"Ecstasy etkisi yapan bir anime olsa da izlesem" diyenler; toplanın!

Top 10 yönetmenlerim arasında yer alan Masaaki Yuasa’nın Yojouhan Shinwa Taikei (daha çok bilinen adıyla The Tatami Galaxy), Ping Pong The Animation ve Kaiba’dan sonra gelir Mind Game’si. Mind Game’den sonra da sırasıyla Devilman: Crybaby, Yoake Tsugeru Lu no Uta ve Kemonozume (tatmin edici bir sonu olsaydı, üst sıralarda yer alacağı su götürmez bir gerçek) gelir. 

Yönetmenin yapımları elbette bunlarla sınırlı değil; henüz izleyemediğim Tomohiko Morimi’nin aynı isimli romanından uyarlanan ve karakterleri Yojouhan Shinwa Taikei ile aynı olan filmi Yoru wa Mijikashi Arukeyo Otome (The Night is Short, Walk on Girl), izlediğim ve “eh’ten bir tık iyi” dediğim Kick-Heart ve Genius Party gibi kısaları da var. Yuasa, bu işlerinin dışında Adventure Time isimli çizgi dizinin 2014’te yayınlanan “Food Chain” isimli bölümünü (animatör olarak çalışmıştır) Simpsonlar’dan da tanıdığımız Bong Hee Han (serinin yönetmeni) ile birlikte yönetmiştir. 

Image

Yuasa’nın neredeyse tüm yapımlarını severek izlememe rağmen incelemek için Mind Game’yi seçmiş olmamın ana nedenine gelecek olursam; yönetmenin uzun metraj ilk filmi olmasının yanısıra alışılagelmişin dışındaki sanat anlayışının da doğduğu yapımdır. Robin Nishi’nin kendi hayatından izler taşıyan mangasından uyarlanan bu yapım, Sartre’nin “insan sadece var olmak ve yaşamak bakımından değerlidir” diyerek özetlediği “varoluş özden önce gelir” sözünü akıllara getirecek kadar birey ve toplum bilinciyle hareket eder ve psikolojiyi, sembolleri de içene katarak sağlam bir kurguyla tasvir etmek suretiyle beyni mıncıklar.

Bu ana nedenlerin yanısıra biraz önce de dediğim gibi Yuasa’nın sanat anlayışının başlangıcı olan Mind Game’de kulaklarından uçan obje, Kaiba’da (haberin görselinde Nishi'nin sağında, Myon'un önünde yer alan turuncu karakter), hayvanımsı koşuş da (aslında üner tan sendromunun en ileri düzeyinde görülen baskın etkenlerden biridir) Devilman: Crybaby’de karşımıza çıkar.

Image

Image

Detayları seven biri olarak yönetmenlerin eski yapımlarındaki bir objeyi, bir hareketi yeni yapımlarına referans almaları (bazen evriliyorlar ama yine de anlayabiliyorsunuz) hoşuma gidiyor. Filmin aldığı ödüller de işin diğer artıları; işte filmin bazı ödülleri:

2004: Japonya Medya Sanatları Festivali'nde Animasyon Bölümü Büyük Ödülü
2005: Mainichi Film Ödülleri'nde Oufuji Noburou Ödülü
2005: Fantasia Festival’de En İyi Film, En İyi Yönetmen (Survive Style 5 + ile), En İyi Senaryo (Survive Style 5 + ile), Görsel Başarıda Özel Ödül ve En İyi Animasyon Film

1- Basit En Zorudur

1- Basit En Zorudur

Mind Game’nin basit ve tertemiz bir hikayesi vardır ve bu basitliğin açtığı kurgusal olasılıklar, filmi farklı kılar. Film size “aldığın kararlar hayatındır” der ve bunu da, açılış sahnesinde trene koşan Myon’un vagon kapısına bacağı sıkışmadan az evvel Nishi’nin cep telefonu ekranında çekinmeden gösterir. (Nishi’nin telefon ekranında your life is the result of your own decisi.. -on kısmı henüz yazılamamıştır- görünmektedir) 

Tabi karar almak işin ilk ve en kolay kısmıdır; bunun bir de kararlılık süreci vardır. Zoru gördüğünde kararı veren kişi, kolaya erdiğinde o kararının peşinde mi koşuyor yoksa yeniden bir zorla karşılaşana kadar kendisini manipüle ederek verdiği kararı unutuyor ya da beklemeye mi alıyor? İşte; koca film bu düşüncenin yarattığı olasılıklar üzerine inşa edilmiştir. 

Filmin bitmesine yakın hikayenin nihayete erdiğini ve Nishi’nin ikinci hayatını istediği gibi yaşadığını düşünürüz, ta ki açılış sahnesinde yakuzalardan kaçan Myon’un yeniden trene koşma sahnesini görene kadar… Myon’un bu kez bacağı vagon kapısına sıkışmadığı gibi, Nishi’nin cep telefonunda görünen “aldığın kararlar hayatındır” mesajı da “hikaye asla bitmedi” olarak değişir. Nishi eğer ölmeseydi ve Tanrı ile yüzleşmek zorunda kalmasaydı hayatı nasıl olurdu, Nishi Tanrı ile karşılaştığında yeniden hayata dönemeseydi ne olurdu, Nishi’nin iç dünyasındaki düşünceler dış dünyasıyla birleşseydi ortaya nasıl yaşanmışlıklar çıkardı? Evet; Yuasa, alınan ya da vazgeçilen kararların olasılıklarından bir Nishi demeti sunar bize. 

Bu kadar basit ve temiz bir hikaye örneğini ustaca kurgulamak ve izleyenin aklını çorba etmek Yuasa ve ekibinin zekasından başka neyi gösterir ki?

2- Özgün Sanat, Anomi Karakterler ve Acayip İyi Animasyon

2- Özgün Sanat, Anomi Karakterler ve Acayip İyi Animasyon

Stilleri, türleri ve anlatı tekniklerini merak uyandırıcı ve kafa karıştırıcı şekilde harmanlayan Mind Game; halüsinasyonları, ölüme yakın ilginç deneyimleri, gerçek üstü fantezileriyle 2004 yılının rock starlarından biriydi kuşkusuz.  

Image

Eli yüzü düzgün, gözleri suratını kaplayan, şık kıyafetler içinde dolanan anime karakterlerine ya da gerçekle ayırt edilemeyecek derecede iyi tasarlanmış arka planlara/mekanlara alışkınsanız Yuasa’nın eğri büğrü dünyası sizi ilk başta rahatsız edebilir. “Rafael gibi resim yapmak dört yılımı aldı, bir çocuk gibi resim yapmaksa bütün ömrümü.”diyen Picasso’nun dünyasını andırır Yuasa’nın çizgi dünyası. Renklendirme de çizgilerin dünyasına eşlik eder; soyutsal bir hava katar yapıma. Hayallerde, fantezilerde daha canlı olan renkler, gerçek söz konusu olduğunda hayatın kendisi gibi soluktur. Çok özel tonları taşımak için fantastik bir renk paletiyle ve ambiyansla işe koyulan anime böylece elektik bir formu da beraberinde getirmiş olur. 


Image

Image

Tüm bu soyut çalışmalara karşın animenin karakterleri ve kişilikleri, her gün karşılaşabileceğimiz kadar gerçektir; ana karakter de dahil herkes hottiriktir! Karşısındakiyle iletişim kurmaktansa kendisiyle iletişim halinde olan ama onu da yalap şalap yaptığından sonuca varamayan, hımbıl, hem kendine hem çevresine yalancı, hileci hurdacı, bastırılmış ve patlamaya hazır bir cinsellikle yaşayan, hayalperestliğin getirdiği halüsinasyon sebebiyle gerçekliğe dönmekte zorlanan, kendisinden başka dostu olmasa da en çok kendisine hoyrat davranan ve bundan sebeple yalnızlıkla boğuşan, özgüveni yerlerde ve kendisinden başka herkes olabilen karakterlere yer verir Yuasa, Mind Game’inde. Psikolojik analizlere zemin olacak kadar hasarlı ve arızalı bu karakterlerin çizimlerinin anatomik yapıyı red ederek yapılması da kusurlu bir etki yarattığından karakterler daha gerçekçi hissedilir. 

Nishi’nin daha yolun başındaki bir mangaka olmasına rağmen dışa vuran kendini beğenmişliğin iç tarafta özgüven eksikliği olarak yer edinmesi, Myon’un küçük bir yavru köpek yüzünden görünürde Nishi’ye duyduğu minnetin/sevginin aslında ablasına ait çıkması, Yan’ın görünen hanımefendiliğinin altında maskülen bir edepsizliğin yatması, Jii-san’ın masumiyetine azgınlığının karışması –üstelik kadın erkek fark etmeden- karakterlerin yaşadığı tüm kişilik ve duygu dalgalanmalarını gözler önüne serer. Bu dalgalanmalar devam ederken anime bize “anomi”yi anlatır; bireyin peşinden koştuğu amaçları ve onların gerçekleşme ihtimalini… 

Image

Karakterler balina içine girene kadar “bunlar gerçekten yaşanıyor mu yoksa karakterlerden birinin bilinç altında mıyız” dedirtecek şeyler yaşanır. Balinanın içine girdikten sonra da olaylar, karakterlerin “oldukları ve olmak istedikleri” haller arasında paslaşan daha monoton karakter hikayelerine odaklanır. Hayaller ve halüsinasyonlar balinanın içindeyken yok denecek kadar azalır. Hazır balina demişken; balinanın yeniden yaşamı ve denizin gücünü simgelediğini de belirtmek gerekir. Budist inanışlarında ise balık genel olarak mutluluğu ve özgürlüğü ifade eder. Belki şimdi hikayenin temelleri aklınızda daha net oturmuştur. Evet, karakterlerimiz yakuzadan kaçmadan evvel ve Nishi, Tanrı’nın kendisine biçtiği ölümden kurtulduktan sonra bir karar alırlar ve bu karar, balinanın içine girilen birkaç dakikada hala varlığını sürdürürken zaman geçtikte hayatın tüm pisliğine rağmen var güçle yaşama isteği yerini “balinanın içinde güvenle yeniden yaşama” bırakır ve karakterlerimizin yeniden harekete geçmesi için yeterli gücü bulmalarına yine konforlu alanlarının bozulması neden olur; balina ölmek üzeredir; ya balinanın içinde çabalamadan öleceklerdir ya da dışarıda çabalayarak iyiyi de kötüyü de –ki ağırlıklı kötü şeyler olacağı muhakkak- yaşamaya devam edeceklerdir. 

Bu filmin sahip olduğu en iyi şeylerden biri de animasyonudur; hikayenin akışına ve karakterin ruh durumuna göre değişen animasyon hızları ve açılar lezizdir. Balinanın içinden çıkmak için sandala var güçleriyle asıldıkları senkronize sahne resmen bir başyapıttır. Yann’ın balonlarla yaptığı şov, sırıkla (!) ip atlama sahnesi, arabaların kovalamaca sahnesi, sevişme sahnesi (o sahnedeki semboller de işin cabası)… Size daha onlarca sahne sayabilirim ama ne demek istediğimi şu birkaç sahne yeteri kadar anlatacaktır. 

Image

Son derece abartılı ifadeleri vurgulamaktan korkmayan ve aynı zamanda tuhaf fotoğrafik manipülasyonla görsel gerçekçiliği taklit eden film, kaba işlenen ortamları ve şekil değiştiren blob insanları ve rotoscoped kafa yapılarını da içerir. Animedeki bu detaylar pek çok izleyiciyi rahatsız etmiş olsa da hikayeyi ve karakterleri daha bütün gösterdiğinden benim gözüme olumsuz bir detaymış gibi görünmedi. 

Animede pek çok favori sahnem olsa da favori bir karakterin var mı derseniz sanırım cevabım Tanrı olurdu. Tanrının tasvirinde başvurulan kompozisyon beni benden aldı! Sürekli değişen Tanrı’nın evrendeki suretlere kolayca bürünmesi çok hoş bir anlatıydı. Tanrı’nın eline düşen insan evladının her şeyin üzerindeki otoriteye karşı gelerek “kendi isteğiyle” yeniden doğması da Tanrı’ya resmen kapak olmuştu. İşte o an size şunu anlatıyor: “Gerçekten istediğin şey için sonuna kadar gidersen yaydığın enerji, Tanrı’nın gücüyle eş değer seviyededir.”

Image

Image

Mind Game, çağdaş bir anime filmden bekleyebileceğim her zevke, deliliğe ve enerjiye sahipti; komedisi yerinde, absürtlüğü bol… 

3- Anın Hakkını Veren Müzikler

3- Anın Hakkını Veren Müzikler

Ah ah ah... Karakterlerin balinadan çıkmak için küreklere asıldığı sahnede çalan davullar, ziller resmen karnıma ağrı girmesine neden oldu. Sahnenin amacına uygun bir isim taşıyan Startin’ isimli OST’yi gaza gelmek için sıkça dinleyebiliriz gibi. 

Yann’ın ilginç şovunda, yapımla aynı adı taşıyan OST de, sahnenin ruhuna son derece uygundu; resmen karnaval müziği! 

Image

Kızların erkeklerin penisine –pardon bacak aralarına- bağlı sırıklarda atladıkları sahnede çalan Rhapsody de tam evlere şenlik bir OST. 

God Who’s Who Ost’sini de unutmamak gerekir. 

Sevişme sahnesinde çalan Como Estas ise kesinlikle favori müziklerin başında. 

En iyisi ben susayım ve animeden iki kliple sizi başbaşa bırakayım. 

Kısaca...

Kısaca...

"Basit bir hikayeyi anlayamacağım şekilde anlatan ve alışık olmadığım bir stille sunarken ecstasy etkisi yapan bir anime olsa da izlesem" derseniz bu animeyi kaçırmamanızı, izlediyseniz bir kez daha izlemenizi tavsiye ederim. 

Mind Game'nin Konusu:

Mind Game'nin Konusu:

Nishi mangaka olmak isteyen, hayatta pek tutunamamış, kendi halinde bir gençtir. Yıllardan beri çocukluk arkadaşı Myon'a platonik olarak aşıktır. Ancak bir süre sonra Myon'la irtibatı yitirir. Nishi ve Myon yıllar sonra kaşılaştıklarında Myon evlenmek üzeredir. Anıları yadetmek için Myon'un aile restoranına giderler. Bu güzel tesadüf iki yakuzanın restorana gelmesi ile birlikte çirkin ve garip bir hal alacaktır.

Mind Game Trailer

Anime filmi şu linkten izleyebilirsiniz. 

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları