Le Bizzarre Avventure di GioGio Parte 5: Vento Aureo Recensione Anime

>ÖNEMLİ NOT<

 Bu yazıda önceki partlar ile alakalı ufak tefek spoilerlar bulunmaktadır. Partın kendisi ile ilgili spoilerlar da bulunuyor ama bu spoilerlardan önce uyarılar mevcut.

---

 Sonunda JoJo Part 5'in anime uyarlaması final yaptı. Şu an bir taraf bu animenin iyi olmasına rağmen overrated olduğunu savunurken, diğer taraf da övüldüğü kadar harika bir anime olduğunu savunuyor ve ben de hak ettiği övgüyü aldığını düşünen taraftayım. JoJo Part 5'in animesi, benim şu ana kadar izlediğim hem en kaliteli hem de en sevdiğim manga uyarlaması olmayı başardı. Böyle düşünmemin birçok sebebi var ve tabii ki de her zamanki gibi önce senaryodan başlayacağız.

Image

SENARYO

 Napoli 2001. Giorno Giovanna, gerçekleştirmek istediği bir hayali olan küçük çaplı bir dolandırıcıdır. Ancak, o sıradan bir hırsızdan fazlasıdır; onun Joestar kanıyla bağlantısı vardır ve Gold Experience adlı bir Stand'a sahiptir. Giorno, tıpkı kendisi gibi bir Stand kullanıcısı olan ve Passione çetesinde elebaşı konumunda bulunan Bruno Buccellati ile tanışmasıyla beraber benzer idealleri paylaştıklarını ve ikisinin de çetenin uyuşturucu ticareti yapmasından rahatsız olduğunu fark eden Giorno, hayalini gerçekleştirmek yolunda büyük bir adım atmak için Bruno'ya hedefini açıklar: Kendisi, örgütün patronu devirmek ve Passione'nin pençesindeki İtalya'yı reforme etmeyi amaçlamaktadır. Bruno ile arasında geçen bir konuşmadan sonra Passione'ye üye olup Bruno'nun ekibine girmesiyle beraber bunun basit bir çete olmadığını keşfeder, bu çete Stand kullanıcıları ile doludur. Şimdi farklı bağlılıkları ve öngörülemeyen yetenekleri olan diğer ekipler ile karşı karşıya kaldıkları için, çeteyi ele geçirme hedefleri daha da zorlu olacaktır. Bu düşmanları yenmeyi başaran Giorno, rütbe atlayarak kendisini tamamen gizlemiş bir adam olan "Patron"a daha yakın bir rütbeye yükseltmeye çalışır. Fakat, işler beklediğinden çok daha hızlı ilerleyecek ve sadece birkaç gün içinde hedefine ulaşmaya beklediğinden daha da yakın olacaktır.

Image

 Tamamen çizgisel bir şekilde ilerleyen ilk iki parttan sonra Araki, tarz değiştirerek Part 3'te "Monster of the Week" konseptine geçmişti. Yani, ekibimiz amaçlarına ulaşmaya çalışırken her bir veya iki bölümde farklı farklı yan düşmanlarla karşılaşıp onları alt etmeye çalışıyordu. Part 4'te de bu durum böyleydi ama bir önceki parta kıyasla, yan düşmanların çoğu çizgisel bir yapının üstüne serpiştirilmemişti; çünkü bu parttaki ana amaç, hikayenin neredeyse üçte ikisini bitirdiğimizde karşımıza çıkıyordu. Bunun en büyük nedeni ise Araki'nin ilk üç partı yazdığı/çizdiği altı sene içerisinde oldukça yorulmuş olması ve bundan dolayı da Part 4'ü biraz kafa dinlemek amacıyla hiçbir plan yapmadan yazmış olmasıydı; ve Part 5'i hem izleyip hem de okuduktan sonra söyleyebilirim ki o kafa dinleme cidden yaramış. 

 Part 5 senaryo bakımından Part 3'e aşırı derecede benziyor ama Part 3'ten kat kat daha iyi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Öncelikle doğru yaptığı ilk nokta, yan düşmanların birçoğunun dövüşünün akılda kalıcı şekilde yazılmış olması. Part 3'teki yan düşmanlarla dövüşlerin çoğu silik dövüşlerdi ve eminim ki çoğu izleyici/okuyucu birkaç tanesi hariç çoğunu çok az hatırlıyordur.  Part 5'te ise bu durum farklı, hemen hemen tüm yan düşman dövüşleri akılda kalıcıydı; özellikle de suikast timi ile yapılan dövüşler. Bu tim, animenin onuncu bölümünde ortaya çıkıyor ve on bölüm boyunca da ekibimizle kapışıyor. Şahsen benim için animenin en iyi kısımları bu Suikast Timi Arcı'ydı (Arcın son bölümü hariç). Zaten animenin ilk on sekiz bölümünü aşırı derecede beğenmiştim ve Suikast Timi Arcı o bölümlerin doruk noktasıydı, özellikle de o tren savaşı... JoJo serisindeki en iyi dövüşlerin arasına rahatlıkla girebilecek derecede bir savaştı.

 Part 5'in, Part 3'ten daha doğru yaptığı bir başka konu ise dövüşlerin hepsinin birbirinden farklı hissedecek şekilde yazılmış olmasıydı. Part 3'teki dövüşlerin kurgusu birbirlerine çok benziyordu ve bu da bir yerden sonra, tamamen bu dövüşler üstüne kurulu olan animenin sıkıcılaşmasına yol açıyordu. Fakat, Part 5'teki dövüşlerin çoğunun teması birbirlerinden farklı. Mesela, altıncı bölümdeki dövüş tamamen gizem üstüne kuruluyken yirmi dördüncü bölümdeki dövüş gerilim üstüne kuruluydu; az önce bahsettiğim tren savaşının ve on dokuzuncu bölümdeki dövüşün üstüne kurulu olduğu konsept ise "kararlılık"tı. İki dövüşte ana kadromuzdaki karakterlerin kararlılığının ne kadar güçlü olduğunu bize göstererek yirmi birinci bölümden sonra başlayan animenin ikinci kısmına bir altyapı oluşturuyordu. Temaların dışında güzel olan bir nokta ise olay örgüsünün gerçekten elle tutulabilir olması. Mesela Part 3'teki ve 4'teki bazı dövüşlerin sıralamalarını değiştirseniz kimse fark etmez bile ama Part 5'teki dövüşler daha düzgünce yazılmış bir senaryonun üstüne kurulu olduklarından dolayı hikayede süreklilik çok daha iyi bir şekilde sağlanıyor ve izleyicinin, "Acaba bir sonraki bölümde ekibimiz amaçlarına ulaşmak doğrultusunda nasıl bir aşamadan geçecek." diye merak duymasına sebep oluyor.

Image

 Senaryonun işlenişine değindiğimize göre biraz da derinliğine değinelim demek isterdim ama Part 5 pek de derin bir senaryo barındırmıyor. Bu anime, 1995-99 arasında yayınlanmış bir mangadan uyarlanma olduğundan ve Araki neredeyse tamamen aksiyon üzerine bir manga yapmak istediğinden dolayı, senaryosu aşırı derin değil ama kötü de değil. Tabii ki Araki'nin her zaman değindiği "kader" teması sayesinde son bir iki bölümde derinlik kazanıyor ama o kısımlara gelene kadar çoktan otuz yedi bölüm geçtiği için ve bu bölümler tamamen flashback bir arc ile geçtiği için kadermiş değilmiş benim pek umrumda olmamıştı açıkçası. Güzel eklenti ama olmasa da olurdu. Gerçi belki de çok önemli bir arctır ama ben anlayamamışımdır.

 Senaryo konusunda değinmek istediğim son nokta ise süresi. Şu otuz dokuz bölümde yaşanan olayların tamamı dokuz gün çerisinde gerçekleşiyor. Giorno ve Buccellati 29 Mart 2001'de tanışıyorlar ve 6 Nisan 2001'de ise Giorno Giovanna'nın hikayesi sona ulaşmış oluyor. Açık konuşmak gerekirse ben bu dizayn seçimine bayıldım. Tüm bu olayların dokuz gün içerisinde gerçekleşmesinden dolayı beşinci bölümden yirmi beşinci bölümün sonuna kadar fazla uzun bir zaman atlaması hiç yaşanmıyor, bu sayede de tempo sürekli üst seviyede kalıyordu ve benim bir animede en çok sevdiğim şey temponun her zaman yüksek kalmasıdır.

 Hemen şöyle bir not düşeyim, buradaki "TEMPO"dan kastım sürekli aksiyon yaşanması filan değil. Benim tempodan kastım sürekli olay yaşanması, bu olay aksiyon da olabilir politika da fark etmez.

Image

KARAKTERLER

 Araki; daha ilk parttan itibaren "Ensemble Cast" olarak adlandırdığımız, tek bir karakterin tüm hikayeye hükmettiği değil de hikayeye büyük oranda etki eden fazla sayıdaki karakterlerin hemen hemen eşit ekran sürelerine sahip olduğu tarzda ana karakter kadrosu kurmaya çalışan birisi. Bunu, Part 7 dışında, yazdığı tüm partlarda denemiş olsa da gerçekten başarılı olduğunu söyleyebileceğim tek partlar, Part 5 ve 6. (Part 8'i daha okumadım, o yüzden onu dışarıda tutuyorum)

 Part 1 tümüyle Dio ve Jonathan'ın hikayesiydi. İlerleyen bölümlerde "Hamon Takımı" işin içine girse de bu takımdaki karakterlerin ekran süresi aşırı kısaydı. Bu yüzden de Ensemble Cast olayı tam olarak hissedilemiyordu. 

Image

 Part 2'de bu durum biraz daha fazla hissedilebilirdi; Joseph ve Caesar'ın yanı sıra Stroheim ve Lisa Lisa da hatrı sayılır miktarda ekran zamanına sahiplerdi ama burada da editörün, Araki'nin işine karışması sonucunda Lisa Lisa'nın hikayedeki etkinliği büyük oranda azalmıştı. 

Image

 Part 3 ise ve 6'dan sonra bu konuda başarılı olmaya en çok yaklaşan parttı. Hatta çoğu kişi başarılı olduğunu kabul ediyor ama ben öyle düşünmüyorum. Çünkü, her ne kadar ekibimizde altı karakter olsa da bu karakterlerin hikayeye olan önemleri ve ekran zamanları arasındaki oran aşırı dengesizdi. Zaten bu altı karakterden birisi hikayenin yarısından sonra olaylara dahil oluyordu. Bir diğeri ise ilk çeyrekten sonra ortadan kaybolup ikinci çeyreğin sonunda geri geliyordu. Bir başka karakter ise hikayenin üçüncü çeyreğinin başında ortadan kaybolup dördüncü çeyreğinin sonlarına doğru geri dönüyordu. Bu üç karakteri yetersiz ekran zamanlarından dolayı denklemden çıkarınca da elimizde sadece üç karakter kalıyor. Kalan karakterlerden birisi olan Joseph Joestar da zaten "Main JoJo" rolünü Jotaro'dan çalmasın diye koskoca partta sadece bir bölüm dışında tamamen bir komedi ögesine dönüştürüldüğünden dolayı ne oldu, kaldı mı elimizde iki karakter? Her ne kadar bu iki karakterin hikayeye olan etkileri ve ekran zamanları gerçekten yüksek olsa da, maalesef sadece iki karakteri "Ensemble Cast" olarak sayamıyorum ben.

Image

 Part 4'teki ana karakter kadromuzda beş karakter vardı ve bunlardan birisi olan Jotaro'nun ekran süresi, Jotaro bu partta gerçekten çok güçlü olduğundan dolayı, diğer karakterlere göre aşırı azdı. Okuyasu ise zaten Josuke'nin ikinci Stand'i gibi bir karakterdi; çünkü, ilk iki part ile yedince part arasındaki dört partın dördüne de bakın hepsindeki ana karakterler en azından bir kere karşılarına çıkan yan düşmanlar ile tek başlarına dövüşüyorlar. Lakin, Okuyasu'da bu durum yok; bunun en büyük sebebi ise tabii ki de Okuyasu'nun serideki en güçlü Standlerden birisine sahip olması. Bu karakteri birisiyle tek başına dövüştürmeye kalkarsanız ya o rakibi çok kolaylıkla alt edecektir ya da rakibi onu, bu yüzden de yanında sürekli Josuke vardı. Jotaro ve Okuyasu'yu denklemin dışına çıkardığımızda geriye elimizde sadece üç tane karakter kalıyor ve bu da Ensemble Cast oluşturmak için yeterli bir sayı değil. Zaten yeterli bir sayı olsaydı bile oluşturamazlardı, çünkü Koichi'nin ekran süresi aşırı derecede yüksek. Yani o kadar yüksek ki hikayenin son çeyreğine kadar protagonist Koichi gibi hissetmeniz çok büyük ihtimal.

Image

 Part 5'teki ana karakterlerimizin ise iki tanesi hariç, ekran süreleri ve hikayedeki önemleri birbirlerine gerçekten çok yakın. Her birinin hem kendi başlarına savaştıkları dövüşler hem de elle tutulabilir ve gerçekten önem arz eden arka plan hikayeleri mevcut.

Giorno Giovanna

Image

 Bu seferki JoJo'muz olan Giorno Giovanna ("Jo"rno "Jo"vanna); on beş yaşında, yarı Japon yarı İngiliz, zeki, yakışıklı, çevik, ahlaklı, atletik ve gözü kara bir genç. Joestar kanı ile olan bağlantısı ise babasının DIO ve Jonathan olması. Evet, Giorno'nun iki tane babası var. Bildiğiniz gibi DIO, 1980'li yıllarda Jonathan'ın bedenini kullanarak ortalıklarda dolaşıyordu. Bu sırada da besin ve zevk aracı olarak kullandığı genç bir Japon kadını öldürmeyi unuttu ve ortaya Giorno çıktı.

 Her ne kadar fazla ekran zamanına ve derin yazılmış bir karaktere sahip olmadığını düşünsem de ben Giorno'yu oldukça beğendim. Çünkü, kendisi karizmatik bir karakter. Oldukça zeki olmasının yanı sıra, amaçları doğrultusunda kendisini riske atmaktan çekinmeyen birisi. Giorno'yu izlerken gerçekten de güvende hissediyorsunuz. Ne zaman bir sorun olsa, "Sıkıntı yok, ekipte Giorno var; o bir yolunu bulur." diyebiliyorsunuz ve bir karakterin izleyiciye bu kadar güven verebilmesi kolay bir şey değil.

 Birçok yerde Giorno'nun karakteri ile ilgili "Drugs Are Bad" şeklinde dalga geçildiğini gördüm; ben Giorno'nun her ne kadar derin bir karakter olduğunu düşünmesem de böyle dalga geçilebilecek kadar sığ bir karakter olduğunu da düşünmüyorum. Küçüklüğünde birçok sorun çektiğinden dolayı ona iyi davranan karşılaştığı ilk insanı direkt olarak idolize etmesi oldukça normal bir şey. Bu yüzden bence Giorno ne çok derin ne de çok sığ bir karakter, tam ortası.

Bruno Buccellati

Image

 Bu seferki deuteragonistimiz olan Bruno Buccellati (Bazı yerlerde "Bucciarati" diye yazıldığını görebilirsiniz ama direkt olarak serinin yaratıcı olan Araki'nin söylediğine göre Buccellati diye yazılıp, Buçerati diye okunuyor) de her ne kadar Giorno kadar olmasa da güven verici bir karakter. Zaten ekibimizin lideri olduğundan dolayı bu oldukça normal. Fakat, tek özelliği bu da değil.  Bruno'nun serideki Stand kullanıcıları içerisinde Stand'ini en iyi kullanan bir iki kişiden birisi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Buccellati bir strateji dehası olduğunu daha onunla tanıştığımız ilk bölümlerden bize kanıtlıyor ve ilerleyen bölümlerde de buna devam ediyor, özellikle de o tren dövüşünde.

 Derinlik konusunda ise öyle aşırı derin bir karakter olmasa bile yine de Giorno'dan daha derin olduğunu söyleyebiliriz. Öncelikle arka plan hikayesi ve patronu koltuğundan etmek istemesinin nedenleri gerçekten iyi işlenmiş. Daha çok küçük yaşta anne ve babası arasında seçim yapmaya zorlanmış, bu seçimin üstüne ise elinde kalan tek aile bireyi alakası bile olmadığı uyuşturucu trafiği yüzünden büyük zararlar görmüş ve bütün bunların üstüne uzun yıllar boyunca emek verdiği örgütün de bu uyuşturucu trafiğinin bir parçası olduğunu öğrenmiş birisi olarak Bruno'nun, uyuşturucudan ve patrondan nefret etmek için Giorno'ya kıyasla daha fazla sebebi var.

Leone Abbacchio

Image

 Abbacchio tamamen, ekipte Giorno'dan fazlaca hoşnut olmayan birisinin olması için tasarlanmış bir karakter. Çünkü, sonuçta bu temelinde bir mafya hikayesi ve ekibe yeni katılan çaylağın eski üyeler tarafından çabucak kabul edilmese bile herkesin ona biraz hoşgörülü yaklaşması pek gerçekçi olmazdı. Aslında şöyle bir bakıyorum da ekipteki hiçbir karakter Giorno'ya pek hoşgörülü yaklaşmıyor, hepsinin yer yer Giorno'ya çıkıştığı sahneler mevcut; bunu kenara fazladan bir artı olarak yazayım. Ekipteki hiç kimse Giorno'ya tam anlamıyla hoşgörülü yaklaşmasa bile bunu en fazla hissettiğimiz karakter Abbacchio ve ben bunu Abbacchio'nun kendisinin bile farkında olmadan uyguladığı bir kendini savunma yöntemi olarak yorumluyorum. Çünkü, Abbacchio eskiden bir polis memuruydu ve bir görev esnasında ortağı hayatını kaybetmişti; bu olaydan tamamen kendisini suçlu tutan Abbacchio darma duman olduktan sonra Bruno ile tanışıp örgüte katılmıştı. Böyle bir olayın sonucu olarak da her ne kadar bilinçsizce bile olsa yeni tanıştığı herhangi birisiyle arasındaki mesafeyi koruyup onunla bir bağ kurmayarak kendisini bir daha aynı üzüntü içinde bulmamaya çalışıyor olması büyük bir ihtimal.

 Bu arada az kalsın söylemeyi unutuyordum, Part 5'teki karakter isimlerinin çok büyük bir kısmı İtalyan yemeklerine referans. Abbacchio da onlardan birisi.

https://www.bostonfoodtours.com/recipe/abbacchio-alla-romana-roast-lamb-roman-style5-lb-leg-lamb-trimmed-fat/

Guido Mista

Image

 Mista, ekibin eğlenceli adamı. Enerjisi her zaman yüksek ve şakacı bir tip. Karakteristik özellikler olarak Polnareff'e fazlasıyla benzediğini söyleyebiliriz. Ancak, her ne kadar Polnareff'i ziyadesiyle sevsem de Mista'yı pek sevemedim; hatta Part 5 ekibindeki karakterler içerisinde en az sevdiğim kişi oldu. Bunun en büyük nedeniyse karakter derinliliği olmamasıydı. Çünkü, bu tarz karakterler derinlikleri olduğunda ve bu derinlik iyi işlenildiğinde birden fazla işi tek başlarına yapabildikleri için anında parlıyorlar. Birden fazla işten kastım ise aynı anda hem mizah hem dram hem de gaza getirme ögesi olabilmeleri. Mesela Part 3'te Polnareff, hem bir mizah ögesiydi hem de arka plan hikayesi bazı kısımlarda harika işlendiğinden bir dram ögesi haline gelebiliyordu ve bu olay JoJo'da sadece Polnareff ile sınırlı değil. Part 6 ve 7'de de bu tipte birer karakter bulunuyor. Derinlikleri olmadığında ise mizahtan başka bir işe pek yaramıyorlar.

 Mista'nın benim için bir başka eksisi dövüşlerde Stand'inin gölgesinde kalıyor olmasıydı. Mesela Polnareff'in Stand'i olan Silver Chariot elinde kılıcı olan bir şövalyeden ibaretti ve bu da Polnareff'e dövüşlerde çok fazla ön plana çıkma şansı tanımıştı. Ancak Mista'da durum öyle değil. Mista'nın Stand'i olan Sex Pistols eşsiz bir özelliğe sahip. Mista'nın Stand'i olan Sex Pistols, mermi şeklinde altı farklı küçük Stand'den oluşuyor ve her merminin kendisine has bir kişiliği var. Bir de üstüne bu mermiler konuşabildikleri için çoğu yerde sahne ışığını Mista'dan çalıyorlar.

Image

 Mista ile ilgili bahsedeceğim son konuda ise en fanatik Mista hayranlarının bile internette hakkında yakındığını gördüğüm bir konu: karakterin kıyafet tasarımı. Ekipteki diğer tüm üyelerin kıyafet tasarımları harikayken Mista'nın tasarımı bence baya kötü ve bu kötülük tamamen şapkasından kaynaklanıyor. Cidden o nasıl bir şapkadır öyle, ilk başta pek kafaya takmamaya çalışmıştım ama gerçekten kötü duruyor. Bence şapka yerine dümdüz siyah bir saç konulsa bile daha iyi olurdu. Hatta oldukça sade bir saç büyük ihtimalle başka herhangi bir stilden daha iyi dururdu. Çünkü, Mista'nın kafa kısmı konusunda fazla değişik bir tasarıma ihtiyacı yok. Zaten kazağı ve pantolonu ona yeteri kadar çeşitlilik sunuyor.

 Bu arada yiğidi öldürelim hakkını yemeyelim. Mista her ne kadar mizah ögesi olsa da bir mafya üyesi olduğunu çok fazla kez hissettiriyor. Hatta daha da iyi olan kısım bu olayın sadece Mista ile sınırlı kalmaması. Yola mafya adı altında çıkıp değişik kıyafetler giyen bir grup gencin mafyayı iyiliğin gücüyle çökerttiği bir hikaye olmamış bu. Her ne kadar bazı yerlerde bir mafya hikayesi izlediğimizi unutsak da Araki arada eklediği birkaç sahne ile, "Bu bir mafya hikayesi ha sakın unutmayın." diyerek izleyiciyi hikaye konsepti konusunda sonuna kadar bilinçli tutmayı başarmış.

Narancia Ghirga 

Image

 Narancia, ekibin aptal üyesi. Bunu bir aşağılama olarak kullanmıyorum, cidden öyle. Narancia hayatını sokaklarda geçirmiş birisi ve kafası da çoğu işe pek basmıyor. Bundan dolayı da Narancia'yı başlarda pek sevememiştim ama hikaye ilerledikçe onu daha fazla tanımam ve arka plan hikayesini öğrenmem sonucunda ona da sempati beslemeye başladım. Ayrıca her ne kadar normalde aklı biraz havada olsa da iş dövüşlere gelince kendi sınırlarını zorlaması da baya hoşuma gitti. Narancia'nın anime boyunca elinden gelenin en iyisini yaptığını düşünüyorum, o yüzden her ne kadar zeka olarak ekibin kalanından daha geri olsa bile fazla yüklenmemek lazım çocuğa.

Pannacotta Fugo

Image

 Fugo, her ne kadar ekran zamanı aşırı az olsa da ekipteki en sevdiğim karakter oldu. Aşırı zeki birisi olmasına rağmen çabucak sinirlenmesine yol açan kişiliğini izlemekten büyük zevk aldım. Ancak bu zekası ve öfkesi, Stand'inin aşırı güçlü olması ile birleştiğinde ortaya serideki en güçlü karakterlerden birisi çıktığı için onu fazla göremedik. Kendi dövüşüne ayrılan arcta bile Abbacchio ve Giorno'yu daha fazla görmüştük ve ben buna ciddi anlamda üzülüyorum. Keşke Araki kolaya kaçıp Fugo'ya bu kadar az ekran süresi vermek yerine daha yaratıcı çözümler düşünseydi. Ben cidden sevmiştim Fugo'yu ve onu daha fazla görmek isterdim.

Trish Una

Image

 Trish, patronun kızı. Trish'i ilk defa görüp, Buccellati ve ekibinin onu örgüte ihanet edenlerden koruyarak patrona ulaştırmaya çalışacağını öğrendiğimde Trish'in anime boyunca bizim ekip tarafından korunacak ve bu sırada da hiçbir işe yaramayıp ayak bağı olacak tarzda bir karakter olduğunu düşünmüştüm ama neyse ki Araki beni haksız çıkardı. Her ne kadar animenin ilk yarısında Trish tam da düşündüğüm tarzda bir karakter olarak karşıma çıkmış olsa da ikinci yarıdan sonra sadece bir ayak bağı olmayı bırakıp ekibe oldukça yararlı birisi haline geldi. Kendisi yeterli derinliğe sahip bir karakter olsa bile hikaye tamamen onun üstüne olmadığı için işlenişi pek de yoğun değil; bu yüzden de çoğu bölümde arka planda kalan bir karakter oluyor. Kısaca iyi bir karakter ama fazla ağırlığı yok.

 Part 5, benim için Ensemble Cast formülünü en iyi uygulayan JoJo partı oldu. Yedi ana karakterin beş tanesinin hikayedeki ağırlıkları çok fazla hissediliyordu ve beşinin de ekran süresi birbirine yakındı. Gerek senaryo gerek karakterler olsun, Bu partta Araki, temel ögeleri önceki partlardan daha düzgün kullanmayı başarmış.

Image

 Part 5'in ana karakterlerini baya beğensem de kötü adamları için aynı şeyi söyleyemeyeceğim, özellikle de ana kötüsü için. Öncellikle yan kötüleri ele alalım; bu parttaki çoğu yan kötü oldukça akılda kalıcı tasarım ve bölümlere sahipti ama içlerinden gerçekten beğendiklerim sadece Prosciutto ve Pesci oldu. Pesci'nin sadece tek bir JoJo Arc'ı içerisindeki karakter gelişimi gerçekten çok iyiydi ve Prosciutto da hem mafya konseptini oldukça iyi hissettiriyordu hem de Pesci'nin gelişimine çok fazla destek oluyordu. Bu ikiliyi benim için Part 5'teki diğer kötülerden ayıran temel özellikler bunlardı.

 Yan kötüleri pek fazla beğenmesem de suikast timinin hoşuma giden çok güzel bir özelliği vardı: David Production'ın suikast timi için animeye özel olarak eklediği sahneler bulunması. Mangada suikast timinin tanıtımı biraz hızlı geçiyordu ama animede eklenen ekstra birkaç sahne ile bize onların da kendi içlerinde bir takım olduğunu ve birbirlerini önemsediklerini daha iyi yansıttılar. Bu sayede de onlara normalden daha fazla sempati duymayı başardım.

Image

 Ana kötümüze gelirsek, aslında Part 5'te işler biraz karışık. Burada iki tane ana kötümüz var. Birisi örgütün patronuyken diğeri de bu patronun sağ kolu olan Doppio. Patron, tamamen iki boyutlu bir kötü. Elde ettiği Stand aşırı güçlü olduğundan dolayı dünyayı yönetmenin kendi hakkı olduğuna inanan birisi. Zaten son bölümlere kadar kendisinin yüzünü hiç görmediğimiz ve Stand'i olan King Crimson aracılığı ile konuştuğundan dolayı da pek akılda kalıcı bir kötü değil. Eminim Part 5'i izleyen veya okuyan birçok kişi Patron'dan çok King Crimson'u hatırlıyordur. Patron'u gördüğümüz ve tanıdığımız yerlerde de karakter kalitesini arttırabilecek pek bir şey yaşanmıyor. Üstünden yine Araki'nin her eserinde kullanmayı çok sevdiği kader ve ruh kavramları işleniyor ama bu işlenişler daha demin dediğim gibi Araki'nin tüm eserlerinde bulunduğundan dolayı bunun Patron'un karakterine pek de özel bir etkisi yok.

Image

 Doppio'ya gelirsek işte işler orada daha farklı. Doppio, Patron'dan çok daha iyi bir karakter. Ancak, onu övmek için söyleyebileceğim neredeyse her şey spoilera gireceğinden maalesef hakkında fazla konuşamayacağım. Tek diyebileceğim şey üstünden anlatılan "yalnızlık" ve "bir yere ait olamama" temalarının muazzam işlenmiş olması. Devamını kendiniz izleyip görün. 

Image

GÖRSELLİK

 Animasyon ve çizim kalitesini değerlendirirken iki parça halinde değerlendirmemiz gerekiyor: İlk on sekiz bölüm ve animenin kalanı.

 İlk on sekiz bölüm çizim konusunda harikayken, animasyon konusunda ise iyiydi; evet, sadece iyi. Zaten David Production, JoJo serisini yaparken hiçbir zaman animasyonlar konusunda öyle harika işler çıkarmamıştı. Bir tek bütçesi yüksek olduğu için Part 3'ün animasyonlarına gerçekten çok iyi diyebiliyorduk ama geri kalan partlar ortalamanın biraz üstünde olsa da iyi denilebilecek seviyede de değildi. Part 5'in ilk on sekiz bölümü ise animasyon konusunda önceki partlar ile karşılaştırıldığında tam arada kalan bir part. Part 3 kadar iyi animasyonlara sahip değil ama diğer partlar kadar da zayıf değil. Fakat, çizimlerde Part 3'ün kalitesine yaklaşmış; hatta bence birkaç bölümde geçmiş (tekne ve tren bölümleri). 

Image

 Görsellik konusunda her ne kadar ilk on sekiz bölüm harika olsa da geri kalan bölümler öyle değil. Geri kalan yirmi bir bölümdeki görsel kalite o kadar dengesiz ki "Bu bölümlerdeki görsel kalite çok kötüydü." filan da diyemiyorum, o yüzden parça parça değerlendireceğim.

 Öncelikle Notorious B.I.G. arcının geçtiği 24-25'inci bölümlerdeki görsellikte pek bir sorun yoktu, hatta oldukça iyiydi. Patron ile olan final savaşındaki görsellikte de pek fazla sorun yoktu, oralar da iyiydi. Son iki bölüm, ve 20-21'inci bölümlerdeki görsellik fazla iyi olmasa da kötü de değildi, ortalamanın biraz üstündeydi.

 Şimdi gelelim ciddi görsel sorunları bulunan bölümlere. Sardinya'da geçen 26-27 ve 28'inci bölümlerdeki görsellik aşırı dengesizdi. Bu bölümlerdeki bazı sahnelerdeki görsel kalite normal-iyi çizgisinde gidip gelirken, bazı sahneler ise direkt olarak kötüydü. Özellikle de yirmi yedinci bölümün sonundaki ve yirmi sekizinci bölümün ortasındaki Abbacchio'nun top oynayan çocukların yanında olduğu sahneleri artık kalan son birkaç kuruşla çizdikleri baya belli oluyordu.

Image

 Green Day & Oasis arcındaki çizimler fena olmasa da animasyonlar aşırı kötüydü. Çoğu yerde resmen manga panellerini alıp sıfıra yakın animasyon ile animeye koymuşlar gibi hissettim. Bu arcta görsel olarak övebileceğim tek şey Giorno'nun "7 Page Muda" sahnesi. Stüdyo sırf o sahne için özel animasyon ekibi tutmuş, daha ne olsun; başından sonuna kadar harika bir sahneydi.

 Evet şimdi geldik koca bir partın teknik kalite açısından en kötü olduğu yere. Hatta sadece bu part özelinde değil, genel olarak tüm JoJo serisindeki en kötü teknik kaliteye sahip bölüm bu olabilir: On dokuzuncu bölüm, Mista vs Ghiaccio. Bazılarınız abarttığımı düşünebilir ama cidden ben bu kadar kötü bir teknik kaliteyi en son Oreimonai'da görmüştüm. Ayrıca bu bölüm sadece görsel olarak değil ses olarak da sıkıntılıydı. Ben bu bölümü, önceki bölümleri indirdiğim oynatıcıdaki versiyonu telif yemiş olduğu için farklı bir oynatıcıdan indirmiştim ve bölümdeki teknik hataları görünce ilk başta oynatıcıda bir problem var sanmıştım. Sonra aradan birkaç gün geçti, serinin iki çevirmeninden diğeri de çeviriyi yükledi ve ben de normalde kullandığım oynatıcıdan bölümü 1080p formatında indirip izledim ama bölümdeki teknik hatalar hala yerlerinde duruyordu. Ciddi ciddi bu kadar iyi bir seride bu kadar kalitesiz bir bölüm vardı. Asıl üzüldüğüm nokta ise bölümün içeriğinin çok iyi olması. Mista vs Ghiaccio içerik olarak iyi bir dövüş ve bu partta sık sık değinilen "kararlılık" temasını harika bir biçimde işliyordu ama teknik kalitenin yetersizliği yüzünden bölüme yazık olmuş. Bölüme o kadar salladım o kalitesiz yerlerden örnek vermeden geçmeyeyim. On dokuzuncu bölümün 11.18'inci dakikasındaki aşağıda görseli bulunan sahnede, bölümün düşmanı Ghiaccio; "Boşuna çabalayacaksanız saldırın hadi! Bırakın da işinizi bitireyim!" şeklinde bir laf söylüyor ama bunu söylerken sahnedeki tek hareket ekranın sağa doğru hafifçe kayması. Karakterin ağzı bile oynamıyor ve bu olay öyle bir saniye filan da sürmüyor, bildiğin koca dört saniye boyunca ağzı oynamayan bir karakterin konuşmasını dinliyoruz...

Image

 Bildiğimiz gibi David Production her JoJo sezonunda farklı sanat tasarımı kullanıyor ve bu sezonda da kağıdımsı bir tasarım kullanmışlar. Öncelikle şunu söyleyeyim bu tasarımı ilk gördüğümde karakter yüzleri biraz tuhafıma gitse de ilk bölümden sonra bu karakter tasarımlarına hemencecik alıştım. Zaten Takahiro Kishida aşırı yetenekli bir karakter tasarımcısı olduğu için adam ne tarz bir karakter tasarımı kullanırsa kullansın kaliteli oluyor ve bu kalite sayesinde de çizimlere çabucak alışılabiliyor, bu adam gerçekten takdir edilesi bir tasarımcı. Kendisinin şu ana kadar karakter tasarımını yaptığı animelere şuraya tıklayarak göz atabilirsiniz, eğer animelere yeni başlamış birisi değilseniz çok büyük ihtimalle bu adamın çalışmalarından en az bir tanesine denk gelmişsinizdir.

Image

 Karakter yüzlerini bir kenara bıraktığımızda bile sanat tasarımı hala harika. Şunu söylemeliyim ki ben Araki'nin moda anlayışına anime ve manga özelinde bayılıyorum. Bu kıyafet tasarımları gerçek hayatta pek güzel durmuyorlar ama iş animeye geldiğinde bence harikalar. Stand tasarımları da aynı şekilde çok iyi, hatta tüm JoJo serisindeki en iyi Stand tasarımlarının büyük bir çoğunluğunun bu partta olduğunu söyleyebilirim.

 Her partta bulunan ve benim oldukça beğendiğim renk değişimleri bu partta da var ve hala çok iyiler ama sanki bu partta öncekilere kıyasla fazla hissedilmiyorlarmış gibime geldi. İnternette denk gelmişsinizdir belki, bu konu ile ilgili sıkıntısı olan tek kişi ben değilim. Genel olarak izleyiciler bu parttaki renk değişimlerinin önceki partlara kıyasla daha zayıf olduğunu düşünüyor. Ben bunu iki ögeye bağlıyorum; ilki bu parttaki renk paleti, ikincisi ise karakterlerin ve mekanların renk çeşitliliğinin fazla olması. 

 Bu partın renk paleti ve ışıklandırması bir değişik. Bu konularda fazla bilgim olmadığı için pek detaylı yorum yapamıyorum ama JoJo Part 5'in renk paleti ve ışıklandırmasında diğer animelerden aşırı farklı bir şeylerin olduğu net bir şekilde hissediliyor; bence bu farklılıktan dolayı da renk değişimleri yaşandığında bile insanların gözüne fazla takılmıyor. Karakterlerin ve mekanların renklerinin de çeşitlilik konusunda fazla olması da spesifik renk değişimleri yaşandığında, gözümüz zaten mekanların ve giysilerin renklerinin sürekli değişmesine alıştığından dolayı pek dikkat etmiyor bu değişikliklere. Tabii ki de bu sadece benim teorim, gerçekten böyle bir şey var mı yok mu bilmiyorum. Emin olduğum tek şey renk değişimlerinin hala harika olmasına rağmen önceki partlara göre bir tık zayıf kalması.

Image

 Bütün bunlara ek olarak Part 5, İtalya'yı mükemmel bir biçimde yansıtıyor. Gerek mimari, gerekse gerçekte var olan mekanların animeye 2001'deki halleriyle neredeyse birebir aktarılmaları olsun harika bir iş ortaya çıkarılmış. Ayrıca küçük detayları da ihmal etmemişler. Mesela sahnelerden birisindeki taksilerden bir tanesi gerçekte İtalya'da bu işler için sık kullanılan bir araba modelinin bire bir aynısı. Normalde oraya rastgele bir araba atsalar da bir şey değişmezdi ama ben bu tarz küçük detaylara bayılıyorum. Benim için zaten iyi olan bir animenin kalitesini arttırıyorlar.

SES

 David Production açılış klibi yapma işinde cidden çok başarılı. Part 5'in iki açılış klibi var ve ikisi de kendisinden önceki açılış klipleri gibi aşırı kaliteli.

 Bu partın ilk açılış klibi olan Fighting Gold'a tek kelime ile bayıldım ve çok rahatlıkla en sevdiğim on açılış klibi içerisine girdi. David Production yine açılış klibini detaylar ile doldurmuş; daha ilk sahnede Rolling Stones'un gösterilmesi ve Giorno'nun kolundan akan kanın bir anda yerde belirmesi gibi birçok detay var. Görsel anlamda da yine kendilerine has tarzlarını konuşturmuşlar.

 Her ne kadar Fighting Gold'u daha fazla sevmiş olsam da ikinci açılış klibi olan Uragirimono no Requiem'e de bayıldım. David Production bu açılış klibinde, öncekilere kıyasla oldukça farklı bir yol izlemiş; aslında, ekip olarak tutkularını sonuna kadar yansıtmışlar desem daha doğru olabilir. Bilmeyenleriniz varsa hemen söyleyeyim, David Production'daki çalışanların büyük bir çoğunluğu JoJo fanı ve bu kişilerin büyük bir kısmının da favori partı Part 5. Zaten bu yüzden şu ana kadar yaptıkları en iyi uyarlama bu anime. Mangayı okumuş birisi, bu animenin içindeki tutkuyu çok rahatlıkla fark edebiliyor ve Uragirimono no Requiem de bu tutkunun bir göstergesi. Öncelikle açılış klibimiz direkt olarak manganın final sahnesi ile başlıyor, ardından da animenin ilk yarısında yaşanan hemen hemen her şeyi hızlı bir biçimde gösteriyorlar. Bu kısımlar bittiğinde de ileri bölümlerdeki birkaç sahneyi hafif bir biçimde gösteriyorlar. Bu olayla ilgili en çok beğendiğim nokta; animedeki sahneleri birebir alıp açılış klibine koymak yerine, mangadaki panelleri alıp renklendirerek koymaları oldu. Açıp mangadan bakabilirsiniz, bu openingdeki sahnelerin hemen hemen hepsi mangadaki panellerin birebir aynısı. Ayrıca açılış klibinin "Patron" ve Giorno versiyonlarına da bayıldım. Bildiğiniz gibi Part 3 ve 4'teki son açılış kliplerinde partın baş kötüleri açılış klibine müdahele ediyordu. DIO, açılış klibini durduruyordu; Kira ise geri sarıyordu. Ardından da parttaki ana JoJo'muz bu müdaheleye karşı bir müdahele yapıyordu. Jotaro, DIO'yu açılış klibini durdurduğunda bile takip edip zaman akmaya devam eder etmez arkasına dönüyordu; Josuke ise Kira'nın geri sardığı açılış klibini eski haline getiriyordu. Uragirimono no Requiem'de de aynı olayı uygulamışlar. Bunu Part 6 ve 7'de yapmalarını sabırsızlıkla bekliyorum.

 David Production tıpkı önceki partlarda yaptığı gibi bu partın kapanış klibinde de eski ama ikonik batı şarkılarından kullanmış ve hepimizin uzun süredir beklediği üzere bu partın kapanış klibinde kullanılan şarkı, partın temasıyla aşırı uyumlu olan Gangsta's Paradis--- Bir saniye ne demek Gangsta's Paradise'ın haklarını Sonic almış, ciddi misiniz siz?

 Kusura bakmayın ama benim için JoJo no Kimyou na Bouken Part 5: Ougon no Kaze'nin gerçek kapanış klibi budur:

 Benim için bir animedeki en önemli ögelerden birisi soundtracklerdir, doğru anda kullanılan doğru soundtrack tüm sahnenin kalitesini arttırabilir ve Part 5 bu olayı muazzam yapmış.  Zaten bu partın soundtrackleri çok iyi ve ikonik, bir de üstüne doğru kullanımla daha da iyi bir hale geliyorlar. Özellikle de partın ana tema müziği olan Il Vento d'Oro muazzam. Yugo Kanno o kadar müthiş bir müzik bestelemiş ki rastgele bir yapımdaki rastgele bir aksiyon sahnesine Il Vento d'Oro koysanız bike o sahnenin kalitesi artıyor. Gerçi ben hala Taku Iwasaki ve Hayato Matsuo'nun bestelediği Part 1 ve 2'deki soundtrackleri daha çok seviyorum ama yine de Part 5'in soundtrackleri de onlara yakın bir seviyede.

  David Production, JoJo serisinde her zaman kaliteli seslendirmenler ile çalışan bir stüdyo olmuştu ve bu olay Part 5'te de aynen devam ediyor. Tüm karakterlerin seslendirmeleri harika. Özellikle de Abbacchio ve Fugo'nun seslendirmelerine bayıldım. Seslendirmeleri genel olarak beğendiğimi rahatlıkla söyleyebilirim ama spesifik olarak aşırı hoşuma giden iki seslendirme oldu. İlki Giorno'nun 7 Page Muda sahnesindeki WRYYY'sı. Kensho Ono o WRYYY'de, haykırış bazında, duyduğum en iyi bir iki seslendirme işinden birisine imza atmış. Bu sahnedeki WRYYY'ı tüm bir hafta boyunca defalarca kez başa sarıp sarıp tekrar izledim ve her seferinde de çok zevk aldım. Kensho Ono tek kelime harika bir seslendirmen.

 Spesifik olarak beğendiğim ikinci seslendirme ise 33-37'nci bölümlerden spoiler içeriyor, bu yüzden o bölümleri izlememiş olup da spoiler istemeyenler bir alt paragrafa insinler. Kolezyum'da ana karakterlerimizin ruhları vücut değiştirdiğinde, Giorno'nun seslendirmeni Kensho Ono ve Trish'in seslendirmeni Sayaka Senbongi mükemmele yakın bir iş çıkarmışlar. Her ne kadar karakterlerin ruhları vücut değiştirmiş olsa da o vücuttaki seslendirmenler doğal olarak değişmemişti ama Kensho Ono öyle bir iş çıkarmış ki her konuştuğunda sanki Narancia'nın seslendirmenini dinliyormuş gibi hissettim. Sayaka Senbongi'nin de Kensho Ono'dan aşağı kalır bir yanı yoktu. Trish'in vücudundaki Mista'yı seslendirirken ses tonunu çok güzel ayarlamış ve bu tonlama sayesinde bizi, konuşanın Mista olduğuna gerçekten ikna etmişti. Diğer karakterlerde de bu durum iyi ama bu iki seslendirmen ile aynı seviyede olduklarını söyleyemem.

 Gelelim animenin en güçlü noktasına, yani ses dizaynına. Bu bir animede gördüğüm en iyi ses dizaynı olabilir. Animenin ses yönetmeni olan Yoshikazu Iwanami, öyle büyüleyici bir iş çıkarmış ki görsel kalite anlamında yakındığım bölümlerde bile -on dokuzuncu bölüm hariç- ses dizaynı harika. Soundtrackler ve karakter seslerinin şiddeti arasındaki uyum harika, soundtracklerin kullanım biçimleri harika ve ses efektleri mükemmel. O ses efektleri yok mu o ses efektleri, ben bir animede bu kadar harika kullanıma sahip ses efektlerine daha önce denk gelmemiştim. Sese çok önem veren birisi olarak birçok defa bazı ses efektlerini tekrar duymak için sahneleri geri sarıp iki üç kere daha izledim. Part 1, 2, 3 ve 4'deki ses efektleri de çok iyiydi ama Part 5'tekiler tek kelime ile mükemmel. Özellikle de Standlerin ses efektleri aşırı üst düzey bir kaliteye sahip. Moody Blues'un o hafif rahatsız edici ama bir yandan yapısına çok uygun olan video oynatıcı sesleri, Sticky Fingers'ın fermuarları, Gold Experience'in bir nesneye yaşam verdiğinde çıkan ses, Spice Girl'ün yumruklarının çıkardığı o tok sesler... Seslerden aşırı fazla etkilenen birisi olarak bu anime bana resmen mükemmeliyeti yaşattı.

İŞLENİŞ

 JoJo no Kimyou na Bouken Part 5: Ougon no Kaze bir aksiyon macera animesi.

 Şimdi eğri oturalım doğru konuşalım, kaliteli aksiyon mangası çok az. Çoğu mangaka, özellikle de haftalık dergilerde çizenler, çizimlerinin son gününü yetiştirmek için aksiyon sahnelerinde bile oldukça az eylem barındıran panel çiziyor ve geri kalan panelleri de bomboş diyaloglar ile doldurmaya çalışıyorlar. JoJo da benim için bu serilerden birisiydi. Part 1 yine kısa sürdüğü ve biraz daha tiyatro oyunu gibi olduğu için o boş konuşma hissini fazla vermiyordu ama Part 2, 3 ve 4'ün aksiyon sahnelerinde oldukça fazla boş konuşma bulunuyordu. Zaten Araki'nin yazdığı kaliteli dövüşlere bakarsak çoğunda gerilim veya taktik ön planda olmuştur. Ancak Part 5, aksiyon işini önceki partlardan biraz daha iyi kotarmış. Bakın, çok iyi yapmış filan demiyorum; sadece önceki partlardan daha iyi olmuş diyorum. Böyle düşünmemin en büyük nedeni karakterlerin, diyalogların yarısında boş konuşmuyor olması. Yine dövüş sırasında çok fazla boş diyalog var ama diğer herhangi bir aksiyon animesi/mangası kadar yok. Bunun önemli sebeplerinden birisi de Araki'nin bu partta "kararlılık" temasına çok fazla yüklenmiş olması. Dövüşlerdeki diyalogların çoğu kararlılık üzerinden yürüyor ve bu diyaloglar birbirlerine benzememekle kalmayıp, her biri ayrı güzel olmayı başarmış.

Image

  Normalde, kullanılan güçlerin adlarının sürekli söylenmesi beni çok rahatsız eder. Çünkü, dövüşün ortasında bu isimlerin söylenmesi benim için dövüşün akıcılığını öldüren en büyük etkenlerden birisidir. Ancak, JoJo'da bu durum farklı. İlk iki partta bu olay benim için yine rahatsız edici olsa da, Standlerin seriye girmesiyle birlikte bu rahatsızlık hissi azaldı ve hatta zevk bile almaya başladım. Çünkü, Stand isimleri İngilizce olduğundan dolayı Japon aksanı ile söylendiğinde ortaya benim çok sevdiğim bir telaffuz biçimi çıkıyor. Bir de Part 4 ve 5'teki Stand isimlerinin neredeyse hepsinin müzik referansı olması bu olayı daha da eğlenceli hale getiriyor. Bir animeyi izlerken "King Crimson" ya da "Metallica" dendiğini duymak gerçekten çok hoş.

 Standler kısmında hoşuma giden bir başka konu ise ana karakterlerin çoğunun Stand'inin karaktere aşırı uyumlu olması oldu. Mesela Abbacchio, ekip arkadaşı öldüğünden beri onun ölüm mahalline gidip orada defalarca geçmişte yaptığı hatayı kendisine hatırlatan birisi ve Stand özelliği de geçmişte yaşanan bir olayı tekrar oynatabilmek. Fugo'nun Stand'i ise Fugo'yu çok iyi yansıtıyor. Bir yandan titizken diğer yandan aşırı sinirli birisi ve gözü dündüğünde dost düşman ayırt etmeden her şeyi yok ediyor. Narancia'nın Stand'indeki radar da gözünün eskiden yakalandığı hastalığa güzel bir gönderme. Diğer karakterlerde de aynı durum var ama fazla uzatmamak için onları anlatmayı es geçeceğim.

Image

 Macera kısmında JoJo benim için her zaman dengesiz bir seri olmuştur. Çünkü macera dendi mi ben ya farklı farklı mekanlar görmek ya da az sayıdaki mekanların atmosferinin hoş olmasını isterim. Part 1 ve 4 bunu hiç karşılamıyorken Part 3 eh derecesinde karşılıyordu, Part 2'nin ise verdiği macera hissine bayıldığımı zaten onun incelemesi sırasında birçok kere belirtmiştim. Part 5'i ise bu konuda Part 2 ve 3'ün arasına yazarım. Çünkü, ilk on sekiz bölümdeki macera hissini neredeyse Part 2'deki ile eşit derecede sevdim ama ondan sonraki kısımları pek beğenemedim. Bundaki en büyük etken, Part 5'in renk paletinin gece geçen sahnelere fazla uyumlu olmaması. Gece saatlerinde geçen sahneler ile gündüz geçen sahneleri yan yana koyup bakıldığında, gündüzdekilerin göze daha canlı ve güzel geldiğini rahatlıkla fark edilebiliyor. Gece sahneleri ise nasıl desem, sanki biraz daha donuk kalıyor gibi ve ikinci yarıda altı yedi bölüm filan gece geçen sahne var.

 Gelelim ekstralara. David Production bu partı tek kelime ile muazzam uyarlamış. Mangayı alıp panelleri birebir animeye aktarıp animasyon+ses ekleyerek iyi uyarlama yaptığını sanan stüdyolar bu uyarlamaya bakıp bir ders çıkarmalı. Bir uyarlamayı gerçekten iyi yapan şey, asıl kaynağın orijinalliğini korumanın yanı sıra bazı iyileştirmeler yapıp küçük detaylar eklemektir. Mesela karakterlerden bahsederken suikast timindeki iyileştirmeden söz etmiştim. Bunun yanı sıra birkaç örnek daha vermek gerekirse; Abbacchio'nun o meşhur, Narancia ve Mista bir adamı döverlerken onlara bakıp ardından şarabını yudumladıktan sonra onlara katılıp adamı dövdüğü sahnede normalde şarap içme kısmı bulunmuyor. Ancak, David Production sadece tek bir dokunuş ile ortaya aşırı eğlenceli bir sahne çıkarmış. Aynı olay işkence dansı için de geçerli. Normalde bu sahne mangada sadece dört panel sürüyor ama animede David Production, sahnenin süresini bir dakikaya kadar uzatmış ve ekstra kısımlar ekleyerek mangada pek bir olayı olmayan sahneyi, animedeki en ikonik ögelerden birisi haline getirmeyi başarmış. Sadece şu sahne bile David Production'ın bu uyarlama için ne kadar tutkulu olduğunu ortaya koyuyor. Bu arada dans sırasında çalan müzik de stüdyonun sadece bu sahneye özel yaptığı bir müzik. 

ARTILAR:

+ Ses dizaynı

+ İlk on sekiz bölüm

+ Kararlılık temasının işlenişi

+ Sanat tasarımı

+ Dövüşlerin büyük kısmı çok iyi

+ Kensho Ono

+ Uyarlama kalitesi üst düzey

EKSİLER:

- On dokuzuncu bölüm

- İkinci yarıdaki görsel hatalar ve animasyonun neredeyse hiç olmadığı kısımlar

- Dövüşlerdeki bazı boş diyaloglar

PUANLAMA

Kullandığım puanlama ölçeğini görmek için tıklayınız.

Görsellik: 8

Ses: 10

Senaryo: 8

Karakterler: 9

İşleniş: 9

 JoJo'nun Tuhaf Macerası Bölüm 5: Altın Rüzgar, bu sene izlediğim en iyi animelerden birisiydi. On sekizinci bölümden sonra ciddi bütçe sıkıntıları çekilmiş olsa da çalışanların tutkusu sayesinde düşük bütçe ile bile ne kadar iyi işler çıkarılabileceğinin çok güzel bir örneği oldu. Umarım Bluray satışları iyi olur ve David Production yaptığı diğer serilerden de güzel para kazanır da Part 67 ve 8'in animelerini de görebiliriz.

GENEL PUAN:

Image

https://www.turkanime.tv/anime/jojo-no-kimyou-na-bouken-part-5-ougon-no-kaze

KAPAK FOTOĞRAFI

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları