun çizimlerinde beğenmediğim nokta ise burunun yarısının çizilmemesi. Bu sorun Violet Evergarden’da da vardı ve her ne kadar animenin çizimleri ile animasyonları mükemmel olsa da görsellikten bir puan kırmama sebep olan etkendi. Violet Evergarden’da burunların bir yarısını sahnelerin yarısında ciddi ciddi çizmemişlerdi bunda ise kalem ucu gibi çizmişler… Şaka yapmıyorum, burunların bir yarısı cidden kalem ucuna benziyor.

Image

 Görselliğin beğenmediğim ikinci noktası ise gerçeklikten uzak çizimler. Çoğu animede bu tip çizimlerin kullanılmasını hiç sevmesem de Mahoutsukai no Yome’de, sadece ilk başlarda, hoşuma gitmişti. Komedi sahnelerinde bu çizim tarzı kullanıyor ve beni hiç rahatsız etmiyordu. Ancak, animenin ilerleyen bölümlerindeki dramatik veya ciddi sahnelerin ortasında bir anda bu tarz çizimler girmeye başladı ve sahnenin tüm ağırlığını alıp götürdü. Dramatik veya ciddi sahnelerin ortasına komedi sahnesi koymak kötü bir seçim, çünkü izleyici ciddi bir şekilde animeyi izlerken bir anda bu komedi sahneleriyle karşılaşınca gülemiyor.

Image

MÜZİKLER ve SESLENDİRME

 Animenin iki açılış klibi ve üç kapanış klibi var. Klasik olarak 12nci bölümünden sonra açılış ve kapanış klipleri bu animede de değişiyor, üçüncü kapanış klibi ise son bölüme özel. Aslında son bölüme özel olanı kapanış klibi olarak değil de sadece kapanış şarkısı olarak adlandırsak daha doğru olur, çünkü credits akarken arkada çalıyor, herhangi bir görsele sahip değil.

 Kapanış klipleri vasat seviyede olsa da ikinci açılış klibi güzel denebilecek seviyede. Ama ilk açılış klibi kelimenin tam anlamıyla harika. Her ne kadar ritmi bu animeye ait değil gibi hissettirse de ben çok beğendim. Sözleri ise animeye çok uyumlu. 

 Ben anime ile uyumlu açılış/kapanış kliplerini çok seven birisiyim. Klibin kendisini beğenmesem bile stüdyonun bu kliplere ayrı bir özen göstermesi hoşuma gider, çünkü çoğu stüdyo bunu yapmıyor. Müziği koyuyorlar, arkaya animeden birkaç sahne ekliyorlar ve bize sunuyorlar. Bu gerçekten çok sorumsuzca. Mahoutsukai no Yome’nin açılış klipleri ise bu konuda beni arada bırakıyor. Çünkü, her ne kadar sözleri özenle yazılmış olsa da klipteki sahnelerin çoğu animenin içindeki bölümlerden alınmış, açılış kliplerine özel sahne sayısı iki veya üç tane. Daha doğrusu ikinci açılış klibine özel sahne sayısı iki veya üç tane, ilk açılış klibi her açıdan harika.

 Ben bu animenin soundtracklerini ikiye ayırıyorum, ilki söz içeren soundtrackler. Bunlar harikalar, animede az çıkıyorlar ama çıktıklarında da sizi alıp bambaşka bir diyara götürüyorlar. İkincisi ise söz içermeyen soundtrackler. Bu soundtrackler animedeki orta çağ atmosferini vermekte başarılı olsalar da ben hiçbirini sevemedim. Zaten animede neden orta çağ havası var onu da anlamış değilim ama bu konuya birazdan işleniş kısmında değineceğiz.

Image

 Seslendirme kadrosu hayranlar tarafından çokça sevilen ve başarılı seslendirmenlerden oluşuyor ve beklendiği üzere seslendirmeler çok başarılı. Seslendirme konusunda ekstra olarak değinmek istediğim kişi Chise’nin seslendirmeni olan Tanezaki Atsumi. Ben bu kadını daha önceden Zankyou no Terror’de seslendirdiği Mishima Lisa karakteriyle tanımıştım ve harika bir iş çıkardığını düşünmüştüm. Chise’nin seslendirilmesinde de harika bir iş çıkarmış. Her ne kadar karakteri beğenmesem de seslendirmesi muhteşem. Zaten Lisa ve Chise benzer karakterler olduğundan Tanezaki Atsumi’den bu kalitenin altında bir seslendirme beklemiyordum, kadın beklentilerimi dibine kadar karşıladı.

İŞLENİŞ

 Neden? Neden büyü konseptini orta çağ teması ile vermek zorundasınız? Büyücüler teknolojiden yararlanamıyor mu? Onlar geri kafalı cahiller mi? “Amma ağladın be, bunu mu kafaya taktın?” diyebilirsiniz ama ben artık büyücüleri, hikaye günümüzde geçse bile, orta çağ temasında görmekten sıkıldım. Bu resmen bir klişe halini aldı. Anime günümüz yıllarında geçse de, ben Mahoutsukai no Yome’yi izlerken hiç günümüzde geçen bir hikaye izliyormuş gibi hissetmedim. Hatta aksine, sanki Ookami to Koushinryou’nun dünyasında geçen bir hikaye izliyormuş gibi hissettim. “Orta çağ temasına sahip büyücüler” klişesi artık o kadar baydı ki kusma noktasına geldim… Her neyse, daha fazla ağlamadan türlerin işlenişine geçeyim.

Image

 Türlere baktığımızda bu anime bize Slice of Life, Fantezi ve Büyü vaat ediyor.

 Büyünün işlenişi animede hem iyi hem de kötü. Chise’nin büyü çalıştığı kısımları hiç görmesek de, yaşanan olayların hepsi büyü ile alakalı ve büyünün etkinliği güzel kullanılmış.

 Animedeki fantezi ögeleri tamamen büyüye dayanıyor. Periler, ejderhalar gibi masalsı varlıklar da animeye eklenmiş. Peki bu varlıkların animeye eklenmesi zorunlu muydu, yerlerine başka şeyler koysalardı aynı şey olmaz mıydı? Bence zorunlu değildi ama güzel bir eklentiydi. Şahsen ben sürekli büyücüler ve efsuncular görmek yerine perileri veya ejderhaları görmeyi tercih ederim. O yüzden her ne kadar gereksiz bir eklenti olsa da kesinlikle doğru tercih olduğu kanaatindeyim.

 Slice of Life’a gelirsek… Sahi, Slice of Life kısımları neredeler? Ben bu tip bir animede Slice of Life etiketi gördüğüm an aklıma ilk gelen şey çırağın günlük hayatındaki büyü eğitimleri oluyor. Ama animeyi izlerken Elias’ın Chise’ye bir şeyler öğrettiğine çok az tanık oluyoruz. Bunun dışında ise sadece, yan karakterler üstünden işlenen birkaç Slice of Life kısmı ve Chise’nin bir bölümde yan karakterlerden birisiyle hediye alışverişine gittiği kısım var. Kısacası bu anime, Slice of Life türünün hakkını verememiş.

Image

 Ana türlerin dışında animede iki yan türümüz bulunmakta. Bunlar dram ve romantizm. Romantizm animenin isminden de anlaşılacağı üzere -Antik Büyücünün Gelini- genelde Chise ve Elias üstünden işleniyor ama ikisi arasındaki ilişki asıl olarak animenin sonlarında doğru romantizme dönüşmeye başlıyor. Zaten benim de romantizm konusunda beğendiğim kısım Chise ve Elias’ın arasında geçen romantizm değil. Ben Leánnan Sídhe ve Joel arasındaki romantizme bayıldım, onlar için üzüldüm ve onlar için son anlarında mutlu oldum. O ikisinin hikayesi gerçekten yürek burkan cinstendi. Özellikle Leánnan Sídhe tarafından bakıldığında çok acı vericiydi. Düşünsenize, birisine aşık oluyorsunuz, yaklaşık 30 yıldır neredeyse sürekli onun yanındasınız, her gün onu izliyorsunuz, her gün onun yanında uyuyorsunuz ama o sizi göremiyor. Bu ikilinin hikayesi hem dram hem de romantizm açısından çok üst düzeydi.

Image

 Bu iki yan karakterin hikayesi dışında Stella ve Ethan’ın hikayesini de çok beğendim. İki kardeş arasındaki bağı anlatan güzel bir hikayeydi ama daha yaratıcı bir senaryoya sahip olmasını isterdim. Her ne kadar beğensem de oldukça klişe olduğunu düşünüyorum.

Image

 Daha bahsetmek istediğim birkaç konu olsa da bunlar spoilera girebileceğinden ve inceleme zaten gereğinden fazla uzun olduğundan, incelemeyi daha fazla uzatmamak için bu konulara değinmeyeceğim.

ARTILAR:

+ Leánnan Sídhe ve Joel’in hikayesi

+ Stella ve Ethan’ın hikayesi

+ İlk açılış klibi muazzam

EKSİLER:

- Tempo çok düşük

- Senaryo bazı noktalarda kendini aşırı fazla tekrar ediyor

- Chise çok yapmacık

- Orta çağ-Büyücü klişesi

- Ciddi veya dramatik sahnelerin ortasına koyulmuş komedi sekansları

- Baş kötü harcanmış

PUANLAMA

 Vereceğim puanlara karar verirken kullandığım ölçek için tıklayınız (Bu ölçek MyAnimelist sitesine aittir)


Görsellik: 7

Müzikler/Seslendirme: 8

Senaryo: 2

Karakterler: 3

İşleniş: 3

GENEL PUAN: 4/10

 Bu animeyi sevmeyi gerçekten isterdim, zaten animeye çok büyük beklentiler ile girmiştim. Evet harika kısımları vardı, ancak bırakın beklentilerimi karşılamayı ortalama bir animenin bile yanına yaklaşamadı. Bu anime 2018’in en iyilerinden birisi olur diye düşünüyordum ancak şu an benim en büyük hayal kırıklarından birisi.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/mahoutsukai-no-yome

KAPAK FOTOĞRAFI

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları