İlk yarıda yükseldi, ikinci yarıda duraksadı, finalde dibe çöktü.

 Babylon, Pet ve Tokunana; 2019 Sonbahar Sezonu'nda yüksek umutlar beslediğim, birbirlerine benziyorlarmış gibi duran üç animeydi. Bu üç animeden Pet, 2020 Kış Sezonu'na ertelendiğinden dolayı biraz üzülmüş, Tokunana'yı ise birkaç bölüm izledikten sonra yarıda bırakmıştım. Büyük umutlar beslediğim bu animeler içerisinde artık elimde sadece Babylon kalmıştı. Onun ilk bölümünü izledikten sonra ise konsepte ve atmosfere tam anlamıyla bayılmış, "Benim bunu tüm bölümleri çıktıktan sonra tek seferde izlemem lazım." diye düşünmüştüm; ve nitekim öyle de yaptım. Sekizinci bölümün bir ay ertelenmesi filan derken Babylon'un devamını izlemek için yaklaşık dört buçuk ay bekledim. Bu bekleyişin ardından büyük bir gaz ile sonunda animeyi izledim ve şu an hayretler içerisindeyim. Bir animenin bu kadar muhteşem başlamasına rağmen elindeki tüm kozları bir kenara fırlatıp sadece tek bir konu üstüne giderek potansiyelini çarçur ettiğine inanamıyorum.

Image

SENARYO

 Tokyo'nun yeni kurulan Shiniki bölgesinde, Zen Seizaki, Tokyo Bölge Savcılığı'ndaki işine düşkün bir savcıdır. Sahte reklam içeren bir davaya atanan Zen, yardımcısı Atsuhiko Fumio ile birlikte, şirketin yeni ilacı hakkında sahte klinik araştırmalar yapan bir ilaç şirketi olan Japonya Supiri'yi araştırmaya başlar. Zen, suçla bağlantılı bir anestezist olan Shin Inaba'nın dosyasını incelerken tüm yüzeyi boyunca F harfleri ile doldurulmuş ve kan, saç ve insan derisi ile lekelenmiş bir sayfa bulur. Daha fazla araştırma yaparken, dava Zen'in hayal gücünün ötesine geçer ve büyük ölçüde karmaşık hale gelir. Dava, Zen'in adalet duygusuna ve gerçeğe dair bilgisine meydan okumaya başlar. Soruşturmanın derinliklerine inen Zen, devam eden belediye başkanlığı seçimlerinin ardında gizli bir komplo olduğunu ortaya çıkarmaya başlar. Bununla birlikte, seçimle ilgilenen ve düşündüğünden daha yakın olan birçok insanla bağlantı kurar. Dava daha da büyür ve Zen'i; Shiniki bölgesinin kurulmasının ardındaki öngörülemeyen yolsuzluk ve aldatma kasırgasına ve bunların hepsiyle ilişkili gizemli bir kadına doğru itmeye başlar.

Image

 Babylon'un senaryosu iki kısma ayrılıyor: İlk yedi ve son beş bölüm.

 Babylon'un ilk yedi bölümü, animelerde gördüğüm en iyi gizem-gerilim senaryolarından birisine sahipti. Her bölüm ile beraber gerilimin dozunu yavaş yavaş artırıp, izleyiciyi ekrana kilitliyor ve elindeki gizemi de yavaş yavaş derinleştirip izleyiciyi daha büyük bir meraka doğru sürüklüyordu. Bu bölümler sırasında animenin baş kötüsü olan Magase Ai'yi gözümüzde daha korkutucu bir figür haline getirip bizi, Zen'in bu durdurulamaz şeytanı nasıl alt edeceğine dair bir merak ve endişeye doğru sürüklüyordu. Yedinci bölümün sonu da animenin ilk yarısını kapatmak için harika bir finaldi. Ancak, Babylon bu noktadan sonra yönünü tamamen değiştirip elindeki gerilimi çöpe attı ve sadece "İyi ve kötü nedir?" sorusuna odaklanmaya başladı.

Image

 Sekizinci bölüme geldiğimizde Babylon; Zen ve Magase karakterlerine bağlanmış ve bu ikili arasındaki gerilimli çatışmanın felsefe ile psikoloji konuları ile süslenmiş olmasına bayılmış herkese kocaman bir orta parmak gösterip, animenin başkahramınını birden bire ABD Başkanı Alex W. Wood yaptı. Bu noktadan sonra zaten Magase'yi final bölümüne kadar bir sahne bile göremezken, Zen'in ekran süresi de aşırı derecede azaldı. Sekiz, dokuz, on ve on birinci bölümler tamamen felsefe üstüne giderek, birkaç sahne dışında, animenin ilk yedi bölümündeki ana elementi olan gerilimi buruşturup çöpe attı. Ben bu kısımlarda hala daha animeden umutluydum. Çünkü, her ne kadar gerilim gitmiş olsa da anime elindeki felsefe konularını çok iyi değerlendiriyor ve bize güzel diyaloglar sunuyordu. Buraları izlerken, "Herhalde olayın ölçeğini Japonya'dan tüm dünyaya büyütmek için böyle yapıyorlar. Birkaç bölüm böyle gider, ardından tekrar Zen vs. Magase konseptine döneriz." diye düşünüyordum; fakat final bölümünü izledikten sonra ne kadar yanıldığımı anlayıp, böyle harika bir potansiyelin harcanmasına çok üzüldüm. Zen ve Magase arasındaki kapışma sadece bir dakika filan sürüyor ve çok eksik bir son ile bitiyor.

Image

 Finale sadece iyi ve kötünün ne olduğu sorusu üzerinden baktığımızda aslında oldukça harika bir finaldi ama bu animenin ilk yedi bölüme ile beraber önümüze koyduğu temalar sadece "iyi ve kötü" ile sınırlı olmadığı için benim gözümde çok eksik bir final olmuş oldu. Zaten Magase ve Zen arasında, yedinci bölümdeki gibi gerilimli bir çatışma görememek beni baya üzdü.. Zen ve Magase arasındaki final karşılaşmasından sonra, geçtiğimiz sekiz bölüm boyunca tüm dünyayı çalkalayan İntihar Yasası'na ne olduğuna dair de hiçbir şey görmedik bu da büyük bir eksiklik. Magase'nin bütün bunları neden yaptığına veya Zen'i neden bu kadar önemsediğine dair de bir şey açıklanmadı. Magase'nin amacı sadece iyi ve kötünün ne olduğuna dair bir cevap bulmaksa bunu Japonya sınırları içerisinde kalarak da yapabilirdi, animede G7 Zirvesi'ni görmemize hiç gerek yoktu. Zaten bana, Magase iyi ve kötünün ne olduğuna dair bir cevap arıyormuş gibi de gelmedi, çünkü Zen ile olan final konuşmasında bunun cevabını çoktan biliyormuş gibi davranıp Zen'in dediklerini onaylıyor ve onu tebrik ediyordu. Eğer tüm dünyanın yanmasını istiyorsa zaten final bölümünde jenerik aktıktan sonraki sahnede yaptığı şey büyük saçmalık, o yüzden bu ihtimali direkt eliyorum. Tüm dünyaya iyi ve kötünün ne olduğunu göstermeye çalışması ihtimali de direkt eleniyor, çünkü finalde bununla ilgili herhangi bir şey yapmadı. Cidden Zen'in RPG oyunlarındaki gibi bir kahraman haline gelip tüm dünya ile birlik olarak karşısındaki kötülüğü alt etmesini istiyorsa finalde G7 zirvesindeki görevlilere yaptığı şey de yine saçmalık haline geliyor. Son ihtimal olarak Zen'e kafayı taktığını ve sırf eğlenmek için onu bu durumlara soktuğunu düşünsek bu sefer de Zen ile daha önce nerede tanıştığını göstermemiş olmaları gibi birçok detayın eksikliği bu ihtimali saçma bir hale getiriyor. Anlaşılan Magase'nin başka bir amacı vardı ama bu bize hiç açıklanmadı ya da ben kaçırdım. Açıklandıysa ve ben kaçırdıysam ise lütfen yorumlara yazın, Magase'nin asıl amacının ne olduğunu çok merak ediyorum. 

 Toparlarsak, Babylon'un finalinde yaşanan olaylar oldukça iyi kurgulanmış olsa da yaşanmayan olaylar benim için finale büyük bir darbe vurdu ve anime hiç de tatmin edici olmayan bir son ile bitti.

Image

 Animenin ilk bölümünde bir doktorun, kendisini anestezi cihazına bağlayarak otuz saat içerisinde dozu yavaş yavaş arttırırken zevkin doruklarına ulaşıp intihar ettiğini görmüştük. Ben Babylon'u o anestezi cihazı, kendimi ise doktor olarak görüyorum. Anime, elindeki iyi işlediği her şeyi dozunu artırarak bana yavaş yavaş vermeye başladı ve ben de bundan doyasıya keyif aldım ama bir noktadan sonra bu zevkten dolayı uyuşup hiçbir şey hissetmez oldum ve animenin finali ile beraber de bu harika deneyimi hoş olmayan bir son ile bitirdim.

KARAKTERLER

Seizaki Zen

Image

 Seizaki Zen; otuzlu yaşlarının ortasında, kalbi iyilik ve adalet ateşi ile yanan, doğru bildiği yolda elinden geleni ardına koymayan bir savcı. Çalışma arkadaşlarına ve ailesine çok önem veren, iyilik meleği birisi. Kendisi bize sekizinci bölüme kadar başkahraman olarak eşlik ediyor. 

 Ben, ilk yedi bölümde Seizaki Zen karakterine tam anlamı ile bayılmıştım. Zaten gerek dış görünüşü, gerekse hal ve tavırları ile olsun, benim için oldukça karizmatik bir karakterdi; bir de üstüne savcılık yaptığı sürede daha önce yüz yüze geldiği tüm kötülüklerin toplamından bile daha kötücül bir karakter olan Magase Ai ile karşılaştıktan sonra yavaş yavaş akli dengesinin bozulmaya başlaması ve Magase Ai ile kafaya bozması onu benim için sıradan bir iyilik yanlısı karakterden daha fazlası yapmıştı. Özellikle sekizinci bölümün ilk yarısında artık yavaş yavaş delirmeye başlaması beni ilerleyen bölümler için aşırı heyecanlandırmıştı. Bu karakterin animenin sonuna kadar iyi birisi olarak kalıp Magase'yi düzgün yollardan mı tutuklayacağını, yoksa bir noktadan sonra Magase ile kafayı daha da bozup onun peşinden tek başına mı gideceğini çok merak etmiştim. Ancak, senaryoyu eleştirirken de söylediğim gibi bunların hiçbirisi olmadı. Sekizinci bölümün ortasından sonra Zen, ikincil bir karaktere dönüştü ve başkahramanlık koltuğunu Alexander W. Wood'a kaptırdı.

Magase Ai

Image

 Hikayemizin baş kötüsü olan Magase Ai, tamamen kötücül bir karakter ve kendisi de bunun farkında olup kötülük yapmaktan zevk alıyor. Normalde bu tarz baş kötüler günümüzde aşırı klişeleştiğinden ötürü izleyiciyi bir noktadan sonra sıkarlar ve başkahramanımızın finalde alt edeceği bir karton makete dönüşürler. Ancak, Magase Ai'de bu durum farklı. Magase, uygulamada oldukça iyi kullanılmış bir baş kötü. Kadının yaydığı öyle bir atmosfer var ki onunla karşılaştığımız ilk andan itibaren bir şeylerin ters gittiğini anlıyoruz ve bu endişe hissi onunla karşılaştığımız her saniyede katlanarak artıyor. Yedinci bölümdeki olaylar ile birlikte de karşılaştığı herkesi parmağında oynatabilen Magase'ye karşı büyük bir nefret besliyor ama aynı zamanda da ondan korkuyoruz. Fakat, Zen'de olduğu gibi Magase'de de işler sekizinci bölüm ile beraber değişiyor. Bu noktadan sonra finale kadar Magase ile sadece birkaç sahnede karşılaşıyoruz ve onda da sadece sesini duyuyoruz. Kısaca Babylon, hem başkahramanını hem de baş kötüsünü çok feci bir şekilde harcamış.

Alexander W. Wood

Image

 Alex, Amerika Birleşik Devletleri'nin başkanı. Kendisi sekizinci bölümün ortasında birden bire fırlayıp hayat hikayesini anlatmaya başlıyor ve biz de yaklaşık on dakika boyunca onu dinliyoruz. Kendisi aslında oldukça iyi bir karakter. Sevecen bir baba, ülkesini önemseyen bir başkan ve zeki bir insan. Ancak, bize sunuluş şekli çok kötü. Alex'i animenin ikinci yarısının başkahramanı olarak değil de Zen işin aksiyon ve gerilim tarafını yüklenirken, felsefe tarafını sırtlayan bir deuteragonist olarak görseydik eminim ben de dahil çoğu kişi kendisini severdi; ama Zen'in rolünü çalan birisi olarak sunulduğundan dolayı ekranda olduğu sahnelerin büyük çoğunluğunda, "Ya bu animenin başkahramanı Zen değil mi? Biz neden dört bölümdür ABD Başkanı'nı izliyoruz?" diye söylenip durdum.

Yan Karakterler

 Ana karakterleri geçip yan karakterlere baktığımızda ise ilk yedi bölüm boyunca oldukça ön plana çıkan kişiler görüyoruz. Bunların çoğu Seizaki'nin iş arkadaşları ve fazla işlenemeseler de hepsinin kendilerine has kişilikleri var, içi boş karakterler değiller. Ancak, bu karakterler olayın dışına itildikten sonra animenin ikinci yarısında doğru düzgün bir yan karaktere denk gelmiyoruz. İkinci yarıda olaylara doğru düzgün etki eden sadece üç yan karakterimiz var; bunlardan ikisi Alex'in danışmanları, diğeri ise Zen'in yeni ortağı. Alex'in danışmanları içi boş karakterler olsalar da Zen'in ortağının güzel bir potansiyeli vardı ama tıpkı Zen gibi onun da bu potansiyeli harcandı.

GÖRSELLİK

 Babylon, Reveroot stüdyosunun kendi başına yaptığı ilk anime olduğundan dolayı görsel kalite hakkında baya endişeliydim ama bu endişelerim yersiz çıktı, çünkü Babylon tam bir görsel şölen. Animasyon kalitesi olarak fazla iyi olmasa da gerek sanat ve karakter tasarımı, gerekse çizimlerinin kalitesi ile Babylon, ikinci yarısında bile görsel anlamda harika bir deneyim sundu. Normalde parlak renklerin ön planda olduğu bu tarz animelerde yumuşak çizimler kullanılırken Babylon'da keskin hatlar kullanılıyor olması da hoş bir değişiklikti. Ancak, benim görsellik anlamında en beğendiğim nokta görüntü yönetmenliği oldu. Babylon'un neredeyse her bir bölümünde en az bir tane görsel anlamda hayran kalınası sahne bulmak mümkün. Özellikle ikinci bölümdeki sorgu sahnesi, hem gerilimi hem de harika yönetmenliği ile beraber uzun bir süre boyunca aklımdan çıkmayacak bir sahne haline geldi. Bunun yanı sıra G7 Zirvesi'nde ülke liderlerinin iyi ve kötü hakkında konuştuğu sahnede yönetmenlik açısından çok hoşuma gitti. O sahnedeki görüntüyü aynı bırakıp diyalogları daha kalitelileri ile değiştirsek eminim Hunter x Hunter'daki Gungi sahneleri veya Fate/Zero'daki Kralların Ziyafeti gibi uzun süre unutulmayacak bir sahne olurdu ama maalesef animenin ikinci yarıdaki kötü gidişatı bu güzelim sahnenin harcanmasına sebep olmuş.

Image

SES

 Animelerde daha önceden de şarkı sözü barındırmayan birçok açılış sekansı görmüş olsam da otuz saniyelik olanına hiç denk gelmemiştim. Babylon'un açılış sekansı benim için farklı bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Her bölümün başında, final sahnesi de dahil olmak üzere birçok sahnede de duyacağımız bu hoş melodiyi dinlemek oldukça güzeldi. Ancak, hepsi bu kadar.

 Babylon'un üç farklı kapanış sekansı var ve bunlardan sadece sonuncusu animenin yapısına uyuyor. İlk iki kapanış sekansı, bu tarz bir anime için gereğinden fazla canlı ve hareketli. O yüzden son kapanış sekansını bulunduğu dört bölümün dördünde de geçmeden izelememe rağmen ilk ikisini sadece bir kere izleyip devamında direkt olarak yeni bölüme geçtim. 

  Babylon, gerilim ve gizem atmosferini iyi yansıtan güzel soundtracklere sahip ama dürüst olmak gerekirse, açılış sekansındakini saymazsak, aklımda kalan sadece tek bir soundtrack oldu ve onun da aklımda kalmasının tek nedeni çok fena bir şekilde Yoko Kanno'nun Zankyou no Terror'deki "saga" isimli soundtrackinden çakma gibi durmasıydı. Lütfen Babylon'un "Spiral staircase" soundtracki ile Zankyou no Terror'ün "saga" soundtrackini yan yana açıp karşılaştırın, kendiniz de iki soundtrack arasındaki benzerliği fark edeceksiniz.

 Şimdi gelelim benim, Babylon'daki en sevdiğim kısma; yani seslendirmelere. İnsafsızlar sanki Nakamura Yuuichi yetmiyormuş gibi tüm kadroyu harika seslendirme sanatçıları ile doldurmuşlar. Animede resmen iyi olmayan seslendirme performansı yok neredeyse ama tabii ki de bunlar arasından en çok ön plana çıkan performanslar Nakamura Yuuichi (Seizaki Zen) ve Yukino Satsuki'nin (Magase Ai) performansları.

Image

 Yukino Satsuki, anime sektöründe uzun süredir seslendirme sanatçılığı yapan birisi ve birçok ana karakteri de seslendirmişliği var ama ben ona şu ana kadar sadece yardımcı rollerdeki karakterleri seslendirirken denk gelmiştim; yani Babylon, benim onu ana karakterlerden birisini seslendirirken dinlediğim ilk anime oldu ve Magase Ai performansına hayran kaldım. Magase zaten gerek özel gücü gerekse zekası olsun korkutucu bir figür ve bir de üstüne Yukino Satsuki'nin harika performansı eklenince gözüktüğü her sahnede izleyiciyi gerim gerim geren bir karakter haline gelmiş. Animenin herhangi bir kısmında Magase'nin aynı anda hem gizemli hem rahatlatıcı hem de gerici olabilen sesini duyduğunuzda biliyorsunuz ki işler onunla konuşan kişiler için hiç de iyi gitmeyecek.

 Nakamura Yuuichi ise Yukino Satsuki'den farklı olarak birçok animede sesini dinleme fırsatına eriştiğim, favori seslendirme sanatçılarımdan birisi. Kendisi 2019'da birçok animede harika seslendirme performansları ortaya koymuştu ve Babylon'daki performansı da bir istisna değil. Zen'in seslendirmesinin kötü olduğu veya doğal hissettirmediği bir tek sahne bile yok ve hatta Magase Ai ile ilgili olan sahnelerinin hemen hemen hepsindeki performansı harika. Karakterin, Magase'ye karşı olan korkusunu ve nefretini net bir şekilde izleyiciye hissettirmeye başarmış. "MAGASEEEE!" diye bağırdığı sahnelerde bir Nakamura Yuuichi hayranı olarak kendimden geçtim resmen.

Image

İŞLENİŞ

Babylon'un ilk yedi bölümündeki gerilimi rahatlıkla animelerde izlediğim en iyi gerilim sunumlarından birisi olarak olarak adlandırabilirim. Zincirleme gerçekleşen ve doğaüstü gibi hissettiren olaylar, Zen davada daha derine indikçe ortaya çıkan daha karanlık sırlar ve Magase Ai gibi bir karakteriyle Babylon, ilk yedi bölümündeki gerilim ile aklımı başımdan aldı. Her ne kadar gerilim anlamında muazzam bir bölüm olan yedinci bölümün devamında pek de fazla gerilim sahnesi görememiş olsak da gerilim türünü sevenler için Babylon'un ilk yedi bölümü animelerdeki sayılı deneyimlerden birisi.

Image

 Babylon'da gizem türünün işlenişi de gerilim türünden pek farklı değil. Anime ilk yedi bölümü boyunca bize; "Shiniki bölgesinin kuruluş amacı ne? Magase Ai kimin nesi? Yeni belediye başkanı neden intiharın da bir seçenek olduğunu insanlara lanse etmeye çalışıyor?" gibi birçok soru sordursa da geri kalan bölümlerde bunların hiçbirini bir sonuca bağlamıyor ve aklımızdaki soruların hemen hemen hepsini havada bırakıyor.

Image

 Gelelim üçüncü ana türümüze, yani psikolojiye. Babylon, psikoloji türünü gerek insanların ölüme karşı bakış açısından, gerek sürü psikolojisinden, gerekse de insanların iyi ve kötüye karşı olan görüşlerinden olsun, birçok farklı açıdan işleyen bir anime. Ancak, bu farklı farklı konu başlıklarından sadece iyi ve kötüyü doğru düzgün bir biçimde sonuca erdirebiliyor; geri kalanların hepsi tıpkı gizem türünde olduğu gibi havada kalıyor. Ayrıca, bu iyi ve kötü konu başlığı da tam anlamıyla bir sonuca erdirilmiyor. Çünkü (şimdi ufak bir spoiler var) animenin iyi ve kötü hakkında bize söylediği şey; iyinin devam etmek, kötünün ise sona ermek olduğu yönünde. Bu bakış açısı her ne kadar yaşam/intihar konu başlığı üzerinde doğru olsa da işkence veya şantaj gibi konular açısından düşünüldüğünde doğru bir sonuca çıkmıyor. Kısaca animenin sonunda elimize geçen tek şey, "İntihar kötü müdür yoksa iyi midir?" sorusunun cevabı oldu ve benim için bu hiç de tatmin edici bir sonuç değildi.

Image

ARTILAR:

+ İlk yedi bölüm gerilim türünde zirveye oynuyor

+ Seizaki Zen ve Magase Ai

+ Animasyonlar dışındaki genel görsellik ve görüntü yönetmenliği

+ Harika seslendirme performansları

EKSİLER:

- İlk yedi bölümde bize sunulan birçok ögeye son beş bölümde neredeyse hiç değinilmiyor

- Konuların çoğu hiçbir sonuca bağlanmadan havada kalıyor

 Her ne kadar inceleme boyunca son beş bölüm hakkında birçok kere mızmızlansam da Babylon sırf son beş bölümünde batırıyor diye ilk yedi bölümündeki başarısını görmezden gelecek değilim. Evet, o Amerika ve G7 Zirvesi kısımları gerçekten hayal kırıklığı yaşatan bir deneyimdi ve harika başlayan Babylon'un harcanmış bir potansiyel olarak sona ermesine yol açtı; ama yine de Babylon benim gözümde sırf ilk yedi bölümü için bile izlenmeye değer olan bir anime.

Image

https://www.turkanime.net/anime/babylon

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları