Belli başlı iyi isimler olsa da genel olarak kurak geçen bir yıl oldu.

 Pandemi sağ olsun 2020 senesi yeni animeler açısından da oldukça vasat geçti. Zaten seneye aşırı kurak bir kış sezonu ile başlamamız yetmiyormuş gibi ardından gelen sezonlardaki potansiyelli şovların yaşadığı ertelenmeler ve pandemiye rağmen inatla ertelenmeyip teknik açıdan birçok sorun ile beraber çıkan animelerden dolayı belli başlı isimler haricinde pek de büyük animeler göremedik. Neyse ki 2021'in sadece kış sezonu bile 2020'nin ağızda bıraktığı o kekremsi tadı çabucak alıp götürecek gibi duruyor. Liste zaten yeterince uzun olduğundan giriş kısmını daha fazla uzatmadan hemen oraya geçiş yapıyorum.

11| Otome Game no Hametsu Flag shika Nai Akuyaku Reijou ni Tensei shiteshimatta…

Image

Stüdyo: Silver Link.

Yayın Sezonu: İlkbahar

Türler: Fantezi, Komedi, Romantizm, Yaşamdan Kesitler

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Hafif Roman

 Hamefura, 2020 İlkbahar Sezonu'nda çıkacak animelere göz atarken gördüğüm ilk andan itibaren çok büyük ön yargılar ile yaklaştığım bir şovdu. Silver Link, 2018'de çıkardığı Death March ve 2019'da çıkardığı Kenja no Mago ile sektörün alay konusu olmuş ve kolay yoldan para kazanmak isteyen bir stüdyoya dönüşüyormuş gibi gözükmesi ile hayranlarını korkutmuş olsa da 2020'ye önceki senelerde çıkardığı animelerden daha cilalı ve özenilmiş olduğu ilk bakışta belli olan Bofuri ile girmeleri çoğu kişiyi rahatlatmıştı. Ancak, ben yine de Hamefura'ya karşı olan ön yargılarımı bir türlü atamıyordum. Gerek animenin ismi gerekse de yayınlanan konsept görselleri o kadar itici duruyordu ki bunun tamamen havalı erkek karakterleri ile genç kızların ilgisini çekmeye çalışacak olan bir reverse harem-isekai animesi olacağını düşünüyordum; hatta bir noktaya kadar animeyi izlememeyi bile düşünmüştüm ama yine de animeye bir şans vermeye karar verdim ve iyi ki de vermişim. Hamefura beni daha ilk bölümü ile içine çekmeyi başaran bir anime oldu. Dürüst olmak gerekirse Hamefura'yı bu listeye almamın tek sebebi (tabii ki 2020'nin animeler açısından çok kötü bir yıl olduğunu ve listeye alacak doğru düzgün şov bulamadığımı saymazsak) ilk altı bölümü.

 Hamefura'nın ilk altı bölümü bize bir yandan karakterleri tanıtırken diğer yandan da ana karakterimiz olan Katarina'nın bu karakterleri içlerinde bulundukları depresif durumdan kurtarması ile geçiyor; ve bunu öyle iyi, öyle iç ısıtıcı bir şekilde işliyor ki ilk altı bölümün tamamını yüzümde kocaman bir gülümseme ile izledim. Katarina dışındaki yedi karakterin yedisinin de öyle harika hikayeleri vardı ki keşke anime biraz daha yavaş ilerleyip ilk altı bölümde yaptığı her şeyi on iki bölüme yaysaydı dedim. Tabii bunda animenin ikinci yarısının ilk yarısına kıyasla biraz bayık geçmesinin de payı bulunmakta. Katarina'nın haremindeki tüm erkek ve kadın karakterler tanıtıldığından dolayı ikinci yarıda karakter hikayesinden daha çok "Katarina ve Arkadaşlarının Okul Hayatı" hikayesini izliyoruz ve bu kısımlar ilk yarı ile karşılaştırıldıklarında çok sıkıcılar. Animenin ikinci sezonu çoktan duyuruldu ama ben şu ikinci yarıyı gördükten sonra acaba devamında ilgi çekici ne yapabilirler diye düşünmeden edemiyorum. Umarım şu an 2021'de çıkması planlanan ikinci sezonda bu güzel anime iyice klişe ve sıkıcı bir hikayeye dönüşmez.

10| Dorohedoro

Image

Stüdyo: MAPPA

Yayın Sezonu: Kış

Türler: Aksiyon, Fantezi, Komedi, Korku, Macera

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Manga

 Dorohedoro tam anlamıyla bir kaos. Her şey çok rastgele, çok savruk ilerliyor ama sonlara doğru gelmeye başladığımızda işler yavaş yavaş rayına oturuyor. Barındırdığı karakter sayısının fazla ve bu karakterlerin çoğunun manyaklardan oluşuyor olması da bu kaosu destekliyor. Türlerini ilk gördüğümde korku ve komediyi nasıl aynı anda dengeli bir şekilde verecekler diye düşünmüştüm ve sonuç olarak veremediklerini gördüm. Başlarda bu korku-komedi dengesi çok iyi olsa da ikinci yarıya geldiğimizde komedi biraz daha ağırlık kazanıyor ve normalde korkunç olması gereken sahneleri bile komik hale getiriyor. Bu her ne kadar bir eksi olsa da komedisi iyi olduğu için pek de dert ettiğimi söyleyemem. Ancak, ikinci yarıda dert ettiğim bir kısım var ki o da animenin vahşet kısımları. Dorohedoro'da çok fazla kopan uzuv ve etrafa saçılan kan bulunmakta. Başlarda bu oldukça eğlenceli gelse de bir yerden sonra vahşet içeren sahnelerin sayısının fazla olması nedeniyle çok fena bayıyor. Gerçi karakterleri sevdiğim için bu bile benim pek fazla canımı sıkmadı. Ekranda kol da kopsa kafalar mantara da dönüşse benim asıl umrumda olan hep karakterler oldu. Bu yüzden de en çok canımı sıkan kısmın animenin tam hikaye doğru düzgün başlıyor, karakterler daha da derinlemesine işlenmeye başlıyorken bitmesiydi. Keşke 12 bölüm değil de 24-26 bölüm yapsalarmış demeden edemedim. Gerçi öyle olsa CGI kalitesinde büyük düşüşler olabilirdi, o yüzden de tadında bıraktıkları için bir yandan seviniyorum. Umarım devam sezonunda kalite artarak devam demek isterdim ama şu anda MAPPA'nın elinde ilk sezonlarından sonra da devam ettirip yüksek gelir elde edebilecekleri Jujutsu Kaisen ve Chainsaw Man isimleri olduğundan ötürü Dorohedoro'nun devamının yakın zamanda gelmesi baya düşük ihtimal gibi duruyor ve bu gerçekten çok üzücü; Jujutsu Kaisen de oldukça güzel olsa da bana hangi animedeki karakterleri görmeyi tercih edersin deseler hiç düşünmeden Dorohedoro'yu seçerim.

 Bu arada şunu da ekleyeyim, Dorohedoro'daki CGI'ı baya beğendim. Stüdyo Orange'ın elinden çıkan Houseki no Kuni ve Beastars'ın kalitesinin yanına bile yaklaşamasa da çoğunluğu CGI olan Dorohedoro'da karakter yüzleri hariç 3DCG kullanımı harika olmuş. Eğer aynı kaliteyi ya da daha üstünü tutturabileceklerse umarım daha fazla CGI anime yaparlar. Her ne kadar 2D'yi daha çok tercih etsem de arada bir kaliteli 3DCG anime izlemek değişiklik açısından güzel oluyor. İleride Orange ve MAPPA gibi kaliteli CGI anime yapan daha fazla stüdyo görebilmeyi diliyor ve dokuz numaraya geçiş yapıyorum.

9| Majo no Tabitabi

Image

Stüdyo: C2C

Yayın Sezonu: Sonbahar

Türler: Fantezi, Macera, Yaşamdan Kesitler

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Hafif Roman

 Majo no Tabitabi, benim için 2020'nin hem en iyi animelerinden hem de en büyük hayal kırıklıklarından birisi. Bu anime ilk duyrulduğunda yayınlanan görseller ve kısa fragman beni o kadar etkilemişti ki harika bir fantezi-macera animesi izleyecek olmanın getirdiği heyecan ile beraber beklentilerim tavan yapmıştı. Bırakın sadece 2020'yi, izlediğim tüm animeler içerisinde favorilerimden birisi olmasını bekliyordum. Animenin tek cour olacağının haberinin düşmesi ile beraber beklentilerim azalsa da yine de oldukça harika bir şey izleyeceğimden şüphem yoktu; sonuç olarak ise her ne kadar Majo no Tabitabi'den eğlenmiş bir şekilde ayrılmış olsam da büyük beklentilerimin bir sonucu olarak tam olarak tatmin olamadım. Özetlemem gerekirse Majo no Tabitabi çok iyi bir fantezi-macera animesi olsa da benim beklediğim o büyük ve göz alıcı macera kesinlikle değil.

 Peki bu animede ne var? Ülke ülke yolculuk eden bir cadı var. Tüm anime bundan ibaret. Hikayedeki tek ana karakterimiz olan Elaina her bölümde farklı bir ülkeye gidiyor ve orada farklı maceralar yaşıyor. Her ne kadar arada bir gözüken ve şovu hiçbir zaman tamamen terk etmeyen yardımcı karakterler (Elaina'nın cadı arkadaşları) olsa da odak her zaman Elaina'nın kendisi. Daha doğrusu şovun yarısında Elaina'nın kendisi, diğer yarısında da seyahet ettiği ülkelerde karşılaştığı kişiler.

 Majo no Tabitabi, bazı bölümlerinde Elaina'yı bölümdeki ana sürükleyici olarak kullanırken bazı bölümlerde ise sadece gözlemci olarak kullanıyor. Yani, Elaina'dan ülke ülke gezip harika cadı güçleri ile günü kurtaran bir süper kahraman olmasını beklemeyin. Elaina sadece işine geldiğinde veya canı istediğinde başkalarına yardım eden bir başrol, iyilik meleği bir süper kahraman değil. Elaina'nın bazı bölümlerde insanlara yardım ederken bazı bölümlerde ise etmiyor olması biraz tutarsız gelebilir ama zaten Majo no Tabitabi'yi en iyi tanımlayabilecek sözcük de bence bu: Tutarsız.

 MajoTabi her açıdan tutarsız bir anime (ses kategorisi hariç, o her bölümde iyi). Görsel kalite bir bölüm nefes kesici derecede güzelken bir başka bölümde insanın içine bayacak derecede ruhsuz. Her bölüm karşılaştığımız karakterlerden bazıları gerçekçi ve iyi yazılmış karakterler olabilirken diğerleri hiçbir yaratıcılık barındırmayan, sadece bölümde kötü bir karakter olması için koyulmuş olabiliyor. Bölümsel bir hikaye yapısına sahip olduğundan dolayı her bölüm farklı bir hikaye anlatılıyor ve bu hikayelerdeki temalar birbirileriyle tamamen alakasız; bir bölüm absürt komedi iken hemen ardından gelen bölüm ağır bir trajedi olabiliyor. İnsanların da ayrıştığı nokta tam olarak bu. Bazıları bu tematik çatışmayı saçma ve tutarsız bulurken, benim de dahil olduğum diğer kesim ise her bölüm farklı bir şey gördüğü için seviniyor. İşte bu yüzden Majo no Tabitabi gözüm kapalı bir şekilde türün tüm hayranlarına önerebileceğim bir anime değil. Yine de eğer bölümsel ilerleyen güzel bir macera animesi arıyorsanız, Majo no Tabitabi 2020'de çıkan animeler içerisindeki nadir seçeneklerden birisi. Sadece eğer izlemeyi düşünüyorsanız bu animenin bir yazı-tura olduğunu göz önüne alarak izlemeye başlayın.

8| Somali to Mori no Kamisama

Image

Stüdyo: Satelight

Yayın Sezonu: Kış

Türler: Dram, Fantezi, Macera, Yaşamdan Kesitler

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Manga

 Somali to Mori no Kamisama'ya dair bir inceleme yazısı yazdığım ve görüşlerimi orada detaylıca belirttiğimden ötürü burada konuyu fazla uzatmayacağım. Ben fantezi türüne bayılan birisiyim ve yol hikayelerini de oldukça severim. Somali to Mori no Kamisama da bu iki konsepti harika görseller ve gerçekçi karakterler ile birleştirmesi ile beni benden alan ve daha pandemi bile yokken kurak geçen 2020 Kış Sezonu'na renk getiren bir anime oldu. Mangasını okuyanlar şu anda ikinci sezon için yeterli materyal olmadığını söylüyorlar, o yüzden Satelight ileride bu seriyi devam ettirir mi bilinmez ama eğer fantastik evrenleri seviyor ve bir baba-kız ikilisinin yol macerasını izlemek istiyorsanız Somali to Mori no Kamisama'ya kesinlikle göz atmalısınız. Umarım Satelight'ın 2021'de çıkaracağı ve yine bir baba-kız ikilisinin hikayesini anlatacak olan Sacks&Guns!! da en az Somali to Mori no Kamisama kadar iyi bir anime olur.

7| Re:Zero kara Hajimeru Isekai Seikatsu 2nd Season Part 1

Image

Stüdyo: White Fox

Yayın Sezonu: Yaz

Türler: Aksiyon, Dram, Fantezi, Macera, Psikoloji

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Hafif Roman

 Daha önce yazılarımın hiçbirisinde Re:Zero'ya değinmediğim için şunu aradan çıkarayım. Ben Re:Zero'nun ilk sezonuna bayılıyorum. Daha doğrusu ilk 18 bölümüne bayılıyorum, son yedi bölümündeki balina ve Betelgeuse kısımları beni fena baymıştı. Bunun nedeni ise ben son yedi bölümde hikayenin biraz daha toparlanıp bulunmayan ana amacın oluşmasını beklemiştim ama anime toparlanmak yerine daha da dağılmıştı. Ancak, animenin son kısımları ağzımda ekşi bir tat bırakmış olsa da ben ikinci sezonu heyecanla bekliyordum; çünkü, animenin uyarlanmış olduğu hafif romana biraz göz atmam sayesinde ikinci sezonda daha oturaklı bir hikaye anlatılacağının bilgisine sahiptim. Fakat işin içine pandemi girince ve White Fox da animeyi sonbahar sezonunda iki courluk tek sezon halinde çıkarmak yerine sırf daha erken çıkarmak için ikiye bölünce tüm heyecanım söndü. Senenin başında büyük merak ile beklediğim Re:Zero 2nd Season'ın bu ilk yarısını 2020 Yaz Sezonu'nda doğru düzgün anime çıkmadığı ve izleyecek bir şey bulamamamdan ötürü izledim.

 Part 2 için hala heyecanlıyım ama bu ayrık sezonlar olayı hevesimi kursağımda bıraktı desem yeridir. Güzeldi hoştu, hatta ilk sezonun son yedi bölümünden katbekat daha iyiydi. Hatta çalışanları da şu konuda da tebrik etmek lazım, her ne kadar pandemi süresince evden çalışmak zorunda kalsalar ve bu yüzden de doğal olarak ilk sezondan daha kötü bir görsellik ortaya çıkarmış olsalar da yine de kesinlikle kabul edilebilir bir iş ortaya çıkarmışlar. Özellikle Haikyuu To The Top'un ikinci sezonundaki rezaleti gördükten sonra evden çalışmalarına rağmen böyle bir iş çıkardıkları için Re:Zero hayranlarının White Fox çalışanlarına yatıp kalkıp dua etmesi lazım. En ufak bir hatada Re:Zero 2nd Season da hayal kırıklığı olan devam sezonları mezarlığını boylayabilirdi, iyi kurtarmışlar. Şimdi tek yapmaları gereken Part 2'de ilk sezondan bile daha iyi bir görsel iş ortaya koymaları, zaten senaryo kısmı eğer ağır batırmazlarsa oldukça iyi olacağı için bir de iyi bir görsellik sunarlarsa tadından yenmez.

6| Mairimashita! Iruma-kun

Image

Stüdyo: Bandai Namco Pictures

Yayın Sezonları: 2019 Sonbahar ve 2020 Kış

Türler: Doğaüstü, Fantezi, Komedi

Bölüm Sayısı: 23

Kaynak: Manga

 Mairimashita! Iruma-kun, çocukken haftasonları televizyonda izlediğim çizgi filmlere benzemesi ile beni küçüklüğüme döndüren animelerden birisi oldu. Bir de üstüne Clara gibi aşırı eğlenceli bir karakter barındırması ile daha ilk çeyreğinden beni kendisini bağlamayı başardı. Aslında şöyle bir bakıldığında -harika sanat tasarımı dışında- pek de bir numarası olmayan bu anime, eğlenceli atmosferi ve komediyi bir an bile düşürmemesi sayesinde 23 bölüm boyunca harika bir deneyim sunmayı başardı demek isterdim ama diyemiyorum. Çünkü, bu animenin tam ortasında öyle bir hikaye arcı var ki animenin resmen tüm o temposunu alıp götürüyor. Tam tamına yedi bölüm süren "Okul Festivali" hikayesi hem kendisini gereksiz ciddiye aldığı yerler hem de aşırı itici bir karakter olan Kirio'yu çok fazla merkezinde tutması nedeni ile Mairimashita! Iruma-kun deneyimime çok büyük bir darbe vurdu. O hikaye arcı yerine diğer arclar gibi parodiye odaklanan bir komedi arcı olsa Mairimashita! Iruma-kun bu listede çok daha yükseklerde olabilirdi ama sağlık olsun; bu haliyle bile yeterince eğlenceli, yeterince güzel bir anime. Gerçi ikinci sezonunu duyurmamış olsalar bu kadar ılımlı yaklaşabilir miydim bilmiyorum; ama şu anlık Mairimashita! Iruma-kun, Okul Festivali bölümleri dışındaki her bölümü ile beni eğlendirmeyi başarmış harika bir parodi animesi. 2021'de çıkacak ikinci sezonunun Okul Festivali gibi kendisini gereksiz yere ciddiye alan bir arcı ve Kirio gibi sinir bozucu bir karakteri bulundurmamasını umut ediyor ve kendisini güzel bir komedi animesi arayan herkese öneriyorum.


Şimdi ayak takımından kurtulduğumuza göre listenin asıl kısmına geçebiliriz.

5| Kaguya-sama wa Kokurasetai?: Tensai-tachi no Renai Zunousen

Image

Stüdyo: A-1 Pictures

Yayın Sezonu: İlkbahar

Türler: Komedi, Psikoloji, Romantizm, Yaşamdan Kesitler

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Manga

 2019 senesinde ortalığı resmen kasıp kavuran Love is War'a bir devam sezonunun geleceği duyurulduğunda anime izleyicilerinin çok büyük bir çoğunluğu bu ikinci sezonu merak ile beklese de ben ilk sezonu sevmeme rağmen ayılıp bayılmadığım için biraz daha mesafeliydim. Love is War, her ne kadar iyi bir anime olsa da hem ikinci yarısında yönetmenlik kalitesindeki düşüş hem de karakterlere anca animenin sonunda ısınabilmiş olmam nedeniyle benim için 2019'un ikinci sınıf animelerinden birisi olmuş ve gerçekten övebileceğim tek kısmı seslendirme performansları olarak kalmıştı. Ancak, 2020'de çıkan ikinci sezon beni öyle bir vurdu ki aynı animeyi izliyor olduğumdan bile şüphe ettim.

 Öncelikle, karakterlere ilk sezon sayesinde çoktan alışmış olmamdan ötürü ilk sezonda yazı-tura olan komedisi benim için bu sefer çok daha eğlenceliydi. Hani Hamefura için ilk altı bölümünde yüzümde sürekli kocaman bir gülümseme var demiştim ya, işte Kaguya-sama için bu 12 bölümün -dram kısımları hariç- tamamını kapsıyor. Animede sıkıldığım tek bir nokta bile olmadı. Bir de üstüne zaten iyi olan seslendirme performanslarının ikinci sezonda daha da tavan yapması (özellikle de Kaguya'yı seslendiren Aoi Koga'nın gördüğüm en iyi seslendirme performanslarından birisini çıkarması) ile ben bu sezondan çok büyük keyif aldım. İşin içine oldukça iyi işlenmiş dram kısımları da eklenince, Love is War 2 benim için şüphesiz 2020'nin en iyi işlerinden birisi olup çıktı. Her ne kadar hala daha romantizm kısımlarının zayıf kaldığını düşünsem de orasının da artık üçüncü sezonda halledilmesini umuyorum.

 Listenin dördüncü ismine geçmeden önce son değinmek istediğim şey ise iki sezon arasındaki yönetmenlik kalitesi farkı. Love is War'un her iki sezonu da Shinichi Omata tarafından yönetildi ama ilk ve ikinci sezon arasında öyle bir stil ve kalite farkı var ki resmen A-1 Pictures'ın ilk sezonda adamı gereksiz yere kısıtladığını ve ardından animenin yakaladığı başarıyı gördüklerinde ikinci sezonda daha serbest davranmasına izin verdiğini düşündüm. Gerçekten ne yaşandığını bilemem ama iki sezon arasındaki yönetmenlik kalitesi ve stilindeki fark beni bunu düşünmeye itiyor.

4| Made in Abyss: Fukaki Tamashii no Reimei

Image

Stüdyo: Kinema Citrus

Yayın Sezonu: Kış (Sinema), Yaz (BD)

Türler: Bilim Kurgu, Dram, Fantezi, Macera 

Bölüm Sayısı: 1

Kaynak: Manga

 Eğer bu filmi yılın animeleri listesini hazırlamadan birkaç hafta önce izlemiş olsaydım fanboyluğumdan ötürü hiç düşünmeden birinci sıraya yazardım. Ancak, aradan geçen üç ayın ardından Made in Abyss hayranlığımın getirdiği gazı biraz azaltıp filmin üstüne azıcık kafa yorduğumda -her ne kadar muazzam bir film olsa da- ilk üçteki animelerin önüne yazmaya gönlüm el vermedi. Okuduğunu anlayamayanlar için daha açık bir şekilde ifade edeyim: MADE IN ABYSS FUKAKI TAMASHII NO REIMEI MUHTEŞEM BİR ANİME. Sadece, sırf televizyon animesini bu kadar seviyor olmamdan ötürü fanboyluğumun beni ele geçirmesine izin vermek istemedim.

 Şimdi filmin kendisine gelirsek... Aslında spoiler vermeden konuşulacak pek bir şey yok. Bu bizim bildiğimiz ve sevdiğimiz Made in Abyss'in direkt devamı niteliğinde bir film. Yani, ileride çıkacak olan ikinci sezonu izlemeden önce bu filmi izlemelisiniz. İlk sezon nerede bıraktıysa aynı yerden devam ediyor ve ilk sezondaki gibi bir yol macerasından daha çok, Abyss'in sadece tek bir katmanında geçen bir hikayeyi konu alarak iki sezon arasındaki köprü görevini görüyor.

 İşte benim de tam olarak bu filmi ilk sıraya yazmama nedenim de bu. Ben Made in Abyss'i üç temel ögesi sayesinde sevmiştim: Harika müzikler; mükemmel sanat yönetmenliği; ve tabii ki de seyirciyi içine çeken dünyasındaki harika macera. Bu filmde harika müzikler hala devam ediyor ama tüm filmin sadece tek bir katmanda geçmesinden ve film süresinin yarısında da iç mekanlarda olduğumuzdan Osamu Masuyama yeteneklerini son damlasına kadar kullanamamış. Bu arada yanlış anlaşılmasın, filmdeki sanat yönetmenliği hala daha sektörün zirvesine oynuyor; sadece filmin doğası gereği animenin geçtiği dünyadan daha çok karakterler ve olaylar ön plana çıktığından dolayı Osamu Masuyama bu sefer tüm şovu çalamamış. Ancak, ön plana çıkan karakterler ve olaylar o kadar harika ki bu açığı kapatmaya fazlasıyla yetiyorlar. Özellikle filmin sonuna doğru daha da derinlemesine anlatılan Prushka karakterinin hikayesi bu sene izlediğim en dramatik anlatılardan birisine sahipti. Bir de değinmeden geçmeyelim, bu filmde televizyon animesinin aksine gerçek dövüş sahneleri bulunmakta ve hepsi harika. Ana temaları fantezi, macera ve dram olan bir animede bu kadar kaliteli aksiyon sahneleri görmek beni oldukça şaşırtsa da aynı oranda da mutlu ettiğini söyleyebilirim.

 Kısaca toparlamak gerekirse; Made in Abyss: Fukaki Tamashii no Reimei, iki sezon arasında köprü görevi gören ve iki sene beklediğime sonuna kadar değen harika bir anime filmi. Umarım Kinema Citrus, Tate no Yuusha'dan kaldırdığı paralar ile Made in Abyss'e ilkinden daha da kaliteli bir devam sezonu yapar.

3| Toaru Kagaku no Railgun T

Image

Stüdyo: J.C.Staff

Yayın Sezonları: Kış, İlkbahar ve Yaz

Türler: Aksiyon, Bilim Kurgu

Bölüm Sayısı: 25

Kaynak: Manga

 Toaru serisi uzun süredir izlemek istediğim bir seri olsa da 150'den fazla bölümü olması nedeniyle hep erteleyip duruyordum. Ancak, hem son çıkan sezon olan Railgun T'nin insanlardan oldukça olumlu tepkiler alması hem de boş vakit bulmam sonucu üç ay öncesinde sonunda bu seriye giriş yapabildim; ve ana seri olan Index'in ilk iki sezonunu (üçüncüyü daha izleyemedim) harika görselliği dışında oldukça yavan bulurken, Index'e yan seri olarak çıkartılan Railgun'a tam anlamıyla bayıldım. Özellikle de ikinci ve üçüncü sezonlarına.

 Peki nedir bu Railgun? Kısaca özetlemek gerekirse, "Ortaokullu kızlar süper güçlerini kullanarak, şehri tehdit eden kötüleri durduruyor" diyebiliriz. Konseptin kulağa çok sıradan ve klişe geldiğinin farkındayım ki gerçekten de öyle. Railgun, konsept açısından ele alındığında olayların geçtiği Akademi Şehri dışında pek de özel bir yöne sahip değil. Zaten bu şovun öne çıkan yönü konseptin kendisinden çok onun işleniş biçimi. Toaru serisi Index romanları sağ olsun oldukça geniş bir evrene ve karakter bolluğuna sahip; Railgun da elinde olan bu kaynağı çok iyi kullanıyor ve bunu yaparken kendi yorumunu da katmayı eksik etmiyor. Railgun'da hem ana seriden gelen hem de kendi oluşturduğu karakterler dahil olmak üzere çok sayıda karakter bulunmakta ve bunların çoğu kendi hikayesine sahip. Gerek iyi tarafta gerekse kötü tarafta olan yardımcı karakterlerin fazla derin olmasa da yeterli ölçüde -izleyicinin onları önemsemesine yetecek ölçüde- hikaye anlatımları bulunmakta. Bu da ekrandaki karakterlerin birbirleri arasında ya da ana karakterlerimizle dövüşen konu mankenlerinden ibaret olmasını engelleyip animenin büyük bir çoğunluğunu oluşturan aksiyon sahnelerini daha bir güzel kılıyor.

 Karakterler dışında harika müzikler ve animasyonlara sahip olması da aksiyon sahnelerini bir üst kademeye taşıyan başka faktörler. Railgun'ın müzikleri tam anlamıyla adrenalin bombardımanı. Serinin genel temasına ters düşmeden seyirciyi yerine çivileyecek kadar harika müzikler bestelemeyi başarmışlar ve her ne kadar bazıları çok fazla kullanılsa da müziklerin her biri birbirinden güzel. Müziklerin yanı sıra seslendirmeler de bir o kadar harika. Özellikle ana dörtlümüzün seslendirmeleri o kadar iyi ki aralarından ikisini (Saten ve Uiharu) yer yer sinir bozucu bulsam da seslendirme sanatçıları sağ olsun fazla itici gelmediler.

 Bunun yanı sıra animasyonlar oldukça özenli ve akıcı. Animatörlerin bu işi gerçekten tutku ile yaptığını rahatlıkla hissedebiliyorsunuz. Her biri sırf bir spin-off serisi diye Railgun'ı küçümsemeden ellerinden geleni yapmış gibi hissettiriyor bu aksiyon sahnelerini izlemek. Animasyonun yanı sıra çizimler ve ışıklandırmalar da bir o kadar harika. Özellikle 2013'te çıkan ikinci sezon (Railgun S) o kadar harika bir görselliğe sahip ki bu anime 2018'de çıktı deseler inanırdım.

 Zaten J.C.Staff eskiden hep böyle bir stüdyoydu. Çıkardığı animelerin çoğu çizim kalitesi açısından hep çağın ilerisinde olmuştur. Ancak, artık son yıllarda stüdyonun başına ne geldiyse, üçüncü sezonda animasyonlar hala daha çok iyi olmasına rağmen çizim ve ışıklandırma kalitesinde büyük bir düşüş var. Çizimler sanki Railgun'dan değil de Japonya dışında fazla bir popülerliğe erişemeyen, ana karakterleri çoğunlukla ortaokullu veya liseli kızlar olan ortalama bir aksiyon animesindenmiş gibi hissettiriyor. Fakat bunun dışında da görselliğin başka hiçbir sorunu yok.

 Bu saydıklarım zaten temelinde iyi olan bir animeyi benim için bir üst kademeye taşıyan özelliklerdi. Yani bunlar olmasaydı Railgun'ı büyük ihtimalle bu kadar beğenmezdim ama yine de sırf tek bir özelliği için izlemeye devam ettiğim bir seri olurdu. O özellik ise harika aksiyon sahneleri. Railgun'ın aksiyon sahnelerine bayılıyorum. Stratejik kısımları yer yer öne çıksa da tempo ve gerilim hiçbir zaman azalmadan devam ediyor ve her ne kadar bazıları bir tık gereksiz uzun gibi hissettirse de harika animasyonları sayesinde hiçbir zaman sıkıcı hale gelmiyorlar. Railgun'ın aksiyon sahnelerini daha önce izlememiş birisine kısaca tanımlayacak olsam "%50 kaba kuvvet, %50 strateji" olarak tanımlardım. Railgun'daki karakterlerin sahip olduğu güçler (esper güçleri) çoğunlukla hem işlevsellik hem de saldırı üzerine aynı anda yoğunlaşıyor ve karakterler bir yandan sahip oldukları güçlerin kaba kuvvetini kullanırken bir yandan da kafalarının içlerinde strateji kuruyorlar; ve bu aktif dövüşler ile strateji savaşlarının birleşimine yönetmen Tatsuyuki Nagai'nin harika yorumu eklenince ortaya resmen sanat çıkıyor sanat. Bu aksiyon animeleri hem harika müziklere, hem harika karakterlere, hem harika animasyonlara, hem harika çizimlere (üçüncü sezon hariç), hem harika stratejilere, hem de harika bire bir dövüşlere sahip. Sıradan bir aksiyon animesi bunlardan sadece ikisine bile sahip olsa ortalama üstü olarak adlandırılabilecekken Railgun hepsine birden sahip. Peki bu anime bu kadar harikaysa neden büyük bir güruh tarafından çok fazla övülmüyor ve gelmiş geçmiş en iyi aksiyon animelerinden birisi sayılmıyor? İşte iş o noktada senaryoya geliyor. Railgun her ne kadar birçok harika yönü bir arada bulundursa da sahip olduğu yedi hikaye arcının çoğu spin-off olmasının da getirdiği doğasından dolayı şu şekilde ilerliyor:

 Şehirde büyük bir tehdit ortaya çıkar ve başkahramanımız Misaka bazen şans eseri bazense arkadaşlarının olaya dahil olması nedeniyle kendisini bir anda olayların ortasında bulur ve harika güçleri ile günü kurtarır.

 Bu formüle gerçekten bir şeyler eklemeye çalışan iki arc var ve bunlardan birisi hikayede çocuk denekleri kullanırken diğer ise insan klonlamayı kullanıyor, yani çokça işlenmiş ve artık klişe haline gelmiş iki konsepti; ve bu iki konsept içerisinden de sadece ikinci sezonda geçen insan klonlama olayı doğru düzgün işleniyor. Bunun sebebi ise Misaka'nın bu sefer hikayeye dışarıdan dahil olmak yerine ana odağın direkt kendisi olması. Bu arc dışında Railgun'da hikayesini gerçekten önemseyebildiğim bir arc yok. İşte animenin benim gözümdeki en büyük eksisi bu, önemsenebilecek ana hikaye sayısının sadece iki olması.

 Bunun dışında büyük eksiler olarak sayabileceğim; aralardaki bazı bölümlerin aşırı sıkıcı olması, animeye özel olan filler arclardan Sleep Party arcının aşırı bayması (bu arc olmasa ve ikinci sezon sadece 16-17 bölüm sürse aklımda çok daha iyi kalırdı) ve aksiyon sahnelerindeki ikili konuşmaların aşırı klişe olması var.

 Bu saydığım dört eksiye rağmen, Railgun serisi yine de izlediğim en iyi aksiyon animelerinden ve bu serinin üçüncü sezonu olan Railgun T de 2020'de çıkanlar içerisinden izlediğime gerçekten değdiğini düşündüğüm nadir şovlardan birisi.

2| Fruits Basket: 2nd Season

Image

Stüdyo: TMS Entertainment

Yayın Sezonları: İlkbahar ve Yaz

Türler: Doğaüstü, Dram, Komedi, Romantizm, Yaşamdan Kesitler

Bölüm Sayısı: 25

Kaynak: Manga

 Geçen sene başlayan, Fruits Basket mangasını baştan ve tam şekilde animeye uyarlama projesi 2020 yılında ikinci sezonu ile devam etmekte. TMS Entertainment tarafından yapılan ikinci sezonu kısaca özetlemem gerekirse; aynı stüdyonun geçen sene yaptığı ilk sezonun daha istikrarlı bir versiyonu dememin pek yanlış olmayacağını düşünüyorum. Yine ilk 6-7 bölüm biraz olaysız geçiyor ama ondan sonra vitesi artırılıp hem senaryonun ilerlemesi hem de yeni tanıtılan karakterlerin işlenmesi kısmına geçiş yapılıyor. Aynı ilk sezonda olduğu gibi yine bol bol dram, bol bol komedi ve bol bol karakter etkileşimleri mevcut. Ayrıca yeni tanıtılan Rin ve Kakeru gibi karakterler animeyi bir adım ileriye taşıyor. Ancak, ikinci sezondaki hiçbir karakter arcı ilk sezondaki Momiji ve Uotani'nin karakter arclarının kalitesine kesinlikle erişemiyor. Biraz daha açmam gerekirse; ilk sezonda Momiji, Uotani, Kyo ve Hatori'nin karakter arcları harika olsalar da bu arcların arasında kalan arclar pek de iç açıcı değildi. Bu sezonda ise o aradaki arclar kadar dibe düşen bir arc bulunmasa da Uotani'nin arcı kadar kaliteli bir arc da bulunmamakta. Başta "daha istikararlı" dememin sebebi de buydu. İlk sezonu yazım kalitesi anlamında inişli çıkışlı bir anime olarak düşünürsek, ikinci sezon daha düz bir çizgide ilerliyor; hiçbir yerde ilk sezonun çıktığı yüksekliklere erişemese de yine aynı şekilde ilk sezonun düştüğü çukurlara da düşmüyor.

 Ancak, ikinci sezonun ilkinden daha iyi yaptığı birkaç öge bulunmakta. Bunlardan benim için en başı çekeni komedi oldu. İlk sezonun komedisi yerinde olsa da karakterleri tanıtma amacı daha çok ön planda olduğu için komedi biraz yarım yamalak hissediyordu. Bu sezonda karakterlerin yarısından çoğunu çoktan tanıyor olduğumuz için komedi biraz daha ön plana çıkmış ve harika bir şekilde işlenmiş. İlk sezondan daha iyi olan bir başka yön ise dramatik sahnelerdeki müziklerin kullanımı. İlk sezon da bu konuda piyasadaki en iyi işlerden birisi olsa da ikinci sezonda onun bile önüne geçecek kalitede bir iş ortaya konulmuş. Jin Aketagawa'yı, ses yönetmenliği yaptığı her animede olduğu gibi burada da bir kez daha tebrik ediyoruz.

 İkinci sezon ile ilgili söyleyebileceğim tek büyük eksi sanırım Uotani ve Kureno arasındaki romantizmin ışık hızında gelişiyor olması. Belli ki bu ikisi arasındaki aşk final sezonunda Kureno'nun karakteri üstünde çok önemli bir rol oynayacak ama bu romantizmin böyle işlenmesi çok göze batmış. Karakterler sadece iki kez karşılaşıyorlar ve bir anda sanki senelerdir birbirlerini tanıyorlarmış gibi davranmaya başlıyorlar.

 Toparlamak gerekirse; Fruits Basket: 2nd Season, en az ilki kadar muhteşem bir sezon. İlk sezondan sonra acaba ikinci sezonda da aynı kaliteyi tutturabilirler mi diye endişe ediyordum ama bu endişelerimde yersiz çıktığımı gördüm. Az önceki paragrafta bahsettiğim eksi nedeni ile final sezonu olacak üçüncü sezon için de benzer endişelerim bulunmakta ama umarım bu endişelerim de yersiz çıkar.

1| Chihayafuru 3

Image

Stüdyo: Madhouse

Yayın Sezonları: 2019 Sonbahar ve 2020 Kış

Türler: Dram, Romantizm, Spor, Yaşamdan Kesitler

Bölüm Sayısı: 24

Kaynak: Manga

 Madhouse'un çıkardığı işler teknik kalite anlamında her zaman üst kalite işler olsalar da Atsuko Ishizuka'nın yönetmenliğini yaptığı animeler hariç sanat tasarımları bana her zaman bayık gelmiştir. Chihayafuru da bu animelerden birisiydi; her ne kadar animasyonlar, çizimler ve seslendirmeler harika olsa da iki sezona sahip, yaklaşık 50 bölümlük bu serinin sanat tasarımı 15-20 bölümden sonra beni acayip baymıştı. Bir de üstüne çoğu karakterin tasarımının bana aşırı itici gelmesinden ötürü her ne kadar animeyi oldukça sevsem de her zaman sanki bir şeyler eksikmiş gibi hissetmiştim. Ancak, üçüncü sezon ile bu tamamen değişti. Geçtiğimiz senelerde çıkmış olan 3-gatsu no Lion 2, Madhouse'u oldukça etkilemiş olacak ki oradaki sanat tasarımını ve yönetmenliğini neredeyse birebir olacak şekilde kopyalamışlar. Fakat bu kesinlikle kötü bir şey değil; kendi bayık tarzlarını devam ettireceklerine daha estetik duran bir tarzı kopyalamaları bence daha iyi olmuş. Bu yeni tarz sayesinde karuta maçları her zamankinden daha etkileyici bir hale bürünmüş. Bir de bunun üstüne karakter tasarımını sevmediğim karakterlerin bu sezonda çok az gözüküyor olması zaten sevdiğim bu animeden aldığım keyifi daha da arttırdı.

 Chihayafuru ile ilgili daha önceden sevmediğim başka bir nokta ise sevilebilir karakterlerin kıtlığıydı. Evet, karuta maçlarının her biri ayrı ayrı harikaydı ama bu maçlarda sevdiğim bir karakteri göremiyor olmak işin etkileyiciliğini biraz azaltıyordu. Şöyle geriye dönüp baktığımda ilk iki sezonda gerçekten seviyorum diyebileceğim tek önemli karakter Taichi'ydi ve en çok zevk aldığım karuta maçları da onun bulunduğu maçlar olmuştu. Bu sezonda bu da değişiklik gösterdi. Chihayafuru 3, ilk iki sezonun aksine okullar arası karuta maçlarına odaklanmıyor. Bu sezondaki maçlar karuta organizasyonu tarafından düzenlenen turnuvalarda geçiyor. İlk yarıda A Sınıfı oyuncular arasında geçen bir turnuvayı ve meijin & kraliçe maçlarının meydan okuyucularını belirleyecek turnuvaları izlerken, ikinci yarıda ise meijin ve kraliçe maçlarını izliyoruz; ve ben bu meijin & kraliçe maçlarına tek kelime ile bayıldım. Maçların zaten kendileri harika; az önce söylediğim yeni sanat tarzının maçların etkileyeciliğini arttırması olayı da var; bir de bu ikisinin üstüne hem zaten ilk iki sezondan sevdiğim Harada-sensei'in meijin müsabakasında boy göstermesi, hem animeye yeni eklenen karakter olan eski kraliçe Inokuma'nın harika bir karakter olması, hem de meijin Suou'nun kendisini bana bu sezonda sevdirmesi ile ikinci yarıda göz önünde olan dört karakterin üçüne bayılmam sonucu Chihayafuru'dan her zamankinden daha çok keyif aldım. Bir de bu müsabakalarda kazanacağı aşırı bariz olan kişilerin kazanması yerine biraz daha alışılagelmişin dışına çıkılsa daha iyi olurdu ama sağlık olsun, bu haliyle bile çok iyi.

 Yıl sonunda Chihayafuru 3'e tekrar baktığımda, ilk iki sezonundaki birçok küçük eksisini hala devam ettirse de büyük bir eksi olarak sayabileceğim bir yönünü bulamıyorum; ama eksik diyebileceğim ve olsaydı animeyi daha ileri taşıyacağını düşündüğüm bir nokta bulunmakta. O da Inokuma'nın yaşadığı "Karuta gerçekten annelik görevimden daha mı önemli?" ikileminin çok daha derin işlenebilme potansiyelinin olmasıydı. Inokuma zaten harika bir karakter, bir de üstüne bu yaşadığı ikilem daha derin ve dolu bir şekilde anlatılsaydı Chihayafuru 3 çok daha iyi bir anime olabilirdi. Toparlamak gerekirse, bunun olmaması bir eksi değil ama olsaydı daha iyi olurdu.

 Dört senenin ardından sonunda Chihayafuru'nun üçüncü sezonunu izleme mucizesine erişebildiğim için kendimi çok şanslı sayıyorum. Bir ara ciddi ciddi bu serinin asla devam etmeyeceğini düşündüğüm olmuştu. Üçüncü sezonunu izledikten sonra ise bir yandan olası bir dördüncü sezon için heyecanlanırken, diğer bir yandan da eğer hikaye bu sezonda olduğu gibi klişe yollardan ilerleyecekse animeye hiç uyarlanmasa daha mı iyi olur diye düşünmeden edemiyorum. Çünkü, Taichi'nin daha fazla acı çekmesini görmeyi hiç ama hiç istemem.

 Günün sonuna geldiğimizde; Chihayafuru, her ne kadar birçok klişe ve bayıcı yönü bulunsa da "Bir kart oyunundan ortaya çıkmış bir sporu izlemesi ne kadar eğlenceli olabilir ki?" diye göz ardı etmemeniz gereken, izleyebileceğiniz en kaliteli spor animelerinden birisi.

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları