Düşük veya yüksek beklentiler ile girdiğim, fakat fazlasını bulduğum 11 anime...

>ÖNEMLİ NOT<

 "Beni Hayal Kırıklığına Uğratan 11 Anime" listesinde bazı kişilerin, bu tip öznel listelerde animelere verdiğim puanları da yazmamı istediğini gördüm. Bunu ilerleyen listelerde kullanmayı düşünüyorum, ancak bu liste zaten bir hafta geciktiğinden, incelemede hazırladığım puan görsellerini 11 anime için hazırlamak çok zamanımı alacağından bu listede kullanmamaya karar verdim ve dümdüz puanı yazmak da beni görsel olarak tatmin etmedi. O yüzden bu seferlik, verdiğim puanları görmek için şu listeyi kullanabilirsiniz:  https://anilist.co/user/MehmetY/animelist

 Peki neden bu liste bir hafta gecikti? Herhangi elle tutulur bir bahanem yok. Sadece içimden yazmak gelmedi, kendimi biraz zorlayarak yazmaya çalıştım ama sonunda ortaya çıkan yazı beni hiç tatmin etmedi. Bunun üzerine birkaç gün kafa dinleyip listeyi yavaş yavaş hazırlamaya karar verdim ve en sonunda da bir hafta gecikmiş oldu.

Boku wa Tomodachi ga Sukunai

Image

Stüdyo: AIC Build

Yayın Yılı: 2011-13

Türler: Ecchi, Harem, Komedi, Romantizm, Okul, Slice of Life

Bölüm Sayısı: 24

Kaynak: Hafif Roman

 Ecchi-harem türünden nefret eden birisiyimdir. Çünkü bu iki tür bir araya gelince işin içine kesinlikle fanservice girer ve tüm animeyi mahveder. Haganai'in de o mahvolan animelerden birisi olacağını düşünüyordum. Tamamen fapservice üstüne kurulu, adam akıllı bir olay örgüsü ve amacı olmayan, kötü bir anime izleyeceğimi sanmıştım. Bu tahminim de hem haklı hem de haksız çıktım.

 Öncelikle bu anime fapservice üstüne kurulu bir anime değildi. Evet, bazı kısımlarda bulunuyordu ama animenin geneline baktığımızda diğer ecchi-harem türündeki animelere kıyasla aşırı az fapservice vardı. Ayrıca, aşırı özenli yazılmış olmasa da bir olay örgüsüne ve amaca sahipti. Bunlar Haganai'ın beklentilerimi aşmasına yetse de, kesinlikle 88 gibi aşırı yüksek bir puan vermeme yetmeyecek etkenlerdi. Peki bu anime nasıl oluyor da şu an en sevdiğim animeler arasında yirminci sırada bulunuyor? İnanın bunun cevabını ben de bilmiyorum. Haganai'ı neden bu kadar sevdiğime dair en ufak bir fikrim yok. Boku wa Tomodachi ga Sukunai, "Sen bu animeyi neden bu kadar çok seviyorsun?" diye sorulduğunda doğru düzgün bir cevap veremediğim tek anime.

http://www.turkanime.tv/anime/boku-wa-tomodachi-ga-sukunai

http://www.turkanime.tv/anime/boku-wa-tomodachi-ga-sukunai-next

Saikin, Imouto no Yousu ga Chotto Okashiinda ga.

Image

Stüdyo: Project No.9

Yayın Yılı: 2014

Türler: Doğaüstü, Ecchi, Komedi, Romance, Shounen

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Manga

 Fanservice'ten nefret eden birisiyim ve Saikin, Imouto'nun tamamen fanservice üstüne kurulu, kötü yazılmış karakterler ve senaryoya sahip saçma bir anime olduğunu öğrendiğimde, izlemeye pek yanaşmamış ama yine de MAL'da "Plan to Watch" kısmına koyup, belki bir ara göz atarım dedikten sonra varlığını unutmuştum. Sonra aradan biraz zaman geçti ve ben Plan to Watch'taki animelerin hepsini bitirdim ve geriye bir tek Saikin, Imouto kaldı. Bu animeyi izlemeyi hiç ama hiç istemiyordum, fakat aynı zamanda da izleyecek başka bir anime aramaya üşeniyordum. "Zaten kısa bir anime, izlesem ne kaybederim ki." dedim ve izlemeye başladım.

 Anime tıpkı dedikleri gibiydi; sadece fanservice üstüne kuruluydu, karakterleri hiç sevilesi değildi, senaryosu ortalamanın altındaydı. Ancak animenin mükemmel yaptığı bir şey vardı ve o şey tek başına, bu animenin beklentilerimin çok üstüne çıkmasına yetti: Komedi.

 Bu animenin sahip olduğu komedi o kadar saçmaydı ki, komik olmayan sahneler komik duruma geliyor; zaten komik olan sahnelerin komedisi ise ikiye, üçe katlanıyordu. Animenin her bölümünde kahkahalar ata ata güldüm. Bu ilk defa oluyordu, ilk defa bir animenin her bölümünde kahkahalar ata ata gülüyordum. Saikin, Imouto, içerdiği saçmalığı sayesinde beklentilerimi fazlasıyla aşmayı başarmıştı.

http://www.turkanime.tv/anime/saikin-imouto-no-yousu-ga-chotto-okashiinda-ga

Shokugeki no Souma

Image

Stüdyo: J.C.Staff

Yayın Yılı: 2015

Türler: Ecchi, Okul, Shounen

Bölüm Sayısı: 24

Kaynak: Manga

 Shokugeki no Souma serisine başlamamın tek amacı, hazırlayacağım "2018 Yılının En Sevdiğim 11 Animesi" listesi için olabildiğince fazla 2018 animesi izlemek istememdi ve bu animeden beklentim çok düşük seviyeydi, çünkü benim sevmediğim klişe shounen konseptinin, üstüne yemek kostümü giydirilmiş hali gibi duruyordu. Nitekim öyleydi de, senaryosu çok tahmin edilebilirdi, karakter kadrosu birkaç karakter dışında çok sıradan ve alışılageldikti, yemek savaşları bir yerden sonra kendini çok fazla tekrar ediyordu. Ancak, yine de tüm bu eksi yanlara rağmen hiç beklemediğim bir şey oldu. Bu serinin ilk sezonunu izlerken aşırı eğlendim. O kadar çok eğlendim ki, çok nadir yaptığım bir şeyi yapıp 24 bölümlük bir animeyi neredeyse tek günde izledim ve dibine kadar zevk aldım.

http://www.turkanime.tv/anime/shokugeki-no-souma

Madan no Ou to Vanadis

Image

Stüdyo: Satelight

Yayın Yılı: 2014

Türler: Ecchi, Fantezi, Harem, Macera, Romantizm

Bölüm Sayısı: 13

Kaynak: Hafif Roman

 Madan no Ou to Vanadis Anime İncelemesi'nde de bahsettiğim üzere fantastik orta çağ temasını oldukça seven birisiyim ve arkadaşlarımdan birisi bana bu animeyi önerdiğinde ve bunun fantastik orta çağ temasına sahip bir anime olduğunu söylediğinde ilk başta baya heyecanlanmıştım. Ancak türlerinde Ecchi-haremi görmem ile bu heyecanın sönmesi bir oldu. Aklımdan direkt şunlar geçmişti, "Kesin harika bir animeyi ecchi ile batırmışlardır." Ve aklımdan geçenler doğru çıktı ama tek bir farkla. Bu anime harikanın da ötesinde bir potansiyele sahipti, çok iyi bir fantastik orta çağ animesi beklerken muhteşem bir fantastik orta çağ animesiyle karşılaşmıştım. Tigre'nin macerası beni alıp götürmüştü. Savaş sahnelerinin animelerde ilk defa gördüğüm kendine has anlatımı beni büyülümeyi başarmıştı. Ecchi her ne kadar animeyi aşağı çekse de, Madan no Ou to Vanadis beklentilerimi çok fazla aşmıştı. Keşke ecchi-harem içermeseydi...

http://www.turkanime.tv/anime/madan-no-ou-to-vanadis

Katanagatari

Image

Stüdyo: White Fox

Yayın Yılı: 2010

Türler: Aksiyon, Dövüş Sanatları, Macera, Romantizm, Tarihi

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Hafif Roman

 Katanagatari, benim pek fazla sevmediğim bir seri olan Monogatari Serisi'nin orijinal yaratıcısı tarafından oluşturulmuş kısa bir seri. İçinde aksiyon, macera, dram, romantizm gibi bir çok türü barındırıyor. 

 Katanagatari'ye başlamadan önce animenin sonuyla alakalı çok büyük bir spoiler yemiştim, ancak yine de animeden beklentilerim büyüktü, Monogatari Serisi'nde olduğu gibi harika bir hikayeyi saçma sapan fapserviceler ile mahvetmeyeceklerini ummuştum ve bu yüksek beklentilerin çok daha fazlasını buldum. Öncelikle ben bu animenin macera ve aksiyon türlerine diğer türlerden biraz daha fazla odaklanacağını düşünmüştüm, ancak anime tamamen maceraya odaklanıyordu ve ben de buna bayılmıştım. Çünkü animedeki macera konsepti çok iyi işlenmişti. 

 Beklentilerimi aşan bir başka nokta ise iki ana karakter arasındaki kimyaydı. İlk başta bu iki ana karakterin bir noktaya kadar güzel bir kimya yakalayacağını biliyordum; ancak o kimyanın, animede ulaştığı noktaya kadar gelişebileceği aklımın ucundan bile geçmemişti. Çünkü gelişime uygun bir kimya gibi durmuyordu. Ayrıca, anime 11 bölüm boyunca kurmak için aşırı özen gösterdiği bu kimyayı, final bölümünde harika bir şekilde kullanıyordu ve bu da beklentilerimi aşan başka bir yöndü.

 Katanagatari her ne kadar aksiyon konusunda beklentilerimin altında kalsa da, genel olarak beni şaşırtmayı ve en sevdiğim animelerden biri olmayı başarmıştı; şuraya tıklayarak hakkında yazmış olduğum incelemeye gidebilirsiniz. Ama bir uyarı yapayım, o inceleme şu ana kadar yapmış olduğum incelemeler içinde, yaptığıma pişman olduğum tek inceleme. Çünkü, animeyi izlememin üstünden yaklaşık 3-4 ay geçmişti ve ben de daha yeni inceleme yazmaya başlamamın vermiş olduğu saflıkla pek umursamadan üstünkörü bir inceleme yazmıştım. Yakın zamanda animeyi tekrar izleyip, hak ettiği kalitede bir inceleme yazmayı planlıyorum.

http://www.turkanime.tv/anime/katanagatari

Soredemo Sekai wa Utsukushii

Image

Stüdyo: Studio Pierrot

Yayın Yılı: 2014

Türler: Fantezi, Macera, Romantizm, Shoujo

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Manga

 Shoujo-romantizm türündeki yapımların büyük çoğunluğunu sevmeyen birisiyim. Bunun en büyük nedeni, romantizmin işlenişi sırasında yaşanan olayların gerçek dışı ve abartılı olması. Ancak, bu tip abartılı olaylara sahip olmalarına rağmen; Ore Monogatari!! ve Lovely★Complex gibi sevdiğim birkaç shoujo-romantizm animesi bulunuyordu ama hiçbir zaman, ayıla bayıla izlediğim ve çok iyi olduğunu düşündüğüm bir shoujo-romantizm animesi ile karşılaşmamıştım. İşte tam da bu deneyime sahip birisi iken izlemiştim Soredemo Sekai wa Utsukushii'yi, kısaca animeden çok az beklentim vardı.

 Öncelikle animenin beni en çok etkileyen noktalarından birisi müzikleriydi, soundtracklerin oldukça güzel olmasının yanı sıra ana karakter Nike'nin söylediği şarkılar da muhteşemdi. Yaşanan olayların bazıları abartılıydı belki ama bu abartılı olaylar fantastik bir dünyanın içinde geçtiğinden dolayı hiç sırıtmıyor, aksine oldukça doğru hissettiriyordu.

 Beklentilerimi aşan noktalardan birisi de aşk rakibi konseptiydi. Ben aşk rakibi konseptinden nefret eden birisiyim, çünkü bu konseptin bulunduğu animelerin hemen hemen hepsinde işleniş mantığı aynıdır: İki ana karakterden birisine aşık olan bir karakter koy, bu karakter o ana karakteri tavlamaya çalışsın, diğer ana karakter de bu olaya sinir olup kız/oğlan için bu rakip ile yarışmaya başlasın. Bu konseptin neden 2018 yılında bile popüler olduğunu anlamış değilim. Çünkü bu konseptte verilen sadece tek bir mesaj var, "Karşımdaki kim/ne olursa olsun ben senden başkasına bakmam." Ancak bu mesajı vermenin başka yolları da mevcut, biraz çaba ile çok yaratıcı konseptler çıkabilir. Ayrıca hemen hemen her animede bu konsept aşırı berbat işleniyor. Fakat Soredemo Sekai wa Utsukushii'de güzel işlenmiş. Peki o kadar animenin yapamadığını Soredemo Sekai wa Utsukushii nasıl yapmış? Cevap çok basit, bu aşk rakibi konseptini aşırı kısa tutmuşlar. Zaten herkes en sonunda o rakibin kazanamayacağını bildiğinden, yazar bu olayı uzatma derdine hiç girmemiş ve aşırı doğru bir karar almış. 

 Az önce, "bu mesajı vermenin başka yolları da mevcut" demiştim ya, işte Soredemo Sekai wa Utsukushii o yollardan birisini son bölümlerinde kullanıyor. Her ne kadar aşırı nadir kullanılan bir yöntem olmasa da aşk rakibi konseptinden kat kat daha iyi olduğu kesin. 

 Toparlamak gerekirse, Soredemo Sekai wa Utsukushii gerek karakterleri, gerek senaryosu, gerek içinde bulunduğu dünyayı güzel kullanması, gerek de müzikleriyle beklentilerimi fazlasıyla aşan bir anime oldu.

http://www.turkanime.tv/anime/soredemo-sekai-wa-utsukushii

Btooom!

Image

Stüdyo: Madhouse 

Yayın Yılı: 2012

Türler: Aksiyon, Bilim Kurgu, Psikolojik, Seinen

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Manga

 Benim Battle Royale sevdam Açlık Oyunları ile başlamıştı. Her ne kadar filmi, karakterleri ve senaryosundan dolayı fazla beğenmesem de, içerdiği Battle Royale temasına resmen aşık olmuştum. Ondan sonra da Battle Royale temasına sahip bir sürü içerik tüketmeye başladım. İçeriği tüketiyor, Battle Royale temasından zevk alıyordum fakat bu içeriklerin hiçbiri tam olarak aradığım şey değildi. Her ne kadar Battle Royale türünü sevsem de, bu türü barındıran yapımların çoğu ortalamada veya ortalamanın kalıyordu. Sonra o animeyi izledim: Fate/Zero. Açık konuşmak gerekirse Fate/Zero'yu izleme nedenim Battle Royale türüne ait olması değildi, hatta izlemeden önce bir Battle Royale animesi olduğunu bile bilmiyordum. Sadece animeye başlamamı sağlayan kişinin en sevdiği animelerden birisi olduğundan, "Bu anime güzel duruyor." kafasıyla izlemeye başlamıştım. Fate/Zero'yu bitirdiğim an en sevdiğim 10 animeden birisi oldu ve üzerinden 3.5 yıl geçmesine rağmen hala daha o konumda bulunuyor. Ancak, Fate/Zero'dan sonra doğru düzgün bir Battle Royale animesi veya filmi bulamadım. Aradan 1.5 yıl geçti ve Btooom! ile karşılaştım. Alışılmışın dışında bir teması vardı. Bu Battle Royale animesinde, süper güçler veya tabancalar, tüfekler yoktu. Bir adaya bırakılmış karakterlerin sahip olduğu tek şey yanlarında bulunan birkaç bombadan ibaretti. İlk başta bu konsept oldukça ilginç gelse de, "Eminim böyle bir konsepti bile batırmışlar ve ortalama bir anime yapmışlardır." diye düşünmüştüm.

 Btooom!'un beklentilerimi aşan ilk noktası 3 türü olan aksiyon, bilim kurgu ve psikoloji arasında muhteşem bir denge yakalamış olmasıydı ve bunu, türleri aynı anda kullanarak yapıyordu. Örnek vermek gerekirse, zaten bilim kurgu ile desteklediği aksiyonun içine psikoloji ögeleri de ekleyerek sahnenin izleyici üstündeki etkisini iki-üç katına çıkarıyordu. Bunun gibi harika bir tür işlenişi örneğiyle beraber, karakterlerin arka planlarının bize oldukça iyi anlatılması da cabasıydı. Olay örgüsü ve senaryo, anime yarım bittiğinden ötürü yeteri kadar tatmin edici olmasa da yine de fena değildi. Eğer bir manga sever, özellikle de seinen fanıysanız Btooom!'u izlemenizi ve ardından mangasını okumanızı öneriyorum.

http://www.turkanime.tv/anime/btooom

Gokukoku no Brynhildr

Image

Stüdyo: Arms

Yayın Yılı: 2014

Türler: Bilim Kurgu, Dram, Gizem, Seinen

Bölüm Sayısı: 13

Kaynak: Manga

 Bu animeden hiç bir beklentim yoktu. Hani bazı animelere dair içinizde, "Bu anime çok berbat/iyi olacak gibi duruyor." diye bir his olur ya, işte benim de bu animeye dair içimde çok kötü hisler vardı. Elindeki harika hikayeyi çok kötü bir senaryo anlatımıyla işleyen berbat bir anime olacağını düşünmüştüm. Ancak hiç de beklediğim gibi olmadı. Anime, karakterlerini ve senaryosunu aşırı iyi olmasa da güzel ve doğru bir biçimde işlemeyi başarıyordu. Her ne kadar arka planda dönen olayları son bölümlere kadar açıklamamaları benim gözümde büyük bir hata olsa da, yine de izlerken çok zevk almıştım. Ayrıca, son bölümlerde yaptıkları bir plot twist ile senaryoda klişe gibi duran bir olayı çok güzel bir biçimde özgün bir hale getirmişlerdi.

 Animenin finali her ne kadar fazla tatmin edici olmasa da, Gokukoku no Brynhildr beklentilerimi çok fazla aşan bir anime oldu.

Not: Manga okuyan birisiyseniz animesine hiç bulaşmadan direkt mangasını okumanızı tavsiye ederim.

http://www.turkanime.tv/anime/gokukoku-no-brynhildr

Chihayafuru

Image

Stüdyo: Madhouse

Yayın Yılı: 2011-12

Türler: Dram, Josei, Okul, Oyun, Slice of Life, Spor

Bölüm Sayısı: 25

Kaynak: Manga

 Bir spor animesinden beklentileriniz nelerdir? Benim beklentilerim, güzel bir olay örgüsü ve sevilesi karakterler ile beraber, içinde barındırdığı sporu gerçekçi bir şekilde izleyiciye sunmasıdır. Ama maalesef ki çoğu spor animesi bu gerçekçilik kısmını barındırmıyor. Genelde görsel metaforlar kullanıp olayları olduğundan daha abartılı biçimde sunuyorlar ve ben bundan nefret ediyorum.

 Chihayafuru ile tanışmam aşırı rastgele ve şans faktörünün çok yüksek olduğu bir durumda olmuştu. "Bunu bir ara izlerim" deyip geçmiştim ve bir yıla yakın bir süre boyunca ertelemiştim. Bunun sebebi ise o ana kadar izlediğim tüm spor animelerinde görsel metaforlar kullanılmış olmasıydı. Chihayafuru da aynı diye düşünmüştüm. Ancak, anime oldukça gerçekçiydi. Tabi ki de bazı yerlerde gerçekte olmayacak abartılı olaylar vardı ama Karuta'yı neredeyse her yönüyle, gerçekçi bir şekilde ele alıyordu. Barındırdığı karakterleri çok güzel işliyor ve senaryoyla bütünleştiriyordu ve bunları dram türüyle çok iyi bir hale getiriyordu. Chihayafuru büyüleyici bir Slice of Life-Spor animesiydi. Her ne kadar ikinci sezonu ilki kadar harika olmasa da o da oldukça iyiydi ve bu kadar güzel bir seri yarım bitince oldukça üzülmüştüm. Ve bu sene, üçüncü sezonun 2019'da çıkacağı haberini duyduğumda aşırı mutlu oldum. Sonunda sevdiğim ve yarım kalan bir animenin devam sezonu çıkıyordu. 

 Üçüncü sezonun da en az ilk ikisi kadar iyi olacağına bir şüphem yok, umarım bu sefer hikaye yarım kalmaz ve böylesine harika bir seri final yapma şansına erişebilir.

Not: Eğer siz de benim gibi, görsel metafor kullanmayıp, barındırdığı sporu gerçekçi bir biçimde yansıtan animeleri seviyorsanız yakın zamanda çıkmış olan Hanebado!'ya bir göz atın derim.

http://www.turkanime.tv/anime/chihayafuru

Boku no Hero Academia

Image

Stüdyo: Bones

Yayın Yılı: 2016

Türler: Aksiyon, Komedi, Okul, Shounen, Süper Güç

Bölüm Sayısı: 13

Kaynak: Manga

 Bu kısmı okumadan önce, geçtipimiz aylarda yazmış olduğum Boku no Hero Academia 3rd Season Anime İncelemesi'nin ilk iki-üç paragrafını okumanızı öneriyorum. O incelemeye şuraya tıklayarak gidebilirsiniz.

 Açık konuşmak gerekirse bu animeye başlamadan önce, "Bir hafta içinde izler, MyAnimeList'te 4 veya 5 puan verip geçerim." diyordum. Peki ne oldu da bu anime, Akame ga Kill! ve JoJo Part 2 ile beraber en sevdiğim üç shounen-aksiyon animesinden birisine dönüştü? Bunun, karakterleri çok sevdim, süper kahraman okulu konseptini zaten seviyordum ve bu anime bu konseptte seyrettiğim ikinci yapımdı, gibi birden fazla cevabı var ve bunlardan zaten üçüncü sezonun incelemesinde bahsetmiştim. Ancak bahsetmediğim bir nokta vardı, o da barındırdığı dramatik sahnelerdi. Artık kullanılan soundtracklerin aşırı etkileyici olmasından mı yoksa yaşanan olayların cidden beni derinden etkilemesinden mi bilmiyorum ama normal bir izleyicinin fazla etkilenmeyeceği sahnelerden aşırı fazla etkilendim ve duygulandım. Belki de bunun animeyle bir alakası yoktur ve ben duygusal birisi olduğum için gerçekleşmiştir. Bunun üstünde fazla kafa yormadım ve ilerleyen zamanlarda da üstünde detaylıca düşünmeye niyetim yok. Seviyorum bu seriyi. Umarım gereksiz derecede uzatıp suyunu çıkarmazlar ve tadında bırakırlar.

http://www.turkanime.tv/anime/boku-no-hero-academia

Kokoro Connect

Image

Stüdyo: Silver Link.

Yayın Yılı: 2012

Türler: Doğaüstü, Dram, Komedi, Okul, Romantizm, Slice of Life

Bölüm Sayısı: 17

Kaynak: Hafif Roman

 Evet, geldik Son Boss'a. Kokoro Connect her ne kadar bu listede beklentilerimi en fazla aşan anime olmasa da, yine de bu listedeki en sevdiğim anime. 

 Bir Lise-Slice of Life animesinden beklentileriniz nedir? Benimkiler, dram, romantizm, arkadaşlık ve komedi türlerini bir arada içermesi ve bu kadar fazla temayı eline yüzüne bulaştırmadan güzel bir şekilde işleyebilmesidir. Maalesef ki, Kokoro Connect'e kadar bu tipte sadece bir anime bulabilmiştim, o da Sakurasou no Pet na KanojoKokoro Connect'e başlarken ise türlerine baktığımda çok umutlanmıştım, benim için ikinci bir Sakurasou olabileceğini düşünmüştüm. Ancak, senaryo özetini okuduğumda tüm umutlarım söndü. Sadece vücut değiştirme klişesine odaklanan sıradan bir anime olacağını düşünmüştüm... Daha fazla yanılamazdım. Çünkü hali hazırda oldukça iyi olan senaryosu ve müzikleri biraz daha iyi olsaydı ve barındırdığı psikoloji eklentilerine biraz daha odaklanılsaydı; Kokoro Connect bir başyapıt seviyesine çıkabilir ya da o seviyeye aşırı yaklaşabilirdi.

 Öncelikle anime doğaüstü türü konusunda benim tahmin ettiğim gibi sadece vücut değiştirme olayına sahip değil. 17 bölümde toplamda dört değişik doğaüstü olay yaşanıyor ve hepsi de çok iyi bir biçimde kullanıyor. Fakat Kokoro Connect'in asıl olayı 5 ana karakteri. Bu beşli daha ilk yıllarında ve aynı kulübe üye olmaları sayesinde tanışmış lise öğrencileri. Animeye başlamadan önce bu beşlinin zaten çok iyi arkadaş olduğunu ve bu arkadaşlık üzerinden doğaüstü olayların onların arasını bozmaya yaklaştıracağını, ancak eninde sonunda tekrardan çok iyi arkadaş olacaklarını düşünmüştüm. Lakin animenin konusu bu değil, Kokoro Connect birbirini yeteri kadar iyi tanımayan beş karakterin nasıl çok iyi arkadaşlara dönüştüğünü anlatan bir hikaye ve bu çok iyi arkadaşlara dönüşme olayını elinde bulundurduğu, romantizm, dram, okul, doğaüstü, komedi ve psikoloji gibi türler ile destekliyor. Genel işleniş şu şekilde: 4-5 bölümlüğüne doğaüstü bir olay yaşanır, bu olayın getirdiği etkiler dolayısıyla ana karakterlerimiz kendi içlerinde sıkıntılar yaşarlar ve bu sıkıntıları birbirlerini daha iyi tanıyarak çözmeyi başarırlar. Tabi böyle söyleyince çok basit bir şey gibi gözüktü ama hiç de öyle değil. Doğaüstü olaylar yüzünden yaşadıkları sorunları çözmeye çalışırlarken, birbirlerini yeteri kadar tanımamalarının getirdiği problemlerle beraber aşırı zorlanıyorlar ve anime bu zorlukları izleyiciye aktarmayı çok iyi başarıyor. Sadece bir olaydan örnek vermek gerekirse, 6-10. bölümlerde yaşanan doğaüstü olayın beraberinde getirdiği sorunlar çözülmeye çalışırken ana karakterlerle beraber ben de depresif bir hale bürünmüştüm. Ve işte bu bir animenin benim için en mükemmel noktası. Eğer bir anime beni karakterlerine bu denli bağlayabiliyorsa işin büyük bir bölümü benim için orada bitmiştir. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

 Kısaca, Kokoro Connect'ten beklentilerim vardı ve bu beklentilerin çoğunu tamı tamına karşılasa da bazı konularda beklentilerimi fazlasıyla aştı. İlla geçen listede olduğu gibi, "Ben tam sayı istiyorum." diyorsanız benim bu animeden beklentim 75-85 puan arasıydı, fakat 90 puanlık harika bir anime buldum. Keşke elindeki senaryoyu biraz daha iyi hale getirebilseydi de, rahatlıkla ilk 10'uma alabilseydim... Bu anime benim için hem çok üzücü hem de çok mutluluk verici bir animeydi.

http://www.turkanime.tv/anime/kokoro-connect


KAPAK FOTOĞRAFI

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları