Listedekilerin hepsini seviyorum ancak ilk dördün yeri ayrı.

YENİLİK

 Bu listede, önceki listeler gibi animelerin wallpaperlarını kullanmak yerine, o animeden bir müziği koydum. Lütfen bu listedeki animeler hakkındaki görüşlerimi o müzikle beraber okuyun ve wallpaper mı yoksa müzik mi daha iyi yorumlarda belirtin. Görüşleriniz benim için önemli.

Not: Puanlama ölçeği için tıklayınız.

2018

 2018 şu ana kadarki en fazla anime izlediğim yıl oldu, yüzden fazla anime izledim ve bu animelerin altmış tanesi 2018 yılı animesiydi. Zaten bu kadar fazla anime izlememin en büyük nedeni bu liste için yeterli sayıda anime izleme isteğimdi. Hala, Lost Song gibi izlemediğim ve güzel duran birkaç anime var ama içime sinen ve bu listeye girebileceğini düşündüğüm ve bu listeye giremeyeceğini düşünsem de izlemekten bir zarar gelmez dediğim (gerçi bazılarından zarar geldi) animelerin hepsini izledim. Hangi animeleri izlediğimi merak edenler varsa o animelerin listesi:

Sora yori mo Tooi Basho

Citrus

Kishuku Gakkou no Juliet

Seishun Buta Yarou wa Bunny Girl Senpai no Yume wo Minai

Violet Evergarden

No Game No Life: Zero

Fate/stay night Movie: Heaven's Feel

Akkun to Kanojo

Satsuriku no Tenshi

Irozuku Sekai no Ashita kara

Dies Irae: To the Ring Reincarnation

Zombieland Saga

Killing Bites

Isekai Maou to Shoukan Shoujo no Dorei Majutsu

Asagao to Kase-san

Chio-chan no Tsuugakuro

Hinamatsuri

Grand Blue

Boku no Hero Academia 3rd Season

Island

Mitsuboshi Colors

IDOLiSH7

Release the Spyce

Yuru Camp

Kokkoku

Overlord

Fumikiri Jikan

3-gatsu no Lion 2nd Season

Goblin Slayer

Rokuhoudou Yotsuiro Biyori

Golden Kamuy

Hanebado!

Devilman: Crybaby

Ryuuou no Oshigoto!

Shokugeki no Souma: San no Sara - Toutsuki Ressha-hen

Takunomi.

Death March kara Hajimaru Isekai Kyousoukyoku

Uma Musume: Pretty Derby

Devils Line

Karakai Jouzu no Takagi-san

Steins;Gate 0

Overlord III

Tada-kun wa Koi wo Shinai

Sirius

Mahoutsukai no Yome

Ramen Daisuki Koizumi-san

Miira no Kaikata

Megalo Box

Ore ga Suki nano wa Imouto dakedo Imouto ja Nai

Darling in the FranXX

B: The Beginning

3D Kanojo: Real Girl

Hataraku Saibou

Slow Start

Asobi Asobase

Golden Kamuy 2nd Season

Asobi Asobase

Yagate Kimi ni Naru

Comic Girls

Not: 2018 yılından önce çıkmış ama BD’si 2018’de yayınlanmış anime filmleri ve 2017’de çıkıp, 2018’de son bölümünü yayınlayan animeler de bu listede bulunabilir. Aynı şekilde, 2018 yılında çıkmış ama daha son bölümlerini yayınlamamış animeler bu listede olmayacak.

Ben Sevemedim Ama Belki Siz Seversiniz Köşesi: Sayonara no Asa ni Yakusoku no Hana wo Kazarou

Stüdyo: P.A. Works

Yayın Sezonu: Kış (Film), Sonbahar (BD)

Türler: Dram, Fantezi

Bölüm Sayısı: 1 Film

Kaynak: Orijinal

 Anime filmleri ile tanışmam küçüklüğümde televizyonda izlediğim Studio Ghibli filmleri ile olmuştu ve o günlerden beridir de anime filmlerini bir türlü sevemedim. Bunun nedeni 2 saat gibi bir süreyi hikaye anlatımı için yeterli bulmamam veya anime filmlerindeki işlenişleri 11-26 bölümlük serilerden farklı olmasından dolayı sevmemem olabilir ama tam olarak sebebinin ne olduğunu ben de bilmiyorum; sevemiyorum işte. Hali hazırda 11-26 bölüm arası bir serisi bulunan animelerin filmlerini (Örn: No Game No Life Zero, Heaven's Feel, Seishun Buta Yarou'nun çıkacak olan filmi) saymazsak sanırım bu izlediğim son anime filmi olacak. Eğer siz de benim gibi anime filmlerinden zevk alamayan biriyseniz ve 2 saatlik boş vaktiniz varsa izleyeceğiniz son anime filmi için güzel bir seçim olabilir. Eğer anime filmleri ile aranız kötü değilse Sayonara no Asa ni Yakusoku no Hana wo Kazarou'yu kesinlikle izlemelisiniz. Annelik duygusunu çok iyi anlatan ve birisini koşulsuz şartsız sevmeyi oldukça güzel ele alan bir yapımdı.

http://www.turkanime.tv/anime/sayonara-no-asa-ni-yakusoku-no-hana-wo-kazarou

11| Dies Irae: To the Ring Reincarnation

Stüdyo: A.C.G.T.

Yayın Sezonu: Yaz

Türler: Aksiyon, Büyü, Süper Güç

Bölüm Sayısı: 6

Kaynak: Görsel Roman

 Birçoğunuz şimdiden, “Dies Irae gibi zayıf senaryolu, hikayesini doğru düzgün anlatamayan zayıf bir anime nasıl olur da bu listede.” demeye başladı bile ve onlara hak vermemek elde değil. Dies Irae cidden hikayesini anlatmaya çalışırken eline yüzüne bulaştıran bir anime. Peki bu, animeyi izlerken benim ne kadar umrumda oldu? Tabi ki de hiç. Ben bu animenin süper güçleri ve aksiyonu işleyişine, karakterlerine, müziklerine ve atmosferine tek kelime ile bayıldım. Bu 6 bölümlük ONA’da hem daha kaliteli aksiyon hem de daha kaliteli karakter anlatımları gördük. Finali de en az aksiyonu ve karakterleri kadar kaliteliydi. Tabi bu animenin görsel romandaki Marie rotasını izlemesi ve ben dahil birçok Dies Irae severin favorisi olan Beatrice’ı animede sadece flashbacklerde görmemiz biraz üzse de Dies Irae: To the Ring Reincarnation bu listeye girmek için fazlasıyla yeterli bir anime. Ah bir de senaryo anlatımını doğru düzgün yapsalardı listede çok çok daha üstlerde olabilirdi ama sağlık olsun. Biraz hayalperestçe olacak ama umarım başka bir stüdyo Dies Irae’nin yayın haklarını devralır ve görsel romandaki diğer rotaları animeye doğru bir biçimde uyarlar.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/dies-irae

http://www.turkanime.tv/anime/dies-irae-to-the-ring-reincarnation

10| Irozuku Sekai no Ashita kara

Stüdyo: P.A. Works

Yayın Sezonu: Sonbahar

Türler: Büyü, Dram, Romantizm

Bölüm Sayısı: 13

Kaynak: Orijinal

 Bu anime şu ana kadar en çok hypelandığım animeydi. En sevdiğim stüdyolardan olan P.A. Works tarafından yapılırken aynı zamanda yönetmeni de oldukça sevdiğim bir anime olan Nagi no Asukara’nın yönetmeniydi. Hypelanmam oldukça doğaldı. Ancak, animenin bir dram animesi olup büyülü bir dünyada geçeceği ve büyüden nefret eden genç bir büyücünün büyükannesi tarafından 60 sene öncesine, büyükannesinin gençliğinin yanına gönderileceği bir senaryoya sahip olduğunu öğrendiğimde beklentilerim tavan yaptı. Çünkü bu tarz konseptlerin dram ile işlenişine bayılırım. Beklentilerimin aşırı yüksek olmasına rağmen bu animenin onuncu sırada olmasından dolayı Irozuku’nun beklentilerimi karşılayamadığını çoktan anlamışsınızdır (Yakında yayınlayacağım bir yazıda bu konudan daha detaylı bahsedeceğim). Ancak yine de Irozuku çok güzel bir animeydi.

 Öncelikle P.A. Works yine harika bir görsellik ortaya çıkarmış. Karakterlerin görselliği mükemmel olmasa da, arka plan görselliği şu ana kadar gördüklerimin en iyisiydi. Sadece kaliteli olmasını geçtim, aynı zamanda yer yer kullanılan renk geçişleri ve değişik sanat tasarımları görselliğe ekstra bir tat katıyordu.

 Açılış ve kapanış müziklerinin hoş olmasının yanı sıra soundtrackler de güzeldi, fakat iş seslendirmelere gelince olay değişiyor. Çünkü bu animedeki seslendirmeler muhteşem. Ana ekipteki tüm karakterlerin seslendirmeleri karakterlerine uyacak seslendirmenler tarafından yapılmış. Tüm seslendirmeler muhteşem olsa da Touyama Nao tarafından seslendirilen Kurumi Kawai’nin seslendirmesi ayrı bir seviyedeydi. Zaten Touyama bu sene çıkmış olan Goblin Slayer (Elf) ve Bunny Senpai (Tomoe Koga) animelerinde de harika işler çıkarmıştı. Kendisini gelecekte sık sık ana karakterleri seslendirirken görürsek şaşırmam.

 Senaryo ve karakterlere geldiğimizde ise işler biraz değişiyor. Her ne kadar, Hitomi’nin küçükken kaybettiği mutluluk duygusunu iyi arkadaşlar ve büyükannesinin gençliği ile beraber geri kazanması güzel bir tema olsa da senaryoda hiçbir şey olmuyor gibi hissediyorsunuz. “Acaba ne zaman karakterler birbirleriyle doğru düzgün etkileşime geçecek ve senaryoda önemli bir şey olacak.” diye diye 9. Bölüme kadar geldim. Her ne kadar 9. Bölümden sonra birkaç olay ve karakter etkileşimi olsa da yine de yeterli değildi ve animeden ağzımda acı bir tat ile ayrıldım. Fakat bu demek değil ki Irozuku kötü bir anime, zaten kötü olsa bu listede olmazdı. Her ne kadar animenin içi çok boş olsa da eğlenceli karakterler ve Shinohara Toshiya’nın harika yönetmenliği sayesinde animeyi, son bölümler hariç, hiç sıkılmadan izledim. Karakterlerin, dramın ve senaryonun işlenişine biraz daha önem verilmiş olsa bu anime 2018’in en çok ses getiren animesi olabilir ve bu listede en üst sıralarda yer alabilirdi…

Image

http://www.turkanime.tv/anime/irozuku-sekai-no-ashita-kara

9| Satsuriku no Tenshi

Stüdyo: J.C.Staff

Yayın Sezonu: Yaz

Türler: Gerilim, Korku, Macera, Psikolojik

Bölüm Sayısı: 16

Kaynak: Oyun

 Oyunların anime uyarlamaları genelde pek iyi olmaz. Çünkü, çoğu oyunu deneyim etmenin en iyi yolu onu oynamaktan geçer, izlemekten değil. Bunun en büyük örneklerinden birisi daha bu sene çıkan Persona 5 the Animation. Persona 5 oyun olarak benim de aşırı sevdiğim ve çoğu basın kurumu tarafından çok fazlaca övülen bir oyun. Ancak animesi de bir o kadar yerden yere vuruluyor. Tabi bunda A-1 Pictures ve CloverWorks’ün hatası da oldukça fazla. Her ne kadar oyundan uyarlama olan kötü animelerin sayısı daha fazla olsa da arada Satsuriku no Tenshi gibi iyi uyarlamalar da çıkabiliyor. Gerçi sadece iyi demek ne kadar doğru olur bilemiyorum çünkü bu anime şu ana kadar izlediğim en iyi oyun uyarlaması anime.

 Senaryosu benim oldukça sevdiğim ve aşırı nadir bulunan bir konsepti işliyor: Küçük bir kızın bir yerde kapana kısılması ve orada tanıştığı katil ile beraber diğer katilleri yenip kaçma çabası. Ve animenin, senaryoyu bu konsepti barındıran diğer yapımlarla hemen hemen aynı şekilde ele aldığını rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak bu kesinlikle senaryonun kötü olduğu anlamına gelmiyor. Aksine senaryo oldukça başarılı. Tanrı kavramını değişik bir açıdan ele alışı gibi kendine özgü güzel noktalar barındırması ve final bölümlerinde yaptığı büyük plot twist de senaryonun aşırı güzel yönlerinden birkaçıydı. Senaryonun tek büyük sıkıntısı ise ucu açık bitmesiydi. Hikaye tam olarak sonlansa da en sonunda ana karakterlere ne olduğunu kendi hayal gücümüzle tamamlamamızı istiyorlardı ve ben bundan nefret eden birisiyim. Hayır yani ne uğraştırıyorsun bizi, ver şu finali de gidelim.

 Karakter kadrosu kısıtlıydı belki ama elinde bulunan karakterlerin hepsini çok güzel işliyordu. Az karaktere sahip olmasının eksisini, her karaktere güzel bir biçimde odaklanarak artıya çeviriyordu. Müzikler animenin atmosferine aşırı uygun ve çok güzellerdi. 

 Ve son olarak, animenin ana türü olan gerilimin işlenişi muhteşemdi. Ana karakterlerimiz binanın dışına ulaşmaya çalışana kadar en az onlar kadar öldüm öldüm dirildim ve bunun en büyük sebebi animenin atmosferiyle beraber verdiği gerilim hissiyatıydı. Bana her an, “Acaba burada başlarına ne gelecek.” diye düşündürtmeyi başardı.

 Satsuriku no Tenshi iyi bir anime ve eğer senaryosu ucu açık bir şekilde bitmeseydi bu listede bir iki sıra daha üstte bile olabilirdi.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/satsuriku-no-tenshi

8| Akkun to Kanojo

Stüdyo: Yumeta Company

Yayın Sezonu: İlkbahar-Yaz

Türler: Josei, Komedi, Okul, Romantizm

Bölüm Sayısı: 25

Kaynak: Manga

 Geçen sene izlediğim Getsuyobi no Tawawa’dan itibaren, üst üste anime izlemekten yorulduğumda üç veya on iki dakikalık bölümlere sahip olan animeler benim için dinlenme animelerine dönüştüler. Akkun to Kanojo da izlediğim dinlenme animeleri içinden açık ara fark ile en iyisi.

 Peki bu animeyi diğerlerinden ayırıp açık ara fark ile en iyi yapan şey neydi? Karakterlerinin arasındaki uyumdu. Toplamda dört ana karakterimiz var, bunlardan ikisi sevgili olan ana çiftimiz. Diğer ikisi ise, ana erkek karakterin kız kardeşi ve yine ana erkek karakterin en yakın arkadaşı. Ben şahsen, izlediğim neredeyse her animede olduğu gibi, yan çifti ana çiftten daha çok beğendim. Hem de sadece onlara odaklanan 12 bölümlük ve her bölümü 24 dakika olan bir romantik komedi çıksa seve seve izleyecek kadar çok sevdim. Buradan, “Yan çift çok iyi bir uyuma sahipken ana çiftin arasındaki uyum çok kötü.” gibi bir anlam çıkmasın. Ana çiftimiz de oldukça güzel bir uyuma sahipti, ancak yan çift kadar sevemedim onları.

 Senaryoya ve diğer yönlere gelecek olursak, neredeyse her kısa slice of life animesinde gördüğümüz tarzda ögelere sahip; özel hiçbir yanı yok. Ancak özel bir yanları olmasa da bu ögeler yine de kesinlikle iyiler.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/akkun-to-kanojo

7| Fate/stay night Movie: Heaven's Feel - I. Presage Flower

Stüdyo: ufotable

Yayın Sezonu: İlkbahar (BD)

Türler: Aksiyon, Büyü, Doğaüstü, Fantezi

Bölüm Sayısı: 1 Film

Kaynak: Görsel Roman

 Üç film olacak Heaven’s Feel rotasının sadece ilk filmi bile, Fate/Zero dışındaki tüm Fate evreninden daha iyi…

 Fate serisi konusu gereği, bana her zaman ciddi bir temaya sahip olması gereken bir seri gibi gözükmüştür. Sonuçta işin ucunda her dileği yerine getirebilen bir kadeh var. Ancak, bu serinin temeli olan görsel roman o kadar yüksek bir popülariteye ulaştı ki, sırf para uğruna güzelim evreni çöp ettiler.

 Heaven’s Feel, tıpkı Zero gibi, diğer 2 rotaya göre biraz daha karanlık ve ciddi bir temaya sahip ve ufotable bu yoğun atmosferi animeye çok güzel bir şekilde aktarmayı başarmış. 

 ufotable diğer animelerinde olduğu gibi yine klasını konuşturmuş ve görsellik bakımından harika bir iş çıkarmış. CGI’ın kullanımından ışıklandırmaya kadar her şey muhteşem. Soundtrackler tıpkı Fate serisinin önceki ana animelerinde olduğu gibi yine muhteşem. Bu filmde sadece birkaç tane bulunan aşırı güzel aksiyon sahnesi, gelecek iki film için çok büyük umut vaat ediyor. Senaryo bakımından, önceki rotalarda gösterilen giriş kısımlarının bu filmde fazla uzatılmayıp hızlıca geçilmesi hoş olmuş (Not: Bu sebepten dolayı sakın bu evrene Heaven’s Feel’dan giriş yapmayın hiçbir şey anlamazsınız). Ve bu film ile spoilersız bir şekilde bahsetmek istediklerimden aklımda kalanların hepsi bu kadar. Ha, unutmadan söyleyeyim, Fate animelerini izleme sırası önerim değişmedi. Hala, Zero –> Stay/Night –> Unlimited Blade Works –> Heaven’s Feel sırasının en iyisi olduğunu düşünüyorum. Sakın, “İma Ziro diğir inimilir için spoiler viriyor.” demeyin. Bu serideki her anime diğeri için spoilerlar barındırıyor.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/fate-stay-night-movie-heaven-s-feel-i-presage-flower

6| No Game No Life: Zero

Stüdyo: Madhouse

Yayın Sezonu: Kış (BD)

Türler: Doğaüstü, Dram, Fantezi, Oyun, Romantizm

Bölüm Sayısı: 1 Film

Kaynak: Hafif Roman

 Öncelikle No Game No Life’ı izlemiş ama bu film hakkında bilgisi olmayanlar için bilgilendirme yapayım. Bu film, ana hikayenin 6000 yıl öncesini, asıl animede de yer yer bahsi geçen büyük savaşın sonlarını anlatıyor ve bu film ana hikaye gibi akıl oyunları ve komedinin değil, dram ve romantizmin üstüne kurulu.

 Ana karakterlerimiz olan, Riku, Schwi ve Couronne; hem dış görünüş hem de kişilik olarak, Sora, Shiro ve Steph baz alınarak tasarlandığından izleyicinin çabucak o karakterlere alışması ve senaryoya daha fazla odaklanabilmesinin sağlanması oldukça hoş olmuş. Çünkü, bir anime filminde genelde senaryo ve karakterlerin dengesi pek iyi olmaz, birinden birisi her zaman daha çok ön plana çıkar. Eğer ikisini de eşit miktarda işlemeye çalışırlarsa da, eldeki süre kısıtlı olduğundan illa ki ikisinden birisi ya da ikisi birden zayıf kalır. Kısaca senaryo ve karakterlerin ikisi de muhteşemdi. Yer yer duygusal, yer yer gaza getirici sahneler ile dolu bir filmdi ve her saniyesinden zevk aldım. Finali ise mükemmele yakındı. Riku ve Schwi karakterlerinin ikisini de tıpkı Sora ve Shiro gibi aşırı beğendim. Bir robotun ya da daha önce sevgi görmemiş bir insanın duyguları anlamaya çalışması her ne kadar klişe bir tema olsa da ben bu temayı severim ve bu tema NGNL: Zero'da çok güzel işlenmiş. (Şimdi fark ettim de, bu sene bu temada üç anime izledim ve üçü de bu listede: Irozuku, NGNL Zero ve beşinci sıradaki anime)

 Müziklerinden bahsedecek olursak tek kelime ile harikalar. Yapımcı ekip harika müzik seçimlerinde bulunmuş. Ha yapımcı ekip demişken, bu filmin yönetmeni de asıl No Game No Life’ın yönetmenliğini yapan Ishizuka Atsuko ve kadın yine harika bir iş ortaya çıkarmış. Umarım Madhouse ile aralarında bir sorun çıkmaz ve eğer ikinci sezon çıkarsa onun da yönetmenliğini Ishizuka Atsuko yapar.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/no-game-no-life-zero

5| Violet Evergarden

Stüdyo: Kyoto Animation

Yayın Sezonu: Kış

Türler: Dram, Fantezi, Slice of Life

Bölüm Sayısı: 13

Kaynak: Hafif Roman

 Violet Evergarden hakkında çoktan bir inceleme yazısı yazdığımdan burada bölümsel hikaye anlatısına sahip animeler hakkında kısa bir konuşma yapacağım. Anime hakkındaki görüşlerimi merak edenler o incelemeyi okuyabilir. (İncelemeye gitmek için tıklayınız.)

 Mahoutsukai no Yome ve JoJo Part 3 incelemelerinde bu animelerin hikaye anlatısını çok kötü bulduğumdan dolayı yorumlarda çoğu kişi bölümsel hikaye anlatısına sahip animelerden hiçbir şey anlamadığımı ve eğer bu tip hikaye anlatısını sevmiyorsam izlememem gerektiğini söylemiş. Şimdi yazacaklarımı o incelemelerde zaten söylemiştim ama görünüşe göre okuduğunu anlamayan bir kesim var ve onlara şimdi yazacaklarımı dikkatli okuyup güzelce sindirmelerini öneriyorum.

 Bölümsel hikaye anlatısına sahip animelerin en büyük sorunu, içinde barındırdığı her hikayenin aşırı iyi olmamasıdır. Bir bölümdeki hikaye mükemmele yakınken, diğer bölümdeki hikaye animeyi tekrar izleyen kişilerin o bölümü atlayacağı kadar kötü olabiliyor. Bu durum maalesef bölümsel hikaye anlatısına sahip animelerin büyük bir çoğunluğunda var. Örnek vermek gerekirse: Mahoutsukai no Yome, JoJo Part 3 ve Darker than Black Sezon 1, ve benim bu durumdan yakınıyor olmam bölümsel hikaye anlatısını sevmediğim anlamına gelmiyor. Aksine, bu kötü bölümlerin sayısı en azda tutulunca ortaya hikaye anlatısı bakımından aşırı zengin ve ben de dahil büyük bir kesmin oldukça sevdiği animeler çıkıyor. Bundan da örnek vermek gerekirse: Mushishi, Violet Evergarden, Katanagatari ve daha yeni çıkmış olan Seishun Buta Yarou wa Bunny Girl Senpai no Yume wo Minai gibi, MyAnimeList tarzı sitelerde çok yüksek puanlara sahip animeler örnek gösterilebilir. Fakat, maalesef ki iyi örneklerin sayısı kötülerden çok daha az ve benim bu kötü örnekleri beğenmediğimi söylemem türü beğenmediğim anlamına gelmiyor. Umarım anlayabilmişsinizdir.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/violet-evergarden

4| Seishun Buta Yarou wa Bunny Girl Senpai no Yume wo Minai

Stüdyo: CloverWorks

Yayın Sezonu: Sonbahar

Türler: Doğaüstü, Komedi, Okul, Romantizm

Bölüm Sayısı: 13

Kaynak: Hafif Roman

 Bu anime hakkındaki görüşlerimi belirtmeden önce şu konuya değinmek istiyorum. Animenin daha ilk sahnesinde şöyle bir çevirmen notu var: “+18 İçerik vardır. Rahatsızlık verici tabirler bulunabilir, erotik bir seridir bilginize sunulur.” Sanırım çevirmen burada, seride erotik şakaların bulunduğunu söylemek istemiş, ancak bu nottaki bazı yanlış tanımlamalar yüzünden seri sanki her bölümünde karakterlerin yiyişip +18 görüntüler ortaya çıkardığı bir animeymiş gibi durmuş. Merak etmeyin animede bir tane bile erotik sahne yok. Sadece animenin uyarlanmış olduğu kitap serisinin yazarı olan Hajime Kamoshida’nın, daha önce Sakurasou’da yapmış olduğu gibi cinsellik içeren şakalar var. Ancak bu şakalarda kesinlikle +18 bir sahne yer almıyor. Hatta Sakurasou’dan kat kat daha az cinsel espri içeriyor. Bu yanlış anlaşılmayı düzelttiğimize göre asıl kısma geçiş yapalım.

 Her ne kadar bu animeyi ilk defa duyup, en sevdiğim yazarlardan birisi olan Hajime Kamoshida tarafından yazıldığını öğrendiğimde aşırı bir hype yapmış olsam da, serinin Monogatari serisinden esinlenerek hazırlandığını ve stüdyosunun CloverWorks olduğunu öğrendiğimde o hype birden uçtu gitti.

AĞLAMA ALARMI

 Buradan sonraki iki paragrafta oldukça güzel bir şekilde ağladım. Eğer 19 yaşında, yetişkinlik ile ergenlik arasında sıkışmış gereksiz bir insanın ağlamalarını okumak istemiyorsanız bu iki paragrafı geçin.

 Öncelikle Monogatari serisinden bahsedelim. Monogatari serisi, çok sevdiğim bir anime olan Mekakucity Actors’ün stüdyosu ve yönetmeni tarafından yapıldığını öğrendikten sonra başladığım bir seri, kısaca seri için ufak da olsa beklentilerim vardı. Seriye başlamadan önce türlerine şöyle bir bakayım demiştim ve çok sevdiğim doğaüstü, gizem ve vampir türlerini barındırdığı gördüğümde beklentilerim yükselmişti. Bakemonogatari’nin ilk bölümlerini izlediğimde ve Senjougahara’nın hikayesi tamamlandığında bu animenin en sevdiğim animelerden birisine dönüşeceğini düşünmeye başlamıştım. Sonuçta sanat tasarımı çok hoşuma gitmişti, karakterleri sevilesiydi, hikaye oldukça güzel ilerliyordu. Ancak, animenin devamında çok büyük sorunlar baş göstermeye başladı. Bu benim beklediğim gibi bir doğaüstü-gizem-vampir animesinden daha çok Ecchi-Pedofili-Ensest-Harem türünde bir animeye dönüşmüştü ve ben de animelerde yaşadığım en büyük ikinci hayal kırıklığıyla beraber ortada kalakalmıştım. Bu yüzden Bunny Senpai’ın da tıpkı Monogatari serisi gibi sırf ergenlerin mastürbasyon malzemesi olması için tasarlanan waifularla dolu ve arka plana ayıp olmasın diye konulan senaryoya sahip bir seri olacağını düşünmüştüm. Felaket yanılmışım, Hajime Kamoshida çizgisinden şaşmamış ve karakterlerini cinsel objeye dönüştürmeyerek cinselliği sadece küçük şakalarla sınırlı bırakmış. Daha ilk bölümden itibaren Hajime Kamoshida’nın tarzını hissetmeye başlıyorsunuz. Önceki hafif romanları ve animelerinde de olduğu gibi ilk bölüm biraz sakin geçiyor ama ikinci bölümden itibaren vitesi beşe takmaya başlıyor.

 Şimdi gelelim CloverWorks’e. Ben bu stüdyodan nefret ediyorum, çünkü bu stüdyo en sevdiğim oyunlardan birisi olan Persona 5’i animeye öyle bir uyarladı ki, fanlar tarafından yapılmış olan animasyonlar bile o uyarlamadan daha güzel duruyor. Hal böyle olunca ister istemez içimi bir korku kapladı. “Ya Hajime Kamoshi’danın yazdığı harika hikayeyi de çöp ederlerse diye düşündüm.” Animenin bu listede olduğunu göz önüne alarak bazılarınız stüdyonun iyi bir iş çıkardığını ve güzel bir potansiyeli çöp etmediğini düşünebilir. Ancak ben biraz farklı düşünüyorum. Bence çöp etmemekten daha çok, Hajime Kamoshida öyle güzel bir hafif roman yazmış ki çöp EDEMEDİLER. Bu animeyi J.C.Staff veya Madhouse gibi daha deneyimli bir stüdyo yapmış olsaydı belki de çok daha iyi bir anime ortaya çıkacak ve MyAnimeList’te 8.90’a yakın bir puan alacaktı, kim bilir. Ha bu arada, CloverWorks’ün yapmış olduğu soundtrack seçimleri bence aşırı yanlıştı, sakin anlardaki soundtracklerin hemen hemen hiçbirini beğenmedim. (Not: Yiğidi öldürelim ama hakkını yemeyelim, mükemmel bir kapanış şarkısı yapmışlar.)

 Oldukça uzun olan ağlama safham bittiğine göre gelelim bu animenin güzel yönlerine ve neden bu kadar çok beğendiğime.

 Animedeki senaryo 1-3, 4-6, 7-8, 9-10 ve 11-13. bölümler olarak beşe bölünmüş durumda. Bu bölümler arasından 1-3 ve 11-13. bölümler diğerlerinden bir adım öne çıkıyor. 1-3. Bölümlerde romantizm ön plandayken, 11-13. bölümlerde ise dram/abi-kardeş temaları ön planda ve her ikisi de barındırdıkları temayı muhteşem bir şekilde işliyor. 7-8 ve 9-10. bölümler ise ellerindeki temaları 1-3 ve 11-13 kadar muhteşem işlemese de yine de çok iyi işliyor ve güzel bir seyir zevki sunuyor. 4-6. bölümler ise bir iki sahne dışında ortalamanın çok az üstünde diyebiliriz. Bu bölümlerde ana karakterimizin, sorunlarına yardım ettiği kız, günümüz “sosyal medya” gençlerini çok güzel bir biçimde temsil etse de senaryosu çoğunlukla fazla sıkıcı. Belki de bu bölümlerdeki senaryo o kadar sıkıcı değildir ve en az 7-10. bölümler kadar iyidir, fakat 1-3. bölümlerdeki harika hikaye ve işlenişten sonra geldiği için o bölümlerin muhteşemliği altında ezilmiştir. Bunu tam olarak kestirememekle beraber pek önemsemiyorum da. Önemli olan izlerken benim ne hissettiğim.

 Komedisi, bir Sakurasou no Pet na Kanojo kadar neredeyse her komedi sahnesinde güldüremese de, yine de iyiydi. Romantizm ise sadece ilk üç bölümde güzeldi, devamında o kadar da etkileyici değildi. Doğaüstü teması ise bir amaçtan daha çok, karakterleri izleyiciye anlatmak için kullanılan birer araçtı ve görevini çok güzel bir biçimde yerine getiriyordu.

 Son bölümün son bir iki dakikasına kadar, bu anime ve üçüncü sıradaki animeden hangisi daha iyi diye çok büyük bir ikileme girmiştim. Ancak, bizzat görmek istediğim birkaç sahne, arkaya kapanış müziği atılarak hızlıca geçilince bu ikilem anında ortadan kayboldu.

 Günün sonunda, Seishun Buta Yarou wa Bunny Girl Senpai no Yume wo Minai, J.C.Staff ya da Madhouse gibi daha tecrübeli bir stüdyo tarafından yapılmış olsaydı bu listede ilk sırayı bile zorlayabilirdi.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/seishun-buta-yarou-wa-bunny-girl-senpai-no-yume-wo-minai

3| Kishuku Gakkou no Juliet

Stüdyo: LIDENFILMS

Yayın Sezonu: Sonbahar

Türler: Aksiyon, Komedi, Okul, Romantizm, Shounen

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Manga

 “2018 Sonbahar Sezonunda En Çok Beklediğim 11 Anime” listesinde de bahsettiğim gibi, bu animeden beklentilerim vardı ve iyi bir anime olmasını bekliyordum; ancak bu kadar iyi olabileceği aklımın ucundan bile geçmemişti.

 Ben bu animeyi izlemeye daha dokuz bölümü yayınlanmışken başlamıştım, dört bölümünü izlediğim an devamını izlemeyi bıraktım. Çünkü bu anime çok iyi bir anime olacağını daha ilk bölümlerinden belli ediyordu ve ben de animeden maksimum zevki alabilmek için tüm bölümlerinin çıkmasını bekledim ve hiç pişman olmadım. Animede kötü olan bir tane bile bölüm yok.

 Yasak aşk konseptini seven birisiyim. İki kişinin, tüm kısıtlamalara karşı gelerek birbirlerini sevme konsepti bana her zaman çok güzel gelmiştir. Kishuku Gakkou no Juliet de Romeo ve Juliet’i temel alarak bu konsepti çok güzel bir biçimde işliyor. Romantizm ve komedi, senaryo ile harika bir uyuma sahip ve bunların hepsi muhteşem işlenmiş. Aynı şekilde, animedeki neredeyse tüm karakterler harika. Her bir karakteri ayrı ayrı sevdim. Ana karakterlerin birbirlerine olan aşkları için yaptıkları fedakarlıklar ve dünyayı değiştirme çabaları komedi ile beraber sentezlenerek ortaya harika sahneler çıkıyor ve bu sahneler sayesinde animenin hiçbir sahnesinde sıkılmadım. Inuzuka ve Persia uzun bir süre boyunca favori çiftim olarak kalacak gibi duruyor.

 Kullanılan soundtrackler genel olarak güzel, ancak aksiyon ve komedi anlarında kullanılanlar çok ayrı bir seviyede harikalar. Bu anlarda kullanılan soundtracklerin hepsi animeye ayrı bir hava katıp, bulundukları sahnenin kalitesini yükseltmeyi çok iyi başarıyor.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/kishuku-gakkou-no-juliet

2| Citrus

Stüdyo: Passione

Yayın Sezonu: Kış

Türler: Dram, Okul, Romantizm, Shoujo Ai

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Manga

 Citrus’un bu listede ikinci sırada olduğuna şaşırdınız değil mi? Merak etmeyin ben de en az sizin kadar şaşkınım. Bu animenin bırakın ikinci sırada olmasını, bu listeye girebileceği bile aklımın ucundan geçmezdi. Ancak, buradayız ve Citrus da ikinci sırada…

 Bu animeye karşı çok büyük ön yargılarım vardı ve bu ön yargıların sebebi animenin bir shoujo ai olmasından dolayı değildi. Hatta animenin shoujo ai olup olmamasını bile önemsemiyordum. Bu animenin stüdyosu benim en sevdiğim animelerden birisinin de stüdyosu olan Passione ve Citrus’u Passione’nin yaptığını öğrendiğim sırada ben bu stüdyodan 2 yıldır Rokka no Yuusha’nın ikinci sezonunu beklemekteydim. Bir de üstüne Citrus’un yönetmeninin, Rokka no Yuusha’nın yönetmenliğini yapmış olan Takahashi Takeo olduğunu gördüğümde sinirim tavan yapmıştı ve, “Bu mudur yani, o kadar kişi Rokka no Yuusha’nın ikinci sezonunu beklerken, sırf mangası çok daha popüler diye Citrus’un animesini mi yapıyorsunuz?” demiştim. Bu sinirle beraber ön yargılarım da tavan yapmıştı. Ancak, yine de içimde bir umut vardı. "Belki" diyordum, "Belki de Takahashi Takeo’nun, Ookami to Koushinryou ve Rokka no Yuusha’da görmüş olduğumuz harika yönetmenliği sayesinde ortaya güzel bir anime çıkmıştır." ve çıkmış da. Citrus harika bir anime.

 Anime, daha önce hiç sevgilisi olmamış Yuzu ve babası yakın zamanda Yuzu’nun annesiyle evlenmiş olan Mei’nin etrafında şekilleniyor. Senaryo kalitesini özetlemek gerekirse, ilk 6 bölüm mükemmele yakın, son 6 bölüm çöp… Tamam çöp değil ama yine de ortalamanın çok az üstünde. Hani, şu animenin ilk 6 bölümünü izlediğimde, “Eğer animenin ikinci yarısı da bu kadar harikaysa bu anime çok rahat en sevdiğim animeler içerisinde üçüncü sırayı zorlar.” demiştim. Ancak olmadı. Animenin ikinci yarısı benim sevmediğim aşk rakibi konseptiyle dolu. Tamam bu konsept ilk yarıda da var ama ikinci yarıdan çok çok daha az işleniyor. İlk yarının asıl olayı dram ve anime bu dramı işlemekte aşırı başarılı. İkinci yarıda, romantizm dramdan daha çok ön plana çıkıyor olsa da bu kısımlardaki dramın işlenişi de oldukça başarılı. 

 Romantizm iyi… Başka söyleyecek bir şey bulamadım, çünkü bu animenin asıl beğendiğim kısmı dramıydı, romantizmi değil.

 Mei ve Yuzu oldukça başarılı yazılmış karakterler. İkisinin de kendilerine ait olan kişilikleri zaman içinde birbirleriyle olan etkileşimleri sayesinde hem iyi hem de kötü yönde gelişimler gösteriyor. Yan karakterler ise sadece bu gelişimlere katkıda bulunmaları için yazılmış karakterler. Özel bir yanları yok.

 Müzikler tıpkı Rokka no Yuusha’da olduğu gibi harika ama bir Rokka no Yuusha soundtrackleri kalitesinde tabi ki de değiller ve olamazlar da. Sonuçta Rokka no Yuusha’nın soundtrackleri için Passione özel olarak kasmış ve bir Rus Orkestrası ile anlaşmıştı. Ancak, konu açılış klibine geldiğinde orada işler değişiyor. Çünkü, Citrus’un açılış klibi şu ana kadar gördüğüm en iyi açılış kliplerinden birisi. 

 Her ne kadar ikinci yarısı ortalamanın çok az üstünde olsa da, ilk yarısının muhteşemliği Citrus’u benim için, rahatlıkla bu yılın en iyi ikinci animesi yaptı.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/citrus

1| Sora yori mo Tooi Basho

Stüdyo: Madhouse

Yayın Sezonu: Kış

Türler: Macera, Seinen

Bölüm Sayısı: 12

Kaynak: Orijinal

 Hakkında yazmış olduğum incelemeyi okuyanlar, zaten bu animenin birinci sırada olduğunu uzun süre önceden biliyordu. O incelemeyi okumak ve anime hakkındaki detaylı görüşlerimi öğrenmek isteyenler şuraya tıklayarak incelemeye gidebilirler.

(Not: Ben o incelemeyi yazdığım sırada animenin türleri MyAnimeList'te Macera, Slice of Life olarak gözüküyordu, ancak şu an Macera, Seinen olarak gözüküyor. Bu listedeki ve o incelemedeki türlerin farklı gözükmesinin nedeni budur.)

 “BAŞYAPIT” bu kelime kesinlikle çok az şeyde kullanılması gereken bir sözcük. Animelerden örnek vermek gerekirse, bence bu kelimeyi sadece, en sevdiğiniz ve izlediğiniz diğer animelerden açık ara farkla sıyrılan animeler için kullanmalısınız. Benim için ise bu kelimeyi kullandığım animelerin sayısı altıydı ta ki 2018’in nisan ayına kadar.

 Bu listede diğerlerinden sıyrılan ve onlardan daha fazla sevdiğim animeler ilk dört sırada ve bu dörtlü içinden Seishun Buta Yarou, Kishuku Gakkou no Juliet ve Citrus’un ortak bir özelliği var: Hepsi de beklentilerimi aşıp kendilerine bu listede üst sıralardan yer buldular. Ancak, Sora yori mo Tooi Basho onlardan farklı. Ben bu animenin zaten başyapıta yakın bir anime olmasını bekleyerek izleme başlamıştım ve beklentilerimi tamı tamına karşıladı. Bu anime bir başyapıt. 

 Bu kadar yüksek beklentilerimin olmasının iki sebebi vardı. Hem animenin MAL puanı aşırı yüksekti hem de yönetmeni, benim en sevdiğim animelerden olan Sakurasou no Pet na Kanojo ve No Game No Life’ın yönetmenliğini yapmış olan Ishizuka Atsuko’ydu ve bu kadın Sora yori mo Tooi Basho ile beraber en sevdiğim 10 animeden 3ünün yönetmeni olan birisine dönüştü. İşin arka planı da çok geniş olduğundan kesin yorumlarda bulunamam ama bu üç animeyi de izlerken gördüğüm kadarıyla bu kadın tam bir yönetmenlik dehası (Evet ben bir Ishizuka Atsuko fanboyuyum).

 Bu anime ile ilgili sadece iki sıkıntım var. İlki Antarktika kısmındaki keşif sahnelerinin beklediğimden az olması. İkincisi ise Shirase karakteri hakkında her şey. Dört ana karakterden diğer üçünü, özellikle de Hinata’yı, aşırı sevmişken bu Shirase’yi bir türlü sevemedim. Aşırı sinir bozucu bir karakter olmasının yanı sıra, Hanazawa Kana gibi muhteşem bir seslendirmenin sesinin animede berbat kullanılmış olması (bu berbat kullanımın kesinlikle seslendirmenden kaynaklı bir şey olduğunu düşünmüyorum) gibi ögelerle beraber hiç sevmediğim bir karaktere dönüştü. Neyse ki birkaç iyi yönü vardı da onu berbat bir karakter olmaktan kurtarıyordu.

Image

http://www.turkanime.tv/anime/sora-yori-mo-tooi-basho

2018 Güzel Bir Yıldı

 En sevdiğim dört anime ayrı yerde olsa da, 2018'de çıkan animeler genel anlamda iyiydi. Kurak geçen kış ve ilkbahar sezonlarının üstüne yaz ve sonbahar sezonları yılı kurtarmayı başardı ve merak etmeyin 2018 macerası henüz burada bitmiyor. Bu yıl için hazırlamak istediğim 2 liste daha var. Umarım 2018 yılı sizin için de güzel bir yıl olmuştur ve 2019 bu yıldan kat kat daha güzel geçer. Bir aksaklık olmazsa haftaya yayınlayacağım başka bir 2018 listesinde görüşmek üzere kendinize iyi bakın.

Image

(Yılın en iyi karakteri Miyake Hinata'ydı)

KAPAK FOTOĞRAFI

Bu İçeriğe Tepki Ver (en fazla 3 tepki)

Facebook Yorumları



Disqus Yorumları