Polnareff'in Tuhaf Tuvalet Macerası

>ÖZÜR NOTU<

 Bu incelemenin geçen hafta bugün yayınlanması lazımdı ancak ben sorumsuz bir öğrenci olduğumdan dolayı vize haftasının tarihini bir hafta öncesine kadar öğrenmedim. 10-16 kasım tarihleri vize haftam olduğundan dolayı da bu inceleme bir hafta gecikti. Gecikme için özür dilerim.

 Şu ana kadar yazdığım açık ara en uzun inceleme oldu, iyi okumalar.

SENARYO

 Hikayemiz, Part 2'nin son sahnesinin kaldığı yerden, 1987'den devam ediyor. Joseph Joestar'ın torunu Kuujo Jotaro, sakin bir şekilde parmaklıklar arkasında oturmaktadır. Polisler onun suçlu olmadığını düşünse de Jotaro kendi isteğiyle nezaretten dışarı çıkmamaktadır. Çünkü, etrafındakilere zarar verebilecek kötü bir ruh tarafından ele geçirildiğini düşünmektedir. Oğlu hakkında endişeli olan Holly Kujo babası Joseph'ten, Jotaro'yu hapisten çıkmaya ikna etmek için yardım ister. Joseph, Mısır'da tanıştığı arkadaşı Abdül ile birlikte Jotaro'ya kötü ruh sandığı şeyin aslında kendi ruh enerjisi tarafından oluşturulmuş bir Stand olduğunu ve bu Stand'i kontrol edebileceğini anlatır.

Image

 Jotaro'yu hapisten çıkarmayı başardıktan sonra Holly, Joseph, Abdül ve Jotaro bir kafede beraber otururken Joseph, genellikle doğuştan gelen bu Standlerin neden Joestar ailesinde birden bire ortaya çıktığını anlatır. Bunun sebebi 100 yıl önce, Jonathan Joestar'ın öldüğü deniz kazasında Dio'nun son anda Jonathan'ın bedenini ele geçirmeyi başarması ve birkaç yıl önce içinde bulunduğu tabut ile beraber denizin dibinden çıkarılıp tekrardan bilincine kavuşmasıdır.

Image

 Joseph, Jotaro'yu Dio ile savaşmak için ikna etmeye çalışırken Holly'nin de Stand'i ortaya çıkar. Ancak, Holly'nin bu Stand'in gücüne dayanabilecek gücü yoktur ve Stand'i onu yavaş yavaş tüketmeye başlamıştır, 50 gün içinde de öldürecektir. Bunun sonucu olarak Abdül, Joseph, Jotaro ve kısa bir süre önce tanıştıkları Kakyoin, Dio'yu alt etmek için Mısır'a doğru yola koyulur. Ama yolculukları tahmin ettiklerinden daha zorlu geçecektir, çünkü Mısır yolunda onları bekleyen bir sürü Stand kullanıcısı vardır.

Image

 Şimdi, genele baktığımızda elimizdeki senaryo tek bir parça gibi duruyor ancak bölümlere baktığımızda, her ne kadar tüm bölümler birbirine bağlı olsa da, her bölümün kendi içinde ayrı bir senaryosu olduğunu görüyoruz. Kısaca JoJo serisi bu partta yabancıların "One Week Villains" dediği türe geçmiş. Peki nedir bu One Week Villains? İsminden de anlaşılacağı gibi, mangada veya animede her haftada bir yayınlanan bölümlerin her birinde ana karakterlerimizin farklı bir düşmana karşı savaşması olayıd. JoJo'da ise bu haftalık düşmanlar, ana karakterlerin yolculukları sırasında uğradıkları farklı yerlerde karşılaştıkları farklı Stand kullanıcıları olarak karşımıza çıkıyor.

 Burada Mahoutsukai no Yome Anime İncelemesi yazımın ilk iki paragrafını okumanızı öneriyorum çünkü birazdan anlatacaklarım orada anlattığım şeylerin üzerine olacak.

 Bu bölümsel hikaye anlatımı her ne kadar iyi işlendiğinde çok iyi sonuçlar verse de (bkz: Violet Evergarden, Mushishi) Part 3 bu konuda sınıfta kalıyor. Son dört ve ilk beş bölümü giriş ve sonuç olduklarından dışarıda tutarsak, senaryosu çok güzel olan bölüm sayısı 9, güzel olan 6, kötü veya ortalama olanların sayısı ise 14. Ve bu çok güzel olan bölümlerden yedisi Part 3'ün ikinci sezonunda bulunuyor. Yani eğer animeyi o bölümlere gelene kadar hızlı bir şekilde izlediyseniz, çoğu bölüm neredeyse tıpa tıp aynı işlenişe sahip olduğundan çoktan sıkılmış oluyorsunuz.

 Peki, senaryo bakımından bu çok güzel bölümler hariç hiç mi iyi yön yok? Sadece bir tane var. O da bu muhteşem ana karakterleri çok uzun süre görebilmenin mutluluğu.

 Şimdi soracaksınız, "Dio Part 1'in sonunda ölmüştü, bize gösterdikleri o patlamadan kurtulmasının hiçbir yolu yoktu, peki nasıl hayatta kaldı?" diye, 50 saniyenizi ayırıp şu videoyu izleyerek cevabı öğrenebilirsiniz:

 Senaryonun bir başka kötü yönü ise çok fazla plot hole (senaryo açığı) barındırması. Neredeyse her üç-dört bölümde bir senaryo açığına denk gelmek seyir zevkini çok düşürüyor. Mesela bu senaryo açıklarından birisini örnek olarak göstereyim.

 Part 3'ün başından beri bize söylenen bir şey var, Standleri sadece diğer Standler yenebilir ve birkaç istisna hariç Standlere yine sadece diğer Standler dokunabilir. Ancak bir bölümde Polnareff'in Silver Chariot Stand'i ile elinde makas bulunan bir Stand kullanıcısı savaşıyor, Stand kullanıcısı elindeki makas ile Silver Chariot'un kılıcına defalarca kez vuruyor ve bu makas kesinlikle o kullanıcının Stand'inin bir parçası değil. Bu çok büyük senaryo açıklarından sadece bir tanesi. 

 Araki galiba oldukça dikkatli ve güzel yazdığı ilk iki partın fazla tutmaması ve saçma sapan senaryolara sahip serilerin sadece güzel aksiyona sahip olmaları sayesinde tutması üzerine o zamanlardaki manga okuyucularına biraz sinirlenmiş ve senaryo açıklarını hiç önemsemeden o an aklına ne gelmişse onu yazmış. 

KARAKTERLER

 JoJo'nun Tuhaf Macerası Bölüm 3: Yıldız Tozu Akıncıları ana karakterler bakımından mükemmele yakın bir anime. İlk yirmi dört bölümde 5, devamında ise toplamda 6 ana karatkerimiz var ve bu karakterlerin tek başlarına muhteşem olmasının yanı sıra bir araya geldiklerinde oluşturdukları kimya da mükemmele yakın.

Kuujo Jotaro – Yare Yare Daze

Image

 Bu hikayemizin sözde kahramanı ya da başkişisi, artık hangisini tercih ediyorsanız, olan Kuujo Jotaro, ne Jonathan gibi kibar bir beyefendi ne de Joseph gibi eğlenceli bir karakter. Jotaro tamamen havalı olması için tasarlanmış bir karakter ve bu onun çoğu izleyici/okuyucu tarafından edgy olarak adlandırılmasına yol açıyor. Ancak ben öyle düşünmüyorum, bana göre Jotaro gerçekten havalı bir karakter.

 Jotaro'nun en büyük eksisi tam bir başkişi gibi hissettirmemesi, yanındaki ana karakterin bazılarından daha az ekran zamanına sahip ve Part 2'deki Joseph gibi fazla öne çıkmıyor. Şimdi bazıları hemen öne atılıp, "Fazla öne çıkmaması normal, sonuçta kişiliği buna uygun." değil diyebilir. Ancak bu tip kişiliğe sahip olup yine de çok fazla ön plana çıkan bir sürü anime başkişisi var. Ha ama eğer bu olay sadece animede böyleyse ve mangasında daha fazla sahnesi varsa orasını bilemem ben sadece animesini izledim ve animede Abdül ve Iggy dışındaki ana karakterlere oranla çok fazla arka planda kalmış.

Joseph Joestar – OMG!

Image

 Joseph hala bildiğimiz aynı karakter, şakacı, biraz çocuksu ve komik ama bunların yanı sıra yılların getirdiği ağırbaşlılık ve olgunluğa da sahip. Yaşlı Joseph mi yoksa Genç Joseph mi daha iyiydi diye sorarsanız benim buna verebilecek net bir cevabım yok, bence ikisinin de ayrı ayrı güzel yönleri var.

 Joseph ile ilgili tek şikayetim Dalga kullanıp kolayca kurtulabileceği noktalarda sanki hiç Dalga bilmiyormuş gibi davranması. Bunun sebebi ise Araki'nin Dalga'yı seriden tamamen çıkartıp yerine Standleri getirmek istemesi. Tamam bunun nedenini anlayabiliyorum, daha orijinal bir konsept getirmek ve Dalga'yı toptan kaldırmak istemiş ama bunu direkt bu partta yapmasına gerek yoktu. Bu partta biraz az ama yeterli şekilde yer verir ve Part 4'te tamamen kaldırırdı. Part 4'te tamamen kaldırma kısmını başarılı bir şekilde yapmış ama bu partta kesinlikle yeterli düzeyde Dalga sahnesi yoktu.

Muhammed Abdül – "Mr. Joestar!"

Image

 Abdül, Joseph'in hikayenin başlangıcından birkaç sene önce tanıştığı Mısırlı bir falcı. Iggy'den sonra en az ekran zamanına sahip ana karakter. Oldukça ciddi, gururlu ve arkadaşlarına değer veren birisi... Ve bu kadar, Abdül hakkında söylenecek daha fazla bir şey yok, geçelim.

Noriaki Kakyoin – MILF Hunter

Image

 Kakyoin, Mısır'da Dio ile karşılaşıp onun tarafından ele geçirilen bir genç. Dio tarafından Jotaro'yu öldürmesi emrediliyor, ancak bunu yapmaya çalışırken Jotaro tarafından alt ediliyor ve yine Jotaro tarafından üstündeki Dio'nun büyüsü kaldırılıyor. Holly'nin hayatının tehlikede olduğunu öğrenince Jotaro'ya olan borcunu ödemek için onlarla beraber Dio'yu alt etmek için Mısır'a gitmeye karar veriyor.

 Kakyoin için Jonathan ile Caesar'ın karışımı desek yanlış olmaz. Oldukça centilmen bir beyefendi olmasının yanı sıra savaşta da bir strateji dehası, tabi bir strateji dehası olmasında Stand'inin özelliklerinin de etkisi büyük. Ayrıca kendisi benim Crusaders ekibi içindeki en sevdiğim karakter.

Jean Pierre Polnareff – Real Protagonist

Image

 Hatırlarsanız JoJo Part 1 incelemesinde şöyle bir söz söylemiştim: "JoJo’nun varlığından ilk olarak 2012 veya 13’ün yazında haberim olmuştu. Ama o zamanlar anime izlemediğim, hatta anime ne demek onu bile bilmediğim için dikkatimi bile çekmemişti. " İşte JoJo'nun varlığından haberim olmasının sebebi Polnareff. Küçükken yazlıkta Arcade Salonu tarzı bir yerimiz vardı ve ben orada hep aynı oyunu, King of Fighters '97'yi oynardım. Bu oyunda ise Benimaru en sevdiğim karakterlerden birisiydi. Bir gün onun wiki sayfasını okurken, tasarımının JoJo's Bizarre Adventure mangasındaki Jean Pierre Polnareff isimli bir karakterden esinlenildiğini öğrendim ve bu kadar. O zamanlar daha manga ve anime ne demek onu bile bilmediğimden detaylıca araştırmadım, bu detay da beynimin derinliklerine gömülüp kayboldu; ta ki Part 3'ün ikinci yarısına kadar. Animenin yarısını bitirimişim, geriye yirmi bölüm filan kalmış ve bir anda aklıma şu geldi, "Lan bu Polnareff'in saçı Benimaru'nun saçına ne kadar da çok benziyor." bu aklımda birkaç bölüm dolandı durdu ve sonra dayanamayıp Benimaru'nun wiki sayfasını açtım ve bu sayfayı okuduğum ilk gün aklıma geldi.

Image(Benimaru Nikaido – King of Fighters '94)

 Ekibimiz Polnareff ile yolculuklarına başlamalarından kısa bir süre sonra Hong Kong'ta karşılaşıyor. Tıpkı o da Kakyoin gibi Dio'nun büyüsünün etkisi altında, oldukça zorlu olsa da kısa sürede onu da Dio'nun büyüsünün altından çıkarıyorlar ve Polnareff iki sağ eli olan bir Stand kullanıcısından intikam almak istediğini söyleyip ekibe katılıyor.

 Aslında animenin geneline şöyle bir baktığımızda bu animenin asıl başkişisinin Polnareff olduğunu görüyoruz. Bunun birkaç sebebi var, öncelikle Polnareff'in ekran zamanı Joseph hariç diğer tüm karakterlerden daha fazla, Joseph ile de hemen hemen eşit ve en büyük karakter gelişimine sahip karakter de Polnareff (Jotaro'nun bir karakter gelişimi yok, nasıl başladıysa öyle bitiriyor). Bunların sonucu olarak da animenin sonlarına doğru, özellikle de Vanilla Ice bölümlerinde, "Bir saniye bu animenin başkişisi Jotaro mu yoksa Polnareff mi?" diye kendi kendime defalarca sormak zorunda kaldım.

Iggy – Who's A Good Boy?

Image

 Iggy, ekibimize animenin ikinci yarısının başlangıcında, Mısır'da katılıyor. Kendisi, güçlü sayılabilecek bir Stand'e sahip bir köpek. Polnareff ile sürekli birbirlerini kızdırıp duruyorlar. Oldukça inatçı olup, genelde başına buyruk davranıyor. Dio ile bir bağı ise yok, Speedwagon Vakfı tarafından New York'ta yakalanıp, bir üste belli bir süre geçirdikten sonra ekibimizin yanına getiriliyor, bu yüzden de TEK BAŞINA savaştığı bölüm sayısı sadece iki.

 Kötü adamlardan bahsetmeye değer sadece bir kişi var o da Hol Horse. Bu abimizi ben çok beğendim, kendisi Dio'nun adamı olarak karşımıza çıksa da oldukça sempatik bir kötü adam. Ancak o da diğer kötü adamlar gibi çok az bölümde gözüktüğünden anlatırken pek detaya giremiyorum.

GÖRSELLİK

 Şimdi işler burada biraz karışık, bu her ne kadar Part 3 olsa da kağıt üstünde ikinci ve üçüncü sezonları içeriyor, ancak David Production her ne kadar Part 3'ü iki sezon halinde çıkarmış olsa da bu iki sezonu tek bir sezon halinde sayıyor ve biz de şunu söyleyebiliyoruz: "JoJo'nun anime uyarlamasında, her sezonda çizim tarzı değişiyor."

 Part 3'ün çizim tarzı ilk sezona kıyasla biraz daha keskin diyebiliriz. İlk sezonda karakterlerin yüzleri ve detayları görece daha yumuşak hatlara sahipti, ancak Part 3'te daha keskin çizimler kullanılmış. Kimisine göre bu çizim tarzı ilkine göre daha iyidir, kimisine göre ise değildir orasını bilemem ama bence her sezonda çizim tarzının değişmesi hem hemen hemen apayrı hikayelere sahip partların kendilerine ait bir tarza sahip olmasını sağlıyor, hem de getirdiği hava değişikliği insanın bu uzun mu uzun seriden sıkılmasını engelliyor.

Image

 Part 3'te görsellikle alakalı gözüme takılan şeylerden birisi, palto giyen karakterlerin sanki birer oyuncaklarmışcasına takma kollara sahipmiş gibi durması oldu. Bu başlarda beni rahatsız etse de daha animenin çeyreğine bile gelmeden çabucak alıştım bu olaya.

Image

 Gelelim görsellikle ilgili asıl soruya, seriye bu part ile birlikte gelen Standlerin çizimleri nasıl? Kötü olanları da var, muhteşem olanları da. Şahsi olarak ben Part 3'teki Stand çizimlerini Part 4'tekilerden daha çok beğendim. Bu Part 3'ün genel çizim tarzını daha çok beğendiğimden mi yoksa gerçekten Part 4'tekilerin tasarımı gözüme hoş gelmediğinden mi bilmiyorum. 

 Burada yanlış anlayacaklar için hemen bir ekleme yapalım, Part 4'ün Stand tasarımları kötü demiyorum, hatta Killer Queen'in tasarımına aşık oldum resmen, ancak Part 3'teki Standlerin tasarımı çok daha fazla hoşuma gitti. Part 4'teki Standlerin tasarımlarından daha detaylı bir biçimde onun incelemesinde de bahsedeceğim.

Image

 Görsellik kısmında hoşuma gitmeyen şey ise, uygulanan gereksiz sansürler oldu. Bu sansürler geçen sezonda da vardı ama savaşlarda genelde Dalga kullanılıyordu ve Dalga kullanılarak açılan yaraların kaynaması sonucu kesik vücut parçalarının içlerinin sadece kaynayan bir kan tabakası olarak görünmesinden dolayı çok az sahnede bulunduklarından ötürü gözüme çok da batmamıştı. Ancak bu sezonda çok fazla göze batıyorlar. Tamam bu bir televizyon animesi, belli başlı sansürler koymak zorundalar ama bu kadarda abartmaya gerek yok. Bu anime Japonya saatiyle gece on iki buçukta yayınlanıyordu ve +17 yaş kısıtlamasına sahipti, bence böyle bir anime için bu kadar sansür anlamsız. Mesela bak Akame ga Kill!'e, JoJo ile hemen hemen eşit kesik parçalar ve kanlı görsellere sahip olsa da bir tane bile sansür yoktu. Gerçi belki de ben Akame ga Kill!'in BD versiyonunu izlemişimdir orasını bilemem ama her türlü bu sansür çok fazla. Adamlar bu kadar geç saatte yayınlanan ve +17 yaş sınırına sahip bir animeye sigara sansürü bile koymuşlar ve bu sansür sadece sigarayı değil sigara içen karakterin tüm ağzını kapladığından dolayı seyir zevkini çok düşürüyor.

Image

 Bunlar dışında ise renk değişimleri gibi klasik ve güzel detaylar hala mevcut.

 Animasyonlardan önceki partlarda bahsetmemiştim burada da bahsetmeyeceğim çünkü ne aşırı iyiler ne de aşırı kötüler. Bir aksiyon animesinin sahip olması gerektiği gibi iyiler.

MÜZİKLER ve SESLENDİRME

 Bu partın ilk açılış klibi olan Stand Proud muhteşem bir şey, tamamen muhteşem. En sevdiğim açılış klipleri tarzı bir liste yapsam çok rahat ilk beşe girer (Bu tarzda bir listeyi bir ara yapmayı düşünüyorum). Sözler ile klibin uyumuna değinmeye zaten gerek yok, David Production bu konuda hata yapmıyor çünkü her açılış klibinin şarkısı o klibe özel olarak seslendiriliyor. Klipte kullanılan CGI yine harika. Sakin müzikleri seven birisi olarak ben bile müziğin bu hızlı ritmine aşık oldum.

 İkinci açılış klibi ilkine göre oldukça sönük kalıyor, her ne kadar ikinci yarısı çok güzel olsa da ilk yarısındaki şarkı ve tempo, çölde ana karakterleri gösterdikleri kısımlar hariç, hiç hoşuma gitmedi. Ancak söz ve klip uyumu hala muhteşem ve CGI'da tıpkı kendinden önceki üç açılış klibinde de olduğu gibi çok iyi.

 Her iki açılış klibi de yine harika detaylara sahip, bu detayları daha detaylı görmek için şu videoyu detaylıca izleyebilirsiniz:

(Bu video ağır spoilerlar içermektedir)

 Part 3'ün ikinci sezonundaki kapanış klibini hiç hatırlamıyorum ve eğer aklımda kalmadıysa bahsetmeme değecek bir kapanış klibi olduğunu da düşünmüyorum. Ancak ilk kapanış klibi olan "Walk Like an Edgyptian" çok güzel. Bu şarkı aslen The Bangles adındaki bir gruba ait 1986 yılında çıkış yapmış. Konu hakkında tam bir bilgim yok ama büyük ihtimalle bu şarkının kapanış klibinde kullanılmasını isteyen kişi manganın yazarı Hirohiko Araki olabilir. Çünkü Araki batı müziğinin çok büyük bir hayranı. Zaten ilerleyen kısımlarda Stand isimlerinin çoğu direkt olarak 70ler ile 80lerin batılı müzik grupları ve şarkılarının isimleri. (Bkz: Vanilla Ice, Red Hot Chilli Pepper, Killer Queen vs.)

 Part 2 incelemesinde Pillar Men tema müziğinin serideki en iyi ikinci soundtrack olduğunu söylemiştim, işte en iyi soundtrack ise Kakyoin tema müziği olan Noble Pope. Bu soundtrack MÜKEMMEL. Yatağıma uzanıp kulaklıklarımı taktıktan sonra telefondan bu müziği saatlerce dinleyebilirmişim gibi geliyor. 

 Bunun yanı sıra Part 3'teki diğer soundtrackler de harika, kendinden önceki Partlar ile kıyaslandığında muazzam seviyede ve iyi yönde bir gelişme var.

 Seslendirmelere gelirsek, bu partta seri biraz daha Shounen'e kaydığından mı bilmiyorum ama bazı yerlerde sanki izleyici aptalmış gibi arka planda duran karakterlerden birisi sanki kendisi de aptalın tekiymiş gibi olanlara çok şaşırıp bağırarak bu olayın nasıl olduğunu açıklamaya çalışıyor. Hayır, sakin bir şekilde, "Hmm, demek Jotaro'nun bunu yaparken planladığı şey şuydu" demek çok mu zor neden, "KJADSJKADSKJADSKJA JOTARO SEN BUNU (burada yaptığı şeyi sanki biz az önce izlememişiz gibi 2 yıl tekrar anlatıyor) NİYE YAPTIN RAKİBİNE ÇOK BÜYÜK AVANTAJ VERDİN OMG!.. *Jotaro rakibi yok eder* HAAA ANLADIM DEMEK AZ ÖNCEKİNİ BUNUN İÇİN (Jotaro'nun az önce yaptığı şeyi yine biz az önce izlememişiz gibi 2 yıl tekrar anlatır) YAPMIŞTIN" ve karakter bunları söylerken bağırdığından dolayı oldukça kulak tırmalayıcı bir ses ortaya çıkıyor ama bunun dışındaki seslendirmeler çok başarılı, yani en azından ana karakterlerin seslendirmeleri çok başarılı, yan karakterlerin ve Dio haricindeki kötü adamların hiçbirinin sesini hatırlamıyorum. Dio'nun sesi ise hala aynı harika ses.

İŞLENİŞ

 Part 3'ün türleri önceki partlarla hemen hemen aynı, sadece vampir türü gitmiş yerine dram türü eklenmiş: Aksiyon, Doğaüstü, Dram, Macera, Shounen.

 Dram neden bir ana tür olarak sayılıyor hiçbir fikrim yok, bence bu partta dramdan daha çok komedi ön plandaydı. Son bölümleri saymazsak dram neredeyse sadece Polnareff üstünden üstün körü işleniyor. Ancak komedi önceki partlara nazaran çok daha fazla.

Image

 Önceki partlarda aksiyon tamamen Dalga ve vampirler üstüne kuruluydu, ancak bu partın aksiyon temelleri Standler üstüne kurulu ve bu temellerin üstüne oldukça güzel şeyler inşa edildiğini rahatlıkla söyleyebilirim, her ne kadar bazı bölümlerde berbat olsa da.

 Ekibimizin her bölüm başka bir kötü adam ile dövüştüğünü söylemiştim. Genelde bu kötü adamlar ile ekibimizdekilerden sadece birisi dövüşüyor ve diğer bölüm bu dövüşen kişi bir başkası oluyor. Örnek vermek gerekirse, isimlere takılmayın, bir bölümdeki kötü adam ile dövüşen kişi Kakyoin, ondan sonraki bölümde ise karşımıza çıkan yeni düşman ile dövüşen kişi Polnareff oluyor. Bazen iki veya daha fazla ana karakterin birlikte bir düşmana karşı dövüştüğü bölümler de olabiliyor.

 Genel olarak aksiyon güzel.

Image

  Bu partta doğaüstü teması tamamen Standler üstüne kurulu. Bu Standler başta tarot kartlarıyla simgeleniyor, tarot kartları bittiğinde ise Mısır tanrılarıyla onlar da bittiğinde 70ler ve 80lerin batı müziği referansları başlıyor.

  Ülkemizdeki izleyicilerin çoğu kişi Dalga'dan Stand'e geçilmesini pek hoş karşılamasa da değişim her zaman gereklidir. İkinci partın sonunda kendime şöyle bir şey demiştim, "Tamam bu part muhteşemdi ama daha önümüzde bir sürü part daha var ve Dalga'yı daha ne kadar sürdürebilirler ki? Bence Dalga ömrünü tamamladı." Bunun üstüne Part 3'te Standleri görünce oldukça mutlu olmuştum. Zaten JoJo serisi Part 3 ile beraber yüksek bir popülarite kazandı ve bunun en büyük sebebi de seriye özgü olan Standler. Bu popülariteden sonra da bir çok oyun, anime ve manga bu Stand konseptini alıp biraz değiştirerek kendi yapımlarında kullandı. Çoğu yapımda farklı şekillerde karşımıza çıksa da hepsi karakterin yanında duran ruhsal varlıklara sahipti (bkz: Shin Megami Tensi/Persona). Bazıları başarılı, bazıları başarısız oldu, ancak kesin olan şey Araki'nin sektöre büyük bir imza bıraktığı. 

Image

 Bu parttaki macera konsepti yolculuk üstüne kurulu. Ekibimizin Japonya'dan Mısır'a olan yolculukları ve bu sırada karşılaştıkları şeyler animedeki maceranın tümünü oluşturuyor. Şöyle geriye dönüp baktığımda bu yolculuk hiç de fena olmasa da zayıf senaryo yüzünden akılda pek de güzel kalmıyor. Bir sonraki bölümde ne olacağı genelde çok belli oluyor. Her ne kadar her bölümde, "Acaba sıradaki bölümde gözükecek Stand'in gücü ne olacak?" diye düşünsem de bu olay sadece bu kadarla sınırlıydı; Part 2'deki, "Acaba sıradaki bölümde neler olacak?" düşüncesinin heyecanı maalesef Part 3'te yok.

Image

 Pozlar bu partta da var ama Part 2 kadar fazla değiller.

 Son değinmek istediğim şey ise Yaşlı Joseph. Bu karakter bir bölümde öyle bir akıl oyunu yapıp artık klasikleşmiş, "Sıradaki cümlen ... olacak." sözlerini söylüyor ki insan neden bu sadece bir bölümde var, keşke daha fazla olsaydı demeden edemiyor. Araki çok acımasız birisi.

Not: Eğer shounen komedisi sevmiyorsanız Part 3'ün ikinci yarısındaki Oingo Boingo kardeşler bölümlerini atlamanızı öneririm. Hiçbir olayları yok. Aslında animedeki bölümlerin 1/3'ünü atlamanızı önerirdim ancak o kötü bölümleri izlemezseniz iyi bölümlerin değerini anlayamayabilirsiniz.

Image

ARTILAR:

+ Ana karakter kadrosu muhteşem

+ Görsellik ve Animasyonlar çok iyi

+ Soundtrackler efsane

+ İlk açılış klibi başyapıt seviyesinde

+ Standler sektörü değiştirecek seviyede bir eklenti

EKSİLER:

- Senaryo çok zayıf

- Çok fazla senaryo açığı var

- Kötü adamların işlenişi yetersiz

- Gereksiz sansürler seyir zevkini azaltıyor

- Dram işlenişi, etiketlerinde dram olan bir anime için, yetersiz

PUANLAMA

 Genel Puanın değerlendirmesini artık, daha detaylı olması için 100 üzerinden yapmaya karar verdim ama hala MyAnimeList ölçeğini temel olarak kullanıyorum. Yeni ölçeği görmek için tıklayınız.

Görsellik: 8

Müzikler ve Seslendirme: 8

Senaryo: 3

Karakterler: 9

İşleniş: 8

 JoJo'nun Tuhaf Macerası Bölüm 3: Yıldız Tozu Akıncıları kendinden önceki partlara kıyasla biraz zayıf kalsa da kesinlikle iyi bir animeydi. İkonik ana karakterleri, seriye ve sektöre yeni bir soluk getiren Stand konseptiyle Stardust Crusaders, adını anime tarihine ve benim listeme altın olmasa da gümüş harfler ile yazdırdı.

GENEL PUAN:

Image

http://www.turkanime.tv/anime/jojo-no-kimyou-na-bouken-stardust-crusaders

KAPAK FOTOĞRAFI

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları